MERCEK

  • Burjuva iktidar güçlerinin, özellikle de hükümet ve partisinin halk kitlelerine yönelik söyleminde, egemen sınıf ile işçi ve emekçiler arasındaki ilişkilerin sermaye çıkarlarına uygun düşecek tarzda yorumu, açıklanması ve tarif edilmesi temel önceliklerden birini oluşturur.


    Burjuva iktidar güçlerinin, özellikle de hükümet ve partisinin halk kitlelerine yönelik söyleminde, egemen sınıf ile işçi ve emekçiler arasındaki ilişkilerin sermaye çıkarlarına uygun düşecek tarzda yorumu, açıklanması ve tarif edilmesi temel önceliklerden birini oluşturur. Bu, burjuvazi adına, onun işlerini hükümet düzeyinde görmekle görevli parti ya da partilerin halktan gerekli desteği bulmasını sağlama hedefinin yanı sıra, kitlelerin kapitalist sisteme bağlı tutulması gibi daha esaslı ve temel olan hedef yönünden de başlıca önceliklerin denebilir ki başında gelir. İdeolojik-politik yönlendirme ve yedekleme sistemin tüm önemli kurumlarının sorumluluğunda olmakla birlikte, hükümetler ile yedekledikleri yazar-gazeteci, sosyolog, iktisatçı vs gibi sermaye beslemesi kesimler bunun için özel bir gayret gösterirler.
    Son dönemde özellikle önemli toplumsal sorunlar etrafında ortaya çıkan “kutuplaşma” çerçevesinde hükümet sözcülerinin, hükümete, ABD ve AB yönlendirmesinde ve sözde “demokratik değerlere sahip çıkma” adına destekte birbirleriyle yarışan liberal sağ ve ‘sol’ “aydın” çevrelerinin yürüttükleri propaganda tam da bu temel hedefe bağlanmıştır. Halkın aldatılarak yedeklenmesi; gerçeğin ne olduğunu karmaşaya getirerek işçi ve emekçilerin kendi talep ve çıkarları için mücadeleyi daha ileriden yürütmesinin önünün kesilmesi bu propagandanın en önemli özelliğidir. Başbakan ve “AKP kurmayları” olarak tanıtılan ekiple birlikte Amerikancı ve “Avrupa”cı taifenin Kürt sorunu, “laiklik-laiklik karşıtlığı”, “demokrasi ve millet iradesi”, sağlık ve eğitim başta olmak üzere sosyal sorunlar ve ekonominin durumu üzerine söylemleri gerçeklerin çarpıtılarak başka türlü gösterilmesini esas almaktadır. Ülkenin neredeyse her tarafını dolaşarak meydanlarda “demokrasi-millet iradesi”, “refah ve huzur” üzerine “nutuk atan”(!) Erdoğan, “halk için çalıştıklarını” söyleyerek, “solcularla komünistler”i; dahası alanlarda saldırıları protesto eden işçi ve emekçileri “hükümetin yapmak istediği iyi işleri bozmaya çalışmak”la suçlaması, akla Hitler Almanyası’nın propaganda taktiklerini getirmektedir.
    Halkın 13.5 milyon kadarı yoksulluk koşullarında yaşıyor iken, hükümet ve destekçisi besleme yayın organları, gazeteciler ve ekonomistler, “kişi başına gelirin 9 bin dolara yükseldiği”ni söyleyebilmektedirler. Kürtlerin ulusal tam hak eşitliği başta olmak üzere kültür ve dil alanındaki tüm yasakların son bulması ve Anayasa ve yasalar başta olmak üzere baskı ve ayrımcılığı öngören ve dayatan tüm uygulama, anlayış ve politikaların son bulması talebine karşı, bu çevreler “herkesi bir gördüklerini” söyleyerek çok belirgin ve yüzeysel bir demagojiye baş vuruyorlar. Enflasyon yıllık bazda yüzde 11’e yükselmişken, 4.5 milyon kişi asgari ücret (435 YTL) karşılığı çalıştırılıyorken, işsizlik resmi açıklamalarla yüzde 12 civarında iken, kapitalistler düşük ücret dayatır ve hükümet bunu benimseyip uygulamak üzere baskıya baş vururken, “herkesin refah içinde yaşaması için çalışıldığı” söylenmektedir. Dini inanç istismarı hükümet ve destekçileriyle devletin öteki temel kurumlarının başlıca işlerinden biri olmasına, Sünni İslam tüm halk kitlelerine zorunlu din eğitimi olarak dayatılır ve inançlara devlet kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı ve onun yüz bin kişilik ordusu aracıyla müdahale edilir ve hükümet partisi devletin tüm kurumlarını kendi din anlayışına uygun tarzda düzenlemek üzere her fırsatı kullanmaktan geri durmazken, “laik, demokratik sosyal hukuk devletine bağlılık” söyleminden geri durulmamaktadır. İşçi ve emekçilere kendi adlarına politika yapma, buna uygun örgütlenme, grev, genel grev, genel direniş hakkı tanınmaz, bu hakların daha fazla kısıtlanması için yasalar “demokratikleşme” iddiasıyla daha da gericileştirilir ve hak için sokağa çıkanlara polis ve jandarma güçleriyle saldırılar yoğunlaştırılırken, “özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesi için çalışıldığı” söylenmektedir. Halk kitlelerine karşı gizli açık faaliyet yürüten çok çeşitli adlar altındaki “resmi-sivil” militarist/kontracı örgütlenmelerin yenilenmesi için her şey yapılır ve bunların çeşitli resmi adlar altında meşrulaştırılmasına çalışılırken, “çetelere karşı savaş verildiği” ileri sürülebilmektedir.
    Tüm bunlar, sistemin ve kurumlarının; sermaye partileriyle sistem asalaklarının işçi sınıfı ve emekçilerle ilişkilerinin karakterini ve hedeflerini ortaya koymaktadır. Ama bunların bu toz-duman bulutu içinde yeteri açıklıkla anlaşılması, yaşamın eğitici işlevine rağmen hayli zordur. Bu da, ileri işçi ve emekçilerin ve sömürü ve baskıya karşı uyanan genç devrimci ile sorumluluk sahibi ilerici aydınların gerçekleri daha kapsamlı, daha net, üslupta ve tutumda devrimci ruha sahip bir kararlılıkla ve ısrarla açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Burjuva kamplarının “yalan sanatı”nın ipliğini pazara çıkarmak için daha fazla çaba gerekmektedir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net