Kürtlerin dişsiz korkusu

Helîm Yusîv, Kürt edebiyatında hatırı sayılır okur kitlesine sahip olan bir yazar.


Helîm Yusîv, Kürt edebiyatında hatırı sayılır okur kitlesine sahip olan bir yazar. Yusîv, Kürt öykücülüğün başarılı isimleri arasında yer alıyor. Suriye Kürtlerinden olan yazar, ülkesindeki baskılar nedeniyle Almanya’ya yerleşmek zorunda kalmış. Yaşamını bu ülkede sürdürüyor. Kürtçe yazan yazarın Dişsiz Korku romanı ilk kez Türkçeye çevrildi. Rahmi Batur tarafından çevrilen roman, Evrensel Basım Yayın tarafından basıldı. Daha önce yazarın öykü kitapları da Türkçeye çevrilmişti.
Romanın Suriye ya da Türkiye’de Kürtlerin yaşadıklarına dair bir kesit sunduğunu söyleyebiliriz. Buna iki ülke daha ekleyebiliriz: İran ve Irak. Söz konusu ülkelerde Kürtlerin içinde bulunduğu durum ve yaşadıkları hâlâ bir insanlık trajedisi olarak sürmekte. Zira Yusîv’in kitabında anlatılan Suriye deneyimleri, bizim ülkemizin hiç de yabancısı olmadığı durumlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşananlar, benzerliği en açık biçimde ortaya koyuyor. Tabii bütün bunları düşündüğümüzde, ülkemiz coğrafyasında başlayan asimilasyon, mezra, köy, şehir isimlerinin değiştirilmesi, çocuklara verilen Kürtçe isimlerin yasaklanması bunlara örnektir. Yakın zamana kadar yönetenlerce Kürtlerin “dağlı Türkler” olduğu iddia edilirdi. Kendi dillerinde eğitimin bahsi dahi geçmemişti. Son yıllarda kimi kısmi düzenlemeleri dışarıda tutarsak, yine Başbakan’ın deyişiyle “düşünmezsen yoktur” denildi Kürtler için. Ama diğer yandan “insanlık suçu” işlenmeye devam ediyor! Burada Başbakan’ın Almanya’da “Asimilasyon insanlık suçudur” demesinin yaşananlarla ne kadar tezat olduğu da ortada.
Kürtlerin Araplaştırılması
2004 yılında Suriye’de Kürtler rejime karşı tepkilerini ortaya koymuş, yaşanan çatışmaların ardından onlarca insan ölmüştü. Bu olayların izlerini romanda bulmak mümkün. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Kürtlerin yaşadığı korku ve korkunun nedenlerine dair kesitler veriyor okuyucuya. Ülkemizde nasıl bir Türkleştirme yaratılmak istenmişse Suriye’de de benzer bir durum yaşanıyor. Orada Araplaştırma politikaları ve tabulaştırılan ülke yönetim erki ve özellikle ülkenin başkanı, korkuların başında yer alıyor. Suriye’de yaşananları yazarın kaleminden iki alıntı ile aktaralım: “Öyle bir ülkede dünyaya geldim ki orada güneş bile korkuyla doğuyor ve daha büyük bir korkuyla batıyor. Yeni bir güne başlamadan önce, insanlar korkuyla kahvaltı ediyor. Her şeyden korkuyor ve yoruluyorlar. Korkuyla giyiniyorlar. Geceleri korku dolu rüyalar görerek uyanıyor, biraz su içiyor ve gördüklerinin gerçek olmaması üzerine Allah’a şükrediyor, tekrar yatıyorlar. Uyandıklarında, yeni günü yine kendilerini bekleyen korkuyla karşılıyorlar. Çocukluğumuzda, “bu çocuklar için korkuyorum” diyen anne babalarımız, biraz büyüyüp delikanlı çağına geldiğimizde, “gençliğini yaşamadan, başına bir bela gelir diye korkuyorum” demeye başlardı. Biraz daha büyüdüğümüzde ise “öleceğim ve bütün hasret içimde kalıp mezara gelecek diye korkuyorum” derlerdi.” (s.24)
“Özgürlük için sözde dedelerimiz Arap kardeşleriyle omuz omuza verdiler, o güzel Fransızları ülkeden çıkardılar. Sonra Arap kardeşlerimiz, bizi çok fazla sevdikleri için Araplaştırmaya çalıştılar ve bu aşırı sevgiden gözleri görmez oldu ve bize, “siz aslında yoksunuz!” demeye başladılar. Sonra bizi büsbütün duymamaya başladılar. Artık sadece onların diliyle konuşulduğunda duyabiliyorlardı. Bu sebeple ne desek, duymuyorlardı...” (s.49)
Romanın baş karakterlerinden Mûsa, Qado ve diğer arkadaşlarının, yaşadıkları ile bizlere Suriye’de Kürtlerin yaşadıklarına dair kesitler verdiğini yineleyelim. Yaşadıkları baskılar sonucu “çare” olarak yurtdışı görülüyor. Yurtdışına gitmek için kat edilen yol ve verilen mücadele ile birlikte bir kez daha korkunun izleri... Ki bu korku bütün yaşanan ilişkilerde belirleyici bir özelliğe sahip oluyor. Yazar, Dişsiz Korku romanı ile Kürtlerin yaşadığı korkularla yüzleştiriyor okuru.
Şerif Karataş
www.evrensel.net