Kıraçta yok o kadar çok ki

Sermayenin köyünden sürdüğü emekçilerden oluşan İstanbul’un yoksul semtlerinden birisi de Kıraç. Gurbete gelmenin sorunlarıyla boğuşan emekçiler, zorlukla buldukları işlerde patronların sömürü çarklarının zorluğunu yaşıyorlar.


Sermayenin köyünden sürdüğü emekçilerden oluşan İstanbul’un yoksul semtlerinden birisi de Kıraç. Gurbete gelmenin sorunlarıyla boğuşan emekçiler, zorlukla buldukları işlerde patronların sömürü çarklarının zorluğunu yaşıyorlar. Sömürü ve baskının altında ezilen işçi-emekçiler yeniden dayanışma, mücadele etme kültürünü yaratmanın sancılarını yaşıyor.
Sanayide çalışanların önemli bir bölümünü genç işçiler oluşturuyor. Örgütlenme ve dayanışma kültürü henüz zayıf olan Kıraç’lı işçiler, her geçen gün yeni deneyimler kazanıyorlar. Tersane ve Davutpaşa’da yaşanan ölümler gibi henüz ‘trajik’ bir ölüm yaşamamış olsalar da, Tuzla ve Davutpaşa’daki işçilerle benzer koşullarda çalışıyorlar. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda önemli sorunlar yaşanan Kıraç sanayisinde, bu sorunlarla birlikte kentin yerel sorunları da işçileri boğuyor. Sosyal alanların yok denecek kadar az oluşu, özellikle genç işçileri kahve köşelerine yada internet kafelere mahkum ediyor. Geçmiş yıllarda Kıraç Kent Konseyi’ni ‘Yedi Gece Yedi Film’ etkinlikleriyle her gün 1500-2000 Kıraçlı’nın izlemesi, yine bugünlerde yapılan futbol turnuvasına yüzlerce gencin katılması sosyal etkinliklere duyulan ‘açlığın’ bir göstergesi adeta.
Yerel basında yapılan okul ve sağlık ocaklarına ilişkin sayısız reklam haberleri çıkıyor. Oysaki bunların bir çoğu ‘hayır severler’ tarafından yapılıyor. Kıraç’ta hâlâ 70 kişilik sınıflarda ders yapılıyor. İstanbul kültür başkenti olacak ama Kıraç’ta kültür merkezi yok. Kütüphane yok yeşil alan yok denecek kadar az. Yoklar o kadar çok ki.... Elbette bu yoklukların nedeni yönetme anlayışından kaynaklanıyor. Bu anlayışta ‘Ben bilirim. Ben yaparım. Benim çevrem nasiplenir’i ortaya çıkarıyor.
Savaş Gülelçin (Kıraç/İSTANBUL)
www.evrensel.net