GÖZLEMEVİ

  • Tiyatro Kedi’nin yeni sezondaki müzikali “Müzikaldeki Hayalet” adını taşıyor. Alt başlığıysa “Komik Müzikal”. Dave Reiser&jack Sharkey yazmış. İki yazarı da tanımıyorum. Araştırdım, öğrendim oyunun özgün adı “Kıt Bütçeli Müzikaldeki Hayalet”miş


    Tiyatro Kedi’nin yeni sezondaki müzikali “Müzikaldeki Hayalet” adını taşıyor. Alt başlığıysa “Komik Müzikal”. Dave Reiser&jack Sharkey yazmış. İki yazarı da tanımıyorum. Araştırdım, öğrendim oyunun özgün adı “Kıt Bütçeli Müzikaldeki Hayalet”miş. Yazarlar, esasında oyunu opera sanatını gırgıra almak amacıyla yazmışlar. Özgün metinde hayalet erkekmiş ve dar bütçeli tiyatroya gelen “diva”ları öldürmekteymiş. Yapımcı İpek Kadılar Altıner, çevrilen metni almış (kim çevirmiş bilmiyorum, ama bilmeme de pek gerek yok) Türk izleyici için hiçbir şey ifade etmeyeceğine akıl erdirdiği metni oturmuş baştan yazmış. Öldüren hayalet yerine tatlı, sempatik bir dişi hayalet koymuş. “Nereye geldiniz fikrindesiniz” ve benzeri küçük kaçırmalar dışında metnin dilinde titizlenmiş. Sonra oturmuşlar “The Phantom of the Opera”, “Chicago”, “Dream Girls”, “Fame, Flash Dance”, Mamma Mia” gibi izleyicinin bildiği, anımsayabileceği, beğeneceği on müzikal şarkı seçmişler. İpek Kadılar Altıner on şarkı sözü daha yazmış. Cenk Taşkan, onları özgün olarak mükemmellik sınırında bestelemiş. Ustaların ustası Önder Bali yönetimindeki (benim müzikali izlediğim akşam “forte” tavanını zorlayan) yedi kişilik başarılı orkestra, solistleri hak ettikleri mertebeye getirmiş.

    Müzikal nedir, ne olmalıdır
    Adından da kolayca anlaşılacağı gibi, “müzikal“, sözcük olarak, müzikle ilgili, içinde müzik öğeleri barındıran anlamına gelmekte. İçinde müzik, şarkı, dans öğeleri, mimikler ve sözlü diyaloglar bulunan tiyatro eseri ya da film “müzikal” olarak nitelendiriliyor. Eserde, duygular sözlü ya da sözsüz müzik ve dans elementleriyle ifade edilirken, müzikaller izleyiciler için ayrıca bir görsel şölen anlamını da taşıyor. Sahne sanatlarının bu türünde, oyunun öyküsü ve duygusal boyutu (mizah, aşk, öfke, acı vs); sözcükler, müzik, devinim ve teknik bazı etkilerle birbirine bağlanarak bir bütün haline getiriliyor. Müzikalleri benim, kimi zaman tiyatroyu sevdirmeye ilk adım olarak nitelendirdiğim de oluyor.

    Arkamdaki başı açık bey yanlış düşünüyor
    Bunları, “Müzikaldeki Hayalet”i izlerken, perde arasında fuayeye giderken ve çıkışta kulak konuğu olduğum kimi söyleşilerden esinlenerek yazıyorum. “Müzikaldeki Hayalet” bir müzikal mi? Bazı izleyiciler bu soruyu soruyordu birbirine. Hiç kuşkum yok ki evet. Karşı çıkanla sonuna dek tartışırım. Müzikal türü ne sadece ses ve müziğin, ne sadece dramanın baskın olduğu bir tiyatro türü olarak değerlendirilmemeli. Değerlendirmemeli, çünkü müzik, drama ve yer yer dans, müzikalin vazgeçilmez ve birbirinden kopamaz parçalarını oluşturur da ondan. Bu elementler her müzikalde farklı ağırlıkta yer alsa da, her müzikal tüm elementleri içinde barındırır. “Müzikaldeki Hayalet” gibi… Arkamdaki sırada oturan başı açık beyin söylediği yanlıştır, müzikalde şarkıların söyleniş teknikleri genellikle operadan farklıdır ve elbette ki farklı olmalıdır.

    Dokundurması az mı
    “Müzikaldeki Hayalet”, “The Phantom Of the Opera” (Operadaki Hayalet) ile dalga geçmeyen, ama tıpkı “The Phantom Of the Opera”da olduğunca, hayalet motifinin bu tip müzikallerin içine yerleştirilmesini gırgıra alan bir yapıt. İçinde birçok göndermeye de yer veriliyor. Günümüz koşullarında tarihi yapıların nelere dönüştürüldüğü hicvediliyor tamam da, opera binası tiyatro binası olmuş, ama tiyatronun tiyatro yapacak durumu olmadığı için pop müzik konserlerine sahne açıyor tamam da, seyirci hafif olanı yeğliyor tamam da ben gene daha fazla dokundurma, daha fazla “kızım sana söylüyorum…” beklediğimi itiraf etmeliyim. “İpek Kadılar Altıner bu kadarla yetinmiş, hata mı etmiş” derseniz “hayır”ı patlatırım. Söylediğim içimden geçendir benim.

    Müzikali uçuk yorumlamak
    Yönetmen Hakan Altıner, kendi içinde tiyatro mantığı olan absürd ve uçuk bir yorumu yeğlemiş. Vodvil, fars kalıplarından ısrarla kaçınarak, çağdaş bir “komedi müzikal” yaratmak istemiş ve başarmış. Oyun boyunca bozulmayan kurgu bütünlüğünü sağlayarak izleyiciyi oturduğu koltuğunda, kendi dünyasından alarak sahne ile özdeşleşmesini sağlamış. Göze batmayan “Counter Cross”uyla denge sağlamış. Sahne üzerindeki hareketlerini belirleyici temel kuralları oyuncularına iyi belletmiş. Bir-iki şarkının arka arkaya gelmesini görmezden gelirsem, Demet Tuncer’in Atılgan Gümüş’ten göz göre göre sahne çaldığı tabloyu “komedi unsurunu canlı tutmak” olarak değerlendirirsem başarıyı yakalamış.

    Yaratıcı kadronun katkısı
    Hakan Altıner’in yorumuna Barış Dinçel’in dekoru da olabildiğince katkı sağlamış. Dinçel, çizgilerinde yeterince incelikli görünmeyenin esasında çok fazla incelikli olduğunun, kaba görünenin yeterince kaba olmadığının altını çizmiş. Bir anlamda, izleyiciyi hem tiyatronun atmosferine dahil etmek ve ortamı paylaştırmak istemiş, hem de absürd drama gereği öğeler kullanmış. Mikel N. Vidhi, değişik koreografisiyle dansçıların estetiğine bambaşka güzellikler katmış. Anonim olması “muhtemel” giysi tasarımları görsel açıdan hiç de kötü değil, kötü olmasına kötü değil de, oyuncunun rahatlığı açısından ne derece uygun orasını bilemem. Cengiz Özdemir, genel atmosferi tamamlamada ve diğer yönlerden gelen ışıkların gölgelerinin yok edilmesinde kullandığı tepe ışıklarıyla başarıya ulaşmış.
    Ahmet Özdemir ve ışık deyince, profil projektörlerden birinden mi, “Beam-Lights”lerden mi (bilemem) kaynaklanan pırpırlaşmayı eleştirecek değilim. Eleştirmeyeceğim, ama Profilo Kültür Merkezi yönetiminin kulağına bir kez daha kar suyu kaçırmayı deneyeceğim. Size göre “üç” olan kuruşları harcayıp, salonlarınızın ışık sistemini elden geçiriverin allasen! Diğer taraftan, soldaki bölmenin açılışıyla, bölme içindeki aynadan yansıyan karşı spottan söz ederek Ahmet Özdemir’i eleştirmeden ivedi çare üretmesini isteyeceğim.

    Oyuncular ve oynanış
    Erez Ergin Köse, uygun durumları saptamasıyla, bedenine uygun pozisyonlarda imgeleminde kurduğu rolü sindirmesiyle, danslarında kol ve bacağının devinimlerinin farkındalığıyla aldığı alkışı hak ediyor. “Casablanca” müzikalindeki “Yvonne” rolünde de dikkatimi kışkışlayan Dilek Aba Eleanore’ı pek güzel canlandırıyor. Gene “Casablanca”da “Donna”dan anımsadığım Elif Çakman şarkıları, dansları, fiziğiyle dikkat topluyor. Deneyimli sanatçı Deniz Türkali, “Hayalet”te gerek şarkı sesi, gerekse “Hayalet”i psikolojik dürtüleriyle bütünleştirmesiyle öne çıkarken, Atılgan Gümüş, bu ülkede en öndeki, belki de tek müzikal oyuncu olma unvanını sürdürüyor. Gümüş, vücut yapısına dış aksiyon ve iç aksiyonun yansıması için uyarıcı etkilere o denli mükemmel karşılık vermekte ki, ona rahatlıkla “çok yönlü oyuncu” madalyasını simgesel de olsa hak ediyor.

    Hoş geldin Demet Tuncer
    Bir televizyon dizisindeki Madam Mary rolü ile tanıdığımız, Tiyatro İstanbul ve Küçük Sahne-Sadri Alışık Tiyatrosu’nda iki ayrı oyunda rol alan, Amerika’da müzikal eğitimi almış ve sahneye çıkmış Demet Tuncer’e gelince: “Müzikaldeki Hayalet”te beş değişik karaktere can veren Demet Tuncer’i: “Müzikal dünyamıza hoş geldin, can verdin, umut serptin,” diye karşılıyorum ve İngiltere’de Queen’in parçalarından oluşan “We Will Rock You” başlıklı müzikalde rol alması önerisini geri çevirerek, Tiyatro Kedi yapımında olmayı yeğlediği için teşekkür etmek istiyorum.

    Demet Tuncer’e şans/lar verilmeli
    Demet Tuncer, maddesel yaratıcılığını kendisine mal etmesini iyi bilen bir oyuncu. Vücut kullanımı yeteneğine sahip. Tonlama ve bedenini uyum içinde götürebilen, canlandırdığı beş karakterin özelliklerini saptayarak ve bunları ayırma yöntemini iyi kullanarak dış aksiyonunu denetim altında tutmayı da beceren bir oyuncu. Ses güzelliği, şarkı söyleme becerisi, dans estetiği, oyun karakteriyle özdeşleşme yetisi… Demet Tuncer’i izleyin, sonra bana hak verin.
    Bana sorarsanız, “Müzikaldeki Hayalet”e bir an önce gidin; gözlerinizin, kulaklarınızın pasını silin.
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net