EKOKÜLTÜR

  • Müslüm Baba’nın Akbank reklamında sıraladığı “ihtiyaç listesine” baktığımızda, listede bulunan ürünlerin, daha önce ifade ettiğimiz gibi metaların daha çok tüketim metaları olduğunu söyleyebiliriz.


    Müslüm Baba’nın Akbank reklamında sıraladığı “ihtiyaç listesine” baktığımızda, listede bulunan ürünlerin, daha önce ifade ettiğimiz gibi metaların daha çok tüketim metaları olduğunu söyleyebiliriz.
    Başka bir yazımızda göstereceğimiz gibi üretim -ama özellikle kapitalist üretim iki farklı meta biçimi üretir. Bu metaların bir kısmı başka bir üretimin girdisi olarak kullanılır. Bu nedenden dolayı bu üretime üretim için üretim deriz. K.Marx bu tarz metaları işaret etmek için Kesim-I ifadesini kullanacaktır. Ama Müslüm Baba’nın ihtiyaç listesine giren mallar ise tüketim metalarını içerir. K.Marx bu metaları işaret etmek için ise Kesim-II ifadesini kullanmıştır. Kesim-I’e giren metalar, diğer kapitalistler tarafından üretime girdi olarak kullanılır. Ama tüketim için üretilen mallar doğrudan ihtiyaçlarını gidermek için kullanılır. Burada bir parantez daha açarak ihtiyaç kavramı ile Müslüm Baba’nın sıraladığı listedeki metalar arasında sorunlu bir ilişki olduğunu da söyleyelim. Sorun, bu listede işaret edilen metaların birçoğu temel ihtiyaç kavramına uymayan metalardır. Ama kapitalist toplum, bazen ve genellikle ihtiyacın ne olduğunu reklam ve diğer kanalla beyinlere kazır. Müslüm Baba’nın “birrrrladığı” Coca-Cola reklam müdürü, ‘Bir zamanlar biz reklamlarla şunu başardık’ diyordu:
    “İnsanlar susadıklarında akıllarına su değil de artık Coca-Cola geliyor.” Evet, bir Coca-Cola kuşağı yetişmiş durumda. Neyse, temel ihtiyaç metaları ile bizlere ihtiyaç diye sunulan metalar arasında da bir dizi fark olduğunu ve bunun da bir başka yazımızın konusu olduğunu belirtmekle yetinelim.
    Metalar -ama özellikle tüketim için tüketim mallarının, bizim konumuz, yani yabancılaşma ve şeyleşme açısından önemli olan bir yeri var. Etrafımıza bir bakalım; ev yapımında çalışanın evi, araba üretiminde çalışanların arabası yoktur. Ama diğer yandan işçinin emek-gücü kendine özgü bir metadır. Burjuva ekonomi düşünün önde gelen isimleri de bu gerçeği kabul eder. Bu alanda en yetkin isim olan P.A.Samuelson, utangaç bir şekilde farklılığı anlatır: “İnsan maldan çok farklı varlıktır, fakat insanların hizmetlerinin belli bir fiyattan kiralandığı da bir gerçektir.” Burada, ‘ne yapalım ki gerçeklik bu’ denip yola devam edilemez. Kendine özgü bir meta olan emek-gücünün ertesi gün işe gelebilmesi için gerekli ihtiyacını karşılayacak metaların sağlanması gerekiyor. Metaları işçiye doğrudan vermek yerine, metaları alabilecek bir miktar para verilir, bu paraya ücret diyoruz. Marx, ücretle ilgili çalışmasında şöyle der: “İşçi, işgücünü sattığı kapitalistten aldığı aynı para tutarı ile, örneğin 2 markla, isterse iki kilo şeker ya da herhangi bir başka bir metadan belirli bir miktar satın alabilecektir. Demek ki işgücü bir metadır, şekerden ne eksik ne fazla. Birincisi saatle ölçülür, ikincisi ise teraziyle.” (Ücret, Fiyat ve Kâr) Bu açıklamaya göre ilk elden kapitalist toplumda ücretlilerin kendilerini yeniden üretmek için yöneldiği mallar olduğunu ve ama bu malların ancak tüketime yönelik mallar olduğunu söyleyebiliriz. Ama kapitalist toplumu diğer toplumlardan ayıran en önemli özelliğin tüketim malları üretimi için bazı üretim mallarının üretilmesi olduğunu biliyoruz. O zaman metaların bir kısmı ücretliler ve kapitalistlerin tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için üretilirler.
    Fakat kapitalistlerin harcamalarının önemli bir kısmını ücret malları için değil, üretimi gerçekleştirmek için tükettikleri mallar oluşturur. Ücretliler kazandıklarını harcarlar, kapitalistler harcamalarının önemli bir kısmından kazanırlar. Kapitalistler üretim faaliyeti için yaptıkları harcamalardan kazanç elde ederler. Bu, onların daha fazla tüketim malları tüketmelerinin de temel belirleyenidir.
    Kesim-I mallarının üretimi ve dahası mülkiyeti, kapitalist toplumsal ilişkilerin önemli belirleyenlerinden biridir. Üretken kapitalistin emek üzerindeki denetiminin temelinde, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurması olduğunu hemencecik söyleyebiliriz. Ama diğer yandan Kesim-I malları aynı zamanda kısa sürede daha fazla tüketim mallı ürettiği ölçüde emeğin ücreti ile alacağı ücret mallarının zaman içinde ucuzlamasına neden olur. Bunun etkilerini gelecek sayıda ele alacağız.
    Ama bu etkiler kapitalist toplumun dinamik bir hal almasının temel belirleyenlerinden biridir. Üretim ve tüketim mallarının üretiminin zamanla daha çok makine ile yapılması, beraberinde emekten tasarruf eden bir mekanizmanın açığa çıkmasına neden olacaktır. Bu mekanizma işsizliğin yaratılmasının yanı sıra artı-değerin daha fazlalaşmasına, yani verimliliğinin de artmasına neden olur.
    Türkiye ve benzeri ülkelerdeki üçüncü dünyacı, bağımlılık okulu temelli analizler, gelişmiş kapitalist toplumlardaki zenginliğin biricik kaynağı olarak azgelişmiş/geri bırakılmış toplumların sömürüsü olduğu varsayımından hareket ederler. Hiç kuşkusuz bir sömürü vardır, ama gelişmiş kapitalist toplumlardaki refahın temel nedeni bu ülkelerde işleyen kapitalist sermaye birikimidir. Bu refahta Kesim-I mallarının belirleyici etkisi, emeğin verimliliğini artırması ve dahası üretilen metaların fiyatının düşürülmesi ile ilgilidir.
    Kapitalistleşme sürecine farklı giren toplumlar arasındaki eşitsiz ilişkilerin temelinde, tam da bu sermaye malları üretim miktarı yatmaktadır. İngiltere gibi ülkelerde tüketim mallarının üretimi ile üretim mallarının üretimi, kısa zaman aralıkları olsa bile eş zamanlı gerçekleşmiştir. Oysa Türkiye gibi geç-kapitalistleşen toplumların üretim sürecine öncellikle ücret malları üretimi ile başlamaları ve sürekli olarak ücret mallarının üretimi için sanayi malı girdi kullanımını ithalat yolu ile yani dışarıdan karşılamaları gerekmiştir. Neyse, kapitalist gelişmenin farklı biçimleri arasındaki bu ilişki yani eşitsiz ve fakat bileşik gelişme olgusu, başka bir yazımızın konusu olsun diyelim.
    Fuat Ercan
    www.evrensel.net