HAYATIN İÇİNDEN

  • Bağımsız Türkiye...Uluslararası alanda şamar oğlanına dönmemiş, AB kapısında ciğerci kedisi gibi yalanmayan, uzak diyarlarda yabancı tekellerin askerliğini yapmayan bir Türkiye...


    Bağımsız Türkiye...
    Uluslararası alanda şamar oğlanına dönmemiş, AB kapısında ciğerci kedisi gibi yalanmayan, uzak diyarlarda yabancı tekellerin askerliğini yapmayan bir Türkiye...
    Ama en önemlisi, sınırları içerisinde yaşayan insanların mutlu olduğu, babaların, annelerin, çocuklarının geleceğiyle ilgili kaygı duymadığı, akşam tok ve sıcak yatan bir Türkiye...
    Mutlu azınlığı gece eğlencelerinde on işçi maaşı hesap öderken, büyük çoğunluğun makarna kömür peşinde koşmadığı bir Türkiye.Ülke kaynaklarını hakça dağıtan ve kullanan bir Türkiye.
    Okyanus ötesinden emir almayan, “Ülkeyi koruyorum” numarasıyla haraç çetelerinin hayatı zehir etmediği bir Türkiye. Kafaların dışına değil, içine değer veren, düşünmenin ve düşündüğünü söylemenin suç değil, onur sayıldığı bir Türkiye.
    İşte sol böyle bir Türkiye istiyor.
    Üç, beş senede milyar dolarlık serveti iç etmiş dürzüler böyle bir Türkiye ister mi?
    Bu dürzüler solcuları sever mi?
    Peki sağcı ne ister?
    Aslında sağcının yoksulu, işçisi emekçisi, ne olduğunu bilmeden sağcı olmuştur. Aslında o da, solcu ne istiyorsa onu ister. İş ister, aş ister. Bağımsız, onurlu bir ülke ister. Ama bu işleri sağcıların yapacağını sanır. Bilmez ki, işçinin, emekçinin sağcısı solcusu olmaz. İşten atılırken kimse “Sağcı mısın, solcu musun?” diye sormaz.
    Aynı yemeği yiyen, aynı eğitim harcını ödeyen, aynı yurtlarda balık istifi kalan, aynı disiplin cezalarıyla cezalandırılan öğrencinin sağcısı, solcusu olmaz. Üniversiteden atılırken kimse “Sağcı mısın, solcu musun?” diye sormaz.
    Emeklinin sağcısı da, solcusu da maaş kuyruklarında ölür. İkisi de bayat ekmek alır. Sağcısı da, solcusu da otobüslerde tıklım, tıklım gider.
    Köylü domatesini pazara getirdiğinde kimse “Sağcı mısın, solcu musun?” diye sormaz. Ürünü bedavaya kapmaya çalışır. Hem sağcının, hem solcunun dağları, ormanları talan edilir. Zehirli suları hem sağcının, hem solcunun çocukları içer.
    İçer de, bu suyu kimin neden kirlettiğini, neden işsiz kaldığını, neden banka kuyruklarında telef olduğunu, neden otobüs duraklarında ömür tükettiğini, neden bu ülkede 3 yılda 27 kişinin daha dolar milyarderi olurken, milyonlarca işçinin işsiz dolaştığını, çocuklarının kağıt toplayarak, ayakkabı boyayarak ev geçindirdiklerini düşünmek, sormak solculara kalır.
    Çünkü devletli yoksulu, işçiyi, emekçiyi tam istediği yerden bölmüştür.
    Bölmüştür ki, ortak numarasıyla ülkenin uluslararası tekellere peşkeş çekildiğini ve bu ticaretten alınan komisyonu kimse görmesin. Bölmüştür ki, günde beş vakit namaz üzerine Irak’ta, Afganistan’da direnen yoksul müslümanın gırtlağına saldıran küffarla işbirliği yaptığını, bu işi de yine yoksul çocuklarına yaptırdığını kimse sezmesin.
    Bölmüştür ki, “Hop ne oluyoruz lan!..” diyenin üstüne saldırtacağı yarı manyak tosuncukları yetiştirebilsin.
    Bölmüştür ki, muhterem evlatları uzak batılarda deveyi hamuduyla götürürken, yoksul çocukları üniversite bahçelerinde birbirlerini yiyebilsin.
    Yiyebilsin ki, uzak batıdaki mahdumlar rahat edebilsin.
    Arif Nacaroğlu
    www.evrensel.net