Cennet mennet, vesaire...

Bu hafta gösterime giren iki yerli film Tunç Başaran’ın son filmi Vesaire Vesaire ile Biray Dalkıran’ın Cennet’i


Bu hafta gösterime giren iki yerli film Tunç Başaran’ın son filmi Vesaire Vesaire ile Biray Dalkıran’ın Cennet’i.
Vesaire Vesaire, Uçurtmayı Vurmasınlar ve Piano Piano Bacaksız gibi filmleriyle tanınan usta yönetmen Tunç Başaran’ın imzasını taşıyor. Başrollerinde Rutkay Aziz, Roksan Lülü, Aliye Uzunatağan ile Bülent Kayabaş var. “Esas kız”ı genç dansçı Roksan Lülü olan filmin konusu, çokça benzerlerine rastlanan bir “yaşlı adama hayatı sevdiren kadın” hikayesi. Sağlığı bozulan ünlü yazar Arda Başar, hayatından sıkılıp bir anda yaşadığı şehri değiştirme kararı alır. Nereye gideceği konusunda hiçbir fikri olmadan eşyalarını toplar ve kendisini Marmaris’te bulur. Bu küçük kasabada tesadüfen tanıştığı sevimli bir köpek, genç bir kız ve bilge bir ayyaş, Arda’nın hayatının akışını beklenmedik bir şekilde değiştirir.
Kahramanın hayatına girip çıkan bütün karakterlerin öyküde nasıl bir rol oynayacaklarını, daha ilk görüşümüzde hemen anlıyoruz. Çünkü şarapçının bilgeliği, genç kızın çocuksuluğu ve adamımıza hayranlığı, eski eşin kıskançlığı, çöpçünün saflığı, beklenebilir olanın dışına hiç çıkmıyor. Usta bir sinemacının elinden çıkması, biraz uzun olmasına karşın izleyiciyi kaybetmeden filmin akmasına yardımcı olsa da, bu sorunları çözmüyor. Filmin başında dediği gibi, “Hayat dediğin nedir ki... Vesaire Vesaire...” Film dediğin nedir ki...
Cennet ise Araf’ın yönetmeni Biray Dalkıran’ın yeni filmi. Başrollerde dizilerden tanınan kimi oyuncular var; Engin Altan Düzyatan, Zeynep Papuççuoğlu, Fahriye Evcen ile Şendoğan Öksüz. Duygusal bir hastalık öyküsü.
Buradaki esas oğlan Can, 29 yaşında; hem geri zekalı, hem ruh sağlığı bozuk, hem büyük bir hayal gücüne sahip. Annesi öldüğünde yaşadığı travma sonucu kimseyle iletişime giremediği bir çocukluk geçirmiş, kendisine ait bir “cennet” yaratmış. Ve bir gün cennetinde güzel bir kızın da ona eşlik ettiğini fark ediyor. Yeni geliştirilen bir ilaç için denek olma şansı veriliyor. Babası, bunu kabul ediyor. İlaç, zamanla Can’ın zekasını geliştiriyor. Fakat hayallerini de elinden alınca, daha dramatik sonuçlarla karşı karşıya kalıyorlar...
Cennet, çeşitli hastalıkları ve zeka özürü olan karakterlerin hikayelerine bir miktar alışık olan sinema seyircisi için pek cazip olmayabilir. Çünkü basitleştirerek önümüze serilen “zekası düşük ama hayal gücü yüksek” portresi pek gerçekçi çizilemiyor. Örneğin, bunun doruk noktası olan hemşireyi uyutup kaçma sahnesi, hiç inandırıcı değil. Farelerle yapılan deneyler, kocaman ekranında “Veri transferi başlıyor” yazan bilgisayar, ’80’li yılların filmlerinden kareler olmadığına göre fena halde “çakma” bir bilimsel izlenim yaratıyor.
Sonuç olarak Cennet, seyirciye pek de Cennet vaat etmiyor.
www.evrensel.net