Muğla’nın bir başka yüzü

Muğla’dan Akbük’e doğru gidenler Yerkesik beldesini 3 km geçtiklerinde yol kenarındaki köy mezarlığındaki levha dikkat çeker. “Kerimoğlu Eyüp Efe burada yatmaktadır”


Muğla’dan Akbük’e doğru gidenler Yerkesik beldesini 3 km geçtiklerinde yol kenarındaki köy mezarlığındaki levha dikkat çeker. “Kerimoğlu Eyüp Efe burada yatmaktadır”
1901 yılının bahar ayında sevdiği kızın evinde uyurken Kör Arap tarafından uykusunda öldürülen Eyüp Efe’nin hikayesi bugün düğünlerde çalınan, söylenen oynanan Kerimoğlu türküsüyle yaşamaktadır.
Aslen Pisili olan Eyüp Efe, zamanın derebeylerine, rejiye ve haksızlığa başkaldırının sembolüdür. Bugün yöredeki tüm düğünlerde oynanan Kerimoğlu türküsünde halk Kerimoğlu’nu ölümsüzleştirmiş ve onu vuran zamanın kolluk komutanı Kör Arap’ı ise inceden alaya almıştır:
Öf aman da aman da
Şu dağlarda keklik kalmadı.
Oyna len de koca Arabım sen oyna
Senden başka yiğit (!) kalmadı.
Öf ülen de aman da
Yerkesik’inen şu Pisinin arası
Nerelerde bozulmuş
Kerimoğlu’ylan Kör Arab’ın arası
Öf aman da öf aman
Eyüp Efem gitti gitti bulunmaz
Elleme Kör Arab’ım elleme
Uykularda adam vurulmaz
Değerli araştırmacı yazar H. İlker Altınsoy ‘un Kerimoğlu romanı bir solukta ‘İnce Memed’ tadında okunacak bir eser.
Kerimoğlu’nun vurulduğu ev Yüksek Mimar E. Aladağ’ın projesiyle aslına bağlı kalınarak restore edilmiş. Belen Kahvesi’nden sonra Kerimoğlu evini canlandırarak kültürümüze kazandırdığı için kendisini kutlamak gerekiyor. Kerimoğlu evi ve mezarı Yerkesik beldesinden 3 km uzaklıktaki Menteşe Mahallesi’nde yer almakta. Akbük’e doğru gidenlerin soluklanıp Kerimoğlu Evi’ni görmeleri, yörenin sıcak insanlarıyla köy kahvesinde bir bardak çay içmeleri, onlara Muğla’nın diğer bir yüzünü gösterecektir.
Köylüler Kerimoğlu hikayesi dışında yok olan tütüncülüğü anlatacaktır. Dikkatli ve bakmasını bilen gözler, üretmek için çırpınan bu yoksul insanlardan susuz ve boş tarlaların hüzün kokan hikayelerini dinleyecektir. “Atmışından sonra kadınların beli eğirilirdi.. Kim bilir belki tütün kırmaktan ya da çapadan… Doktor yüzünü kim göre… Şimdi köylerde toprakta çalışan gençler yok. Okuyan kendini kurtaran, kente atmış kendini. Okumayansa otellerde karın tokluğuna çalışmakta. Ekmek kalmadı gayri köylerde…”
Bıraksan 90’lık Havse Nine neler anlatmaz... Ömründe bir kez bile denize ayağına sokmuş mudur?..Torununun Bozburun yapısı kayığıyla balığa çıkmaya heveslenmiş midir?.. O şimdi kucağında yeni doğmuş oğlağı torununu kucaklar gibi kucaklamada önünde keçisi bir gözlü kiremitli eğreti evinin yolunu tutmakta…
Menteşe Mahalle’sinin biraz uzağındaki Damla Deresi, derin bir vadi boyunca uzanıyor. Yazın kavurduğu günlerde bile kayalardan damlayan sular sanki bu yöre insanın akıttığı gözyaşları…
900 metre rakımlı Kıran Köyü Tepesi’nden bir dantel gibi uzanan Kerme Körfezi
(Gökova) bir başka güzel görünüyor… Yeşilçam ormanlarının maviyle kucaklaşması, sanki sevgililerin kucaklaşmasını andırıyor… Bozulmamış doğanın bakirliğini daha ne kadar sürdürebileceği ayrı bir konu… Ancak neo-liberal politikalar sonucunda bu yörelerin rant alanı haline gelmesi kaçınılmaz gibi gözüküyor…
Hüseyin Canel
Eğitim Emekçisi (MUĞLA)
www.evrensel.net