Fotoğraf: AA

ÖZGÜRCE

  • AKP bir taraftan SSGSS’yi Meclis’ten geçirirken diğer taraftan da Türkiye’de demokrasinin simgesi haline getirilen 301. maddeyi Meclis’e getirmeye hazırlanıyor


    AKP bir taraftan SSGSS’yi Meclis’ten geçirirken diğer taraftan da Türkiye’de demokrasinin simgesi haline getirilen 301. maddeyi Meclis’e getirmeye hazırlanıyor. İlginçtir, bu iki düzenlemenin de ardında AB olmasına karşılık, AB’nin SSGSS’nin çıkartılmasındaki rolü göz ardı edilirken 301’in AB’nin baskısıyla getirildiği en yüksek sesle haykırılıyor.
    Sorumuz şudur: 301. madde gibi demokrasi içerikli düzenlemelerde AB sürekli olarak zikredilirken SSGSS, özelleştirmeler, esnek çalışma, kamu reformu gibi konularda AB’nin rolü neden görmezden gelinmektedir?
    Bu sorunun cevabı gayet açıktır. Türkiye halkının gözünde yaratılmak istenen AB imajı; “AB’nin demokrasi ve sosyal hakların temsilcisi olduğu” şeklindedir. Bu nedenle toplumun geniş kesimlerinin çıkarına olan uygulamalarda AB’nin adı özellikle saklanır ve IMF, Dünya Bankası gibi kurumlar hedef tahtasına konur. Başta sendikalar olmak üzere toplumun geniş kesimlerini temsil eden kurumlar da temsil ettikleri kesimin haklarına yönelen saldırılar karşısında tepkilerini bu kurumlara yöneltirken AB’den demokrasi ve sosyal-siyasal hak beklentilerini sürdürürler. Hatta bu sadece beklenti ile de kalmaz, sendika ve diğer emek örgütleri AB ile ortak eğitim çalışmaları ve projeler yaparak, organik bir ilişki içerisine dahi girerler. Hükümet de bu ortamdan yararlanarak getireceği düzenlemeleri AB’nin bu “sevimli” maskesi ardından rahatça gerçekleştirir.
    Avrupa Komisyonu’nun Türkiye için hazırladığı Katılım Ortaklığı Belgeleri ve İlerleme Raporları’nda AB’nin gerçek yüzünü bulmak mümkündür. Ancak ne hikmetse(!) Türkçeye de çevrilen bu metinler emekçinin haklarını savunduğunu iddia eden sendikalar ve diğer örgütler tarafından dikkate alınmaz.
    İşte bu belgelerde SSGSS’nin çıkartılmasına ilişkin direktif ve değerlendirmelerden birkaç örnek:
    “Emekli maaşı ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin temin edilmesi” (Orta Vadeli Ekonomik Öncelikler; 2000 ve 2005 KOB)
    “Makroekonomik istikrarın ve öngörülebilirliğin korunmasına yönelik olarak uygun önlemlerin alınması amacıyla uygun maliye ve para politikalarının uygulanmasına devam edilmesi. Sürdürülebilir ve etkili bir sosyal güvenlik sisteminin uygulanması” (Kısa Vadeli Ekonomik Hedefler; 2007 KOB)
    “Sosyal güvenlik sisteminin reformu konusunda ilerleme düşüktür” (İlerleme Raporu 2005)
    “Sosyal güvenlik sistemine ilişkin kanunlar 2006 ilkbaharında kabul edilmiştir. Bunlar, bütünüyle uygulandıkları takdirde, konsolidasyon sürecinde önemli bir adım teşkil edecektir” (İlerleme Raporu 2006)
    “Parlamento, Türk sosyal güvenlik sisteminin bütünüyle elden geçirilmesini teminen, Mayıs ve Haziran 2006 aylarında sosyal güvenlik reformuna ilişkin yasama faaliyetinde bulunmuştur. Böylece basitleştirilmiş, bürokrasisi azaltılmış, herkes için hakların ve sorumlulukların eşit olduğu, 18 yaşın altındaki tüm çocuklara ücretsiz sağlık hizmeti sağlanan bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulmuştur. Reformun amacı sosyal güvenlik sisteminin uzun vadede mali istikrarını sağlamak ve en yoksullara yardımı düzenlemektir. Yeni oluşturulan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun idari kapasitesinin iyileştirilmesi sürmektedir. Sosyal güvenlik sisteminin denetim kapasitesinin güçlendirmesi gerekmektedir” (İlerleme Raporu; 2006)
    “Sosyal güvenlik reformunun uygulaması durmuştur. Bir bütün olarak ele alındığında, mali politika biraz gevşemiştir, ancak güçlü olmaya devam etmektedir” (İlerleme Raporu 2007)
    Görüldüğü gibi AB, “aday ülke” statüsünün verildiği Helsinki Zirvesi’nden bu yana Türkiye’de sosyal güvenlik reformunun gerçekleşmesini ısrarla istemekte ve bu konudaki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bu bağlamda, 5510 sayılı SSGSS Kanunu’nun ilk kez Meclis’ten geçtiği Nisan 2006’ya kadar hükümete yönelen eleştiriler, Aralık 2006’da kanunun iptalinin ardından yeniden gündeme getirilmiştir.
    Evet, sendikalar ve pek çok emek örgütü tarafından demokrasi ve sosyal hakların temsilcisi olarak kabul edilen ve bu yönde beklentilere neden olan AB, Türkiye emekçisinin en temek hakkı olan sosyal güvenlik ve sağlık hakkının ortadan kaldırılmasının ardındaki en önemli aktörlerden biridir. AB, tam da SSGSS’ye karşı emekçilerin mücadeleyi yükselttiği bir dönemde, AKP’yi kapatma davası ve 301 konularını öne çıkartarak emekçilerin mücadelesini gölgeleme operasyonuyla bu rolünü devam ettirmektedir.
    AB tarafından getirilmek istenen 301. madde demokrasi adına önemli bir düzenleme olarak kabul edilebilir. Ancak, milyonlarca emekçiyi güvencesiz bırakan SSGSS gibi bir düzenlemenin yasalaşması halinde 301’in hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü, gelecek güvencesi bulunmayan insanlardan oluşan bir toplumda dünyanın en ileri yasal düzenlemelerini dahi getirseniz demokrasiden de insan haklarından da söz edemezsiniz. Eğer Türkiye’de gerçekten demokrasi isteniyorsa, her şeyden önce sosyal güvenlik hakkına sahip çıkılmalıdır.
    Sözün özü: Türkiye’de demokrasi ve sosyal hakların korunması için emek örgütlerinin ve demokrasi güçlerinin bir an önce AB tuzağından kurtulması gerekir. Aksi halde bu yöndeki mücadeleler boşa çıkacak ve bunun vebali de bu örgütlerde olacaktır(!..)
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net