Aklıma kazıdığım binlerce portre

Saat 02.25, apartmanda, bugünkü yaşanılanlardan habersiz bir şekilde uyuyan insanların uykularını bölmemek için merdivenlerden sessiz adımlarla çıktık.


Saat 02.25, apartmanda, bugünkü yaşanılanlardan habersiz bir şekilde uyuyan insanların uykularını bölmemek için merdivenlerden sessiz adımlarla çıktık. Bu saatte nereden mi geliyorduk? İstanbul’da SSGSS için düzenlenen mitingden.
Hemen üstümü başımı çıkarıp battaniyeye sarıldım ve bugün neler yaşadığımızı gözümün önünden teker teker geçirdim. Hatta kendi hayatımı da...
Henüz 18 yaşındayım. Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne hazırlanıyorum. Çoğu zaman kendi kişisel sorunlarıma takılıp kalıyorum. Aslında bunlara çözüm ararken hayattan geri kalıyormuşum, bunu fark ettim. Babamla sık sık konuşurum, sorular sorarım, hayatı en çok babamın ağzından öğrenmek keyif veriyor bana.
6 Nisan Pazar günü saat 14.00’te İstanbul-Kadıköy’de SSGSS Yasası’na karşı yapılacak mitingden haberim vardı ve bu mitinge mutlaka katılmak istiyordum. Grip olmuştum, kendimi çok halsiz hissediyordum ve aynı zamanda sadece hafta sonları olan resim kursumu da kaçırmamalıydım. Ama bunları bir günlüğüne görmezden gelmek istiyor ve bir yandan annemin yaptığı ıhlamur çayını içip mitinge gitmek için güç topluyordum. Mitingden bir önceki gece durumumda bir değişiklik olmamasına rağmen ertesi gün için çantamı hazırlamış ve babama gelmek istediğimi söylemiştim. Babam, gülümsemiş ve bana sarılarak öpmüştü. Bir heyecanla mitingde beraber olacağım kalabalığı gözümün önüne getirip uyumuştum. Sabah 5’te kahvaltımızı yapıp, sendika ve meslek örgütlerinin ayarladıkları otobüslere binmiştik.
Miting yerine geldiğimizde yağmur başlamıştı, fırtına da yağmuru yalnız bırakmıyordu. Bir süre sonra yağmur sesi, yerini mitinge katılan işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin, kısacası halkın sloganlarına bırakmıştı. Herkes gökyüzünün altında tek bir düşünce ile buradaydı. Benim için çok görkemliydi, çok ciddiydi, çok önemliydi burada bulunmak.
Acaba bir gün bunların da resmini çizebilir miydim? Bunları olduğum yerde düşünürken babam fotoğraf makinesindeki pilin düştüğünü söyledi. Pili ararken ayaklarımın ıslandığını fark ettim. Babama söyledim, o da yağmur dinene kadar bir yere sığınabileceğimizi söyledi. Olmazdı, sığındığımız tek yer bu alan olmalıydı, hem bir ben değildim ya ayakları ıslanan... Nice kişileri gördüm ağzında güçlü sloganı, ayağında eski mi eski ayakkabısı. Ama daha fazla hasta olmamam için 2 YTL’ye bir çift çorap aldık ve devam ettik...
Bu yasayı istemeyen herkes buradaydı. Düşlerimde gördüğüm kardeşlerim, elini öptüğüm büyüklerim, ürettiklerine borçlu olduğumuz işçiler, babamın arkadaşları, aynı düşünceyi paylaştığımız emekçiler...
Artık otobüsler kalkacaktı. Yavaş yavaş dağılan kalabalığa baktım da; bunca insan, bunca bekleyiş, yani bizler boşuna değildik...
Zonguldak’a geri dönmek için otobüslere bindik. Otobüs “Bir şey yapmalı” şarkısıyla yavaş yavaş ilerlerken, ben de başımı babamın omzuna yasladım ve düşündüm; mitinge gelmek için resim kursuma gitmemiştim. Hafta sonları olan ve sadece iki saat çizim yaptığımız kursta, arkadaşlarım her zamanki gibi toplam dört çizim yapmışlardı, oysa ben orada aklıma binlerce portre kazımıştım!
Gökçe Bozbaş-(ZONGULDAK)
www.evrensel.net