UFUK

  • Başbakan Erdoğan, dün partisinin grubunda yaptığı konuşmada, partisi hakkında açılan kapatma davasını değerlendirirken, “Kavganın, gerilimin, öfkenin tarafı olmadık, değiliz.” dedi.


    Başbakan Erdoğan, dün partisinin grubunda yaptığı konuşmada, partisi hakkında açılan kapatma davasını değerlendirirken, “Kavganın, gerilimin, öfkenin tarafı olmadık, değiliz.” dedi. Bu sözü duyunca, Erdoğan’ın, geçtiğimiz şubat ayında kendisini öfkeli tavırlarından ötürü eleştirenlere verdiği şu yanıtı hatırlamamak elde değil: “Öfke bir hitabet sanatıdır.”
    Aradaki bu çelişki gibi görünen durum, aslında Başbakan Erdoğan’ın, “dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen şeyleri”, “çok açık bir biçimde söyleyen” biri olmasından kaynaklanmaktadır.
    Erdoğan’ın, kullandığı söylemler, yaptığı vurgular ve genel üslubu izlendiğinde, onun için aslolanın dün söyledikleri ile bugün söyledikleri arasındaki uyumdan çok, “özgüvenli” bir tutum sergilemek olduğu görülecektir.
    Başbakan Erdoğan’ın, parti grubunda, halka hitap ederken ya da yurt dışı gezileri sırasında yaptığı konuşmalarda, sıklıkla başvurduğu belli kalıplar dikkati çekmektedir: ‘Bakın çok açık ve net söylüyorum.”, “Çok açık söylüyorum”, “Böyle bir şey görülmemiştir”, “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmemiştir”, “Ben bilimsel konuşuyorum” vb...
    Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarının, bu konuda uzman olan danışmanlarınca hazırlandığı da dikkate alındığında, bunun kendisini dinleyenlerin gözünde “öz güvenli” bir görüntü sergilemek üzerine kurulmuş bir propaganda yöntemi olduğu seziliyor. Bu kalıplar Erdoğan’ın irticalen yaptığı anlaşılan kimi konuşmalarda ise kendi doğal üslubuna uygun bir hal alıyor. “Yok böyle bir şey. Bu racona ters” gibi!
    Bir köşenin sınırlılığını da dikkate alarak Başbakan Erdoğan’ın, bu özel vurgularından birkaç örnek verebiliriz:
    “Bu benim başbakan olarak talebim. Düşünce özgürlüğü yok mu? Var... Sorumluluğumun gereğini yapıyorum. Şu andaki nüfus artış oranı ile devam edersek 2037 yılında Türkiye’nin nüfusu yaşlı nüfus haline gelecektir. Ben hesapla, bilimsel konuşuyorum.” (Erdoğan’ın Trabzon’da ‘3 Çocuk’ konusunda ısrar ettiği konuşmasından, 6 Nisan 2008)
    “Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Türkiye’yi aralarına katmadılar. Çok açık söylüyorum, Türkiye’nin kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur” dedi. (Başbakan Erdoğan’ın, Uluslar arası Saraybosna Üniversitesi’nde öğrencilere hitaben yaptığı konuşmadan, 26 Mart 2008)
    “Ama çok açık söylüyorum, tarih bunu affetmeyecektir. Zira biz, demokrasi içinde mücadelemizi sürdürüyoruz.” (Erdoğan’ın, partisinin Yalova İl Kadın Kolları 2. Olağan Kongresi’ndeki konuşmasından, 31 Mart 2008)
    “Böyle bir şey görülmemiştir. Bu racona terstir.” (Erdoğan, 301 konusunda hükümetin yaptıklarını görmek istediklerini dile getiren Barolar Birliği’ne yanıtından, 3 Mart 2007)
    Örneğin dinleyenleri söylediklerinizin tartışmasız doğruluğuna inandırmak isterseniz, cümlenin başına “Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre/ Amerika’da yapılan bir araştırma gösteriyor ki, … “ diye bir girizgah koymanız çok ikna edici olmasa da göz doldurucu etki yaratır. Bu bilinen ve kullanılan bir yöntemdir ve sanal bir inandırıcılık efekti yaratır. Böyle bir girizgahtan sonra cümlenin sonunu istediğiniz gibi getirebilirsiniz, çünkü referansınız tartışılmayacak kadar sağlamdır (!)
    Bu klişenin popülist versiyonları da Başbakan Erdoğan’ın söylemlerinde yansıyan biçimde oluyor. Çok açık ve net söylüyor... İşaret parmağını sallayarak ya da baş ve işaret parmağını birleştirip öne doğru iki kere vurgulu biçimde sallayarak, “dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemiş” olana vurgu yapıyor. Dolayısıyla, artık buna inanmamak, üzerinde -bizim yaptığımız gibi- spekülasyon yapmak cahilliktir, art niyetli olmaktır vs...
    Kim bilir, belki Başbakan Erdoğan’ın image maker’ları, hitabet konusunda ona önerilerde bulunmak için yaptıkları hazırlıklar sırasında ünlü gösterge bilimci Jean Baudrillard’ın “Amerika” adlı kitabını da okumuşlardır. Baudrillard, o kitabında, kendine öz güvenli gülümsemesiyle Amerikalılar’da “En iyi biziz, en güçlü biziz” duygusunu uyandıran Reagan’ın, bu edasıyla Amerikan kültürü arasındaki bağı deşifre ederken şu saptamayı yapar: “Amerika’nın kendine özgü yapaylığı, tanıtım kültürü, gündelik yaşamın içine girerek bambaşka bir anlam kazanan ahlak ve politika pratikleri en iyi Reagan’ın kimliğinde anlaşılabilir; sinema oyuncusu, vali, başkan ve gülümseyen bir yalancı.”
    Kendisini dünyanın merkezi olarak gören Amerika’nın başkanları bu tavrı gösterirken, Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan da, benzer bir etkiyi kendisi açısından yapmak için, “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmemiştir” söylemini tekrar edip duruyor. Arada bir dünya benzerlik kurulabilir, bir dünya fark olduğu da söylenebilir. Ama çok açık ve net olarak söylüyoruz ki, sonuçta, farklar da, benzerlikler de, Erdoğan’ın dünyası kadardır!
    Fatih Polat
    www.evrensel.net