İşçi şairlerden iki ses

Yaprak Yaprak Şiir (2001) Molla DemirelMolla Demirel deyince, insan ve insana ilişkin tüm değerlere sevecenlik ve güzel günlerin düşleriyle yaklaşan bir kimlik belirir gözlerimin önünde.


Yaprak Yaprak Şiir
(2001) Molla Demirel
Molla Demirel deyince, insan ve insana ilişkin tüm değerlere sevecenlik ve güzel günlerin düşleriyle yaklaşan bir kimlik belirir gözlerimin önünde. “Yüreğin Aynası” şiirinin;
“Bin ihanet edenimiz vardır/ Bin karnını doyurmak için etini satan güzellerimiz/ Yiğidimiz vardır, geceyi gündüze çeviren/ Hiç şaşmayın saat gibi işleyen ellerimiz/ Birleşince gücümüz güllük gülistanlık olur çöl/ Budur boşlukta dolaşan bir yıldızdan/ Suda yüzen balıktan farkımız/ Benzeşmiyorsak kumaşlarımızla (tenimizin rengiyle)/ Ayrıysa dillerimiz bu zenginliğimiz/ Ve güzelliğimizdir/ Hepimiz topraktan gelmişiz/ İnsan olmanın kimliğidir yüreğimizdeki/ Sevgi/ Gül ve çocuk” dizelerinde görüldüğü gibi, ufkunun alanında yalnız kendi memleketindekiler değil, tüm dünyanın emekçi insanları soluk alıp veriyor.
Demirel, 1948 yılında Akçadağ’da doğmuş, Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nde edebiyat eğitimi görmüş ve 1972 yılından itibaren Almanya’da yaşıyor. Kimya işçiliğiyle başladığı ekmek kavgasını, sosyal danışman olarak sürdürüyor. Ne ki insan doyduğu yerle birlikte doğduğu yeri de unutamıyor. O nedenle uzun yıllar geçmiş olmasına karşın özlemini “ Deniz mavi mavi/ Güneş yedi rengiyle/ Güler çocukluğuma” ya da başka bir şiirinde; “Bir sevda çekiyor beni/ İçinde yüzülmemiş bir denize/ Ve çocukluğuma” demekten kendini alamıyor.
Hayatı diyalektik bir bütünlük içinde algıladığını; “Anladık yaratan/ Ve yaratılan biziz// Bir med-cezir/ Akışıdır yaşam” dizeleriyle belirginleştiren Demirel, iki dizelik güçlü şiirler oluşturuyor.
“Sevgi Dolu Bir Dünya”yı ütopik kurgulamayla dizeleştiren şair, hemen ardından, ülkemizin gündeminde olan dil sorununa; “Tüm dilleri sevdim/ Onlara/ Şiir yazdım/ Sevgiyle sözcüksüz” diyerek uygarca bir yaklaşım sergiliyor. Ardından da “Arılar ve Karıncalar” örneklemesindeki; “Deniz dalgaları/ Kuşlar karıncalar/ Sıra sıra arabalar/ Ve sırtında odun taşıyan kadınlar arasında/ Kovanına tütsü verilmiş arılar gibi/ Çılgın dolaşıyor gözlerim// İnsanlar en akıllısıymış tüm yaratıkların/ Hadi canım/ Öyleyse bu anlatılmaz ayrım/ Bu boğuşmalar/ Bu silahlar/ bu katliamlar neden// Şu arılar/ Karıncalar/ Çiçekler gibi/ Neden yaşamaz insan/ Kardeşçesine// Arılar yuvalarına çiçek/ Karıncalar buğday/ İki kız bir ana sırtlarında çalı taşıyor/ el ediyor bir çift kumru gökmavisinde// Bense düşlerimle yansıyorum suya/ Ormana ve çocukların türkülerine” dizelerinde olduğu gibi, insanlar arasındaki kargaşa ve kavgaya tavır almasının yanı sıra geleceğe olan inancını yitirmiyor.
Savaş ticareti yapan kapitalist emperyalist eşkıyaları, dünyamızı çöplük yapanları, herhangi bir biçimde çirkinleştirenleri vurucu bir dille eleştirerek şiirinin konusu yapan Molla Demirel, aydınlık günlere ulaşma inancının kapılarını da sürekli açık tutuyor.
Almanya’da faaliyetini sürdüren (Verlag Anadolu) Yayınları tarafından Türkçe-Almanca olarak çıkarılan kitaptaki şiirlerde, Molla Demirel’in önceki şiirlerini aşarak yolunu sürdürdüğünü görüyoruz.

İşçi Şair Olursa (2008) İbrahim Yıldız
İbrahim Yıldız’ın Karabük’te çıkan Sendika adlı dergide yayınlanan yazılarından oluşan kitap elime ulaşınca, gerilere bakmaktan kendimi alamadım. 1946 yılında Şefik Hüsnü’nün kurduğu Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ne bağlı İstanbul Sendikalar Birliği vardı. Birlik, “Sendika” adlı bir dergi çıkarıyordu: Partiye üye olamayan devlet memurları, öğretim üyeleri vb. hem dergide yazıyor, hem de uzmanlık alanlarında işçiyi aydınlatmaya çalışıyorlardı. Buna benzer bir hizmeti 1966-1968 yılları arasında İbrahim Yıldız ve arkadaşları yapmış. Kitaba “Sunum” yazan Hüseyin Özmen, kuruluş aşamasını “Emekçilerin düşü, düşü’nü ve sesi olmayı amaçlayan üç işçi; İbrahim Yıldız, Mithat Yaban ve Ömer Taşdemir otuz dört sayı yayınlanan (Sendika-Fikir ve Sanat gazetesinde) kalemleriyle bu amaçlarını yerine getirmişlerdir” dedikten sonra, dergideki yazılarında (Yıldız Osmanoğlu, İbrahim Osman, Vahit Irgat, Osman Çiftçi, Sadık Özçoban) takma adlarını da kullanarak; ilerici kitap ve dergileri tanıtmasının yanı sıra ülkenin gerçeklerinden kopmadan siyasal, sendikal, işçi ve işçi örgütlenmeleriyle ilgili konular üzerinde topluma düşüncelerini ileten İbrahim Yıldız’ın yazılarını; “Bu genel izlek; yerele uyarlanarak Karabük işçisinin o günü de ele alınarak, yarınını şimdiden görmesi sağlanmıştır” diyerek değerlendiriyor.
İşçi-aydın buluşmasının çareleri üzerinde kafa yoran işçilerin anlatıldığı “Köprü” adlı yazıyı da içeren ve Tay Dergisi Yayınları tarafından çıkarılan bu kitap, şair olarak tanınan İbrahim Yıldız’ı ve sanatını bütünlüklü tanımada yararlı olacaktır.
Şair İbrahim Yıldız Avrupa’da
Tay Dergisi Yayınları’ndan çıkan kitapta şairin otuz iki şiiri yer alıyor. Şiirlerin derleyicisi, İsviçre’de yaşayıp Yıldız’la Devrek Baston Festivali’nde tanışan Hüseyin Pekin. Doğru bir seçimle, kitaba daha bir yoğunluklu olan genelde kısa ve mesaj veren şiirleri almış. Bunlardan biri; “Gökyüzü dediğin bir dilim ekmek/ bal sürdük üstüne/ karanlığa çiçek ekerek/çıktık güneşe/ bölüşmeyi bir öğrenebilsek/ gök de bizim yer de” dizelerinden oluşan “Pay Tadı”.
Şiirleri Fransızcaya çevirenler ise Cenevre’de yaşayan Gülşen Akbal ile Marcel Python çifti.
Çoğunlukla geleneksel yapısını koruyan İsviçre’ye, İbrahim Yıldız’ın kendisi gibi güleç şiirleri; “Sevgi dünyasında yüzer gibiydi yüreğim/ dedim ki çağın insanlarına/ bölüşmeyi bir öğrenebilsek” dizelerinde belirttiği gibi, merhabanın ötesinde de anlam taşıyacaktır.
Güngör Gençay
www.evrensel.net