JİN û JîN

  • Aysun Kayacı; NTV’de 4 ünlü kadın tarafından sunulan programda, AKP’nin güçlenmesini cahillerin ona oy vermesine bağlayarak “Dağdaki çobanın oyuyla benimki bir olmamalı” demişti.


    Aysun Kayacı; NTV’de 4 ünlü kadın tarafından sunulan programda, AKP’nin güçlenmesini cahillerin ona oy vermesine bağlayarak “Dağdaki çobanın oyuyla benimki bir olmamalı” demişti. Böylece bir yandan çobanların değişik örgütlerinin, bir yandan Başbakan Erdoğan’ın demokrasi dersleri başlamış oldu.
    Başbakan’ın demokrasi dersleriyle uğraşmaya değmez. Daha dün, bölgenin sivil toplum örgütleriyle görüşmesi sırasında, Sayın Diyarbakır Baro Başkanı’na yönelik sarf ettiği “Yalan söylüyorsun, dürüst değilsin” sözleri, demokrasiden de hukuktan da ne anladığını bir kez daha ortaya koymuş oldu. Sayın Sezgin Tanrıkulu, bu ölçüsüzlük karşısında onurlu bir tutum takınarak toplantıyı terk etti.
    Tanrıkulu, 1 milyonu aşkın kişinin yaşadığı bir büyük kentin savunma örgütünün temsilcisi. Yüzlerce hukukçunun oylarıyla seçilmiş en saygın kurumlardan biri olan Baro’nun başkanı. Bir hukuk insanı, Diyarbakırlıların bir temsilcisi olarak bilgi ve deney birikimiyle, sorumluluk duygusuyla, demokratik çözümler için anadil konusunda hükümete önerilerde bulunuyor.
    Ancak, kapatma davası nedeniyle demokrasi havarisi kesilip il il dolaşan Başbakan, “sözümün üstüne söz kondurmam” ağalığıyla, hukuk terimlerinin, nezaket ilkelerinin, insani değerlerin üzerinden buldozer gibi geçiyor.
    Tabii yine bir özür görmeyeceğiz Başbakan’dan. “Ananı da al git” dediği çiftçiden, “En az üç çocuk doğurun” dediği kadınlardan da özür dilememişti. Tersine, tekerlemeye dönüşen “Geri çekilmek yok, yola devam” düsturu gereği gezilerinde üstüne basa basa, saçı uzun aklı kısa kadın milletine 3 çocuk doğrusunu dikte etmeye devam etti.
    Ama Başbakan’a hatırlatmakta yarar var. Bu kadınların ne yapacağı hiç belli olmaz. Kadınlar; mücadelelerini gizli ve açık biçimlerde, farklı araçlarla ama mutlaka sürdürürler. Son günlerin gazetelerinde yer alan bir araştırma sonucuna göre, koca dayağı ve ‘kadın dırdırı’ eşit ölçüde öldürüyormuş. Anlayana sivrisinek saz!
    Başbakan’ın 3 çocuktaki ısrarı üzerine, gizli planlarını benimle de paylaşan bir kısım kadınlar, “Başbakan beklesin, biz ona ne Denizler, ne Che’ler doğuracağız” fikrindeler. Başbakan’ı fikrinden caydıramayan kadınlar, caydırıcı başka önlemler üzerinde kafa yormaya başlamışlar. Ben de, “her fikir saygıya değerdir” nezaketi ile onlara kolaylıklar diledim, haberi olsun.
    Aysun Kayacı’ya dönersek; umarım, yaptığı hatayı anlamıştır. Aysun Kayacı’ya yönelik “mankendir, ancak bu kadar olur” yaklaşımı ile hakaret ve tehdide varan davranışlar da elbette kabul edilemez. Aysun Kayacı, belli ki, AKP’nin gerici büyüklüğünden rahatsız, ancak sorunu ve çözümünü yanlış yerde arıyor.
    Eşit ve genel oy ilkesi, demokrasinin en zorunlu ve en zor kazanılmış ilkelerinden biridir. Hele kadınların bu hakkı kazanmak için ne uzun yıllar, ne büyük mücadeleler verdiğini bilse idi bu sözleri ağzına almazdı herhalde. Oy hakkı, önce mülk sahibi, beyaz ve soylu erkeklere verilmiş. Ardından emekçi sınıflara, en son da kadınlara tanınan bir hak olmuş.
    Çobanların, çiftçilerin, işçilerin, yoksulların, okumamışların oyları asıl demokratlar için çok değerli. Çünkü, büyük çoğunluğu oluşturanların sözünü söylemesiyle ancak demokrasi olur.
    Bugünkü ‘demokrasinin’ sorunu çobanın eşit değerde oy kullanması değil, çobanın kendi partisiyle buluşmamış olması, hepsinin değilse de bir kısmının henüz AKP göz boyayıcılığının farkına varmamış olmasıdır.
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net