asya pasifik'te bu hafta

gandhi’ye rağmen...


Asya ile ilgili gözden kaçan yüzlerce gerçeğin arasında, bir tanesi var ki, diğer birçoğundan daha çarpıcı: Yaygın kanıya göre Hindistan, 1947’de bağımsızlığını uygar uymaz (sivil itaatsiz) Gandhi’nin (1869-1948) önderlik ettiği barışçıl bir hareketle aldı. Bu, doğru değil; ama daha da ötesi, Britanya kolonicilerinin aslında iyi niyetli olduğunu varsayıyor(!) “Yazık bu Gandhi’ye ve kardeşlerine ettiğimiz gayri. Zaten ağlamaktan fenalık geçirdik. Yeter artık, tası tarağı toplayıp Hindistan’ı bırakıyoruz” demiş değil Britanya’nın vahşi koloni yönetimi... Britanya, Hindistan’dan iki nedenle çekilmek zorunda kalmıştır: Birincisi, Hindistan Ulusal Ordusu’nun 2. Paylaşım Savaşı’nda Britanya’ya yönelik (zayıf da olsa var olan) saldırıları ve 2. Paylaşım Savaşı sonrasında bununla bağlantılı olarak Britanya Hint Ordusu’nda ve halk genelinde çıkan ayaklanmalar... Bunların ikisi de kanlı olmuştur ve hatta denebilir ki Hindistan, Hindistan’ın bağımsızlık yanlıları, Gandhi’nin barışçıl çağrılarını dinledikleri için değil, dinlemedikleri için bağımsız olabilmiştir. Yoksa tüm hareketler, Gandhicilerden oluşsaydı, Hindistan, bağımsızlığı uzun yıllar bekleyecekti.
Hindistan’ın kimi müzelerinde ‘Hindistan Bağımsızlık Kahramanı’ olarak, Netaji (Netaji, ‘ulu önder’ anlamına geliyor) Subhas Chandra Bose’nin (1897-1945) adı öne çıkarılmaktadır. Bose, 2. Paylaşım Savaşı yıllarında, Japonya’nın desteğiyle kurulmuş Sürgünde Hint Hükümeti ve Hindistan Ulusal Ordusu’nun önderi idi. Hindistan’ın bağımsızlıkçı ana partisi Ulusal Kongre Partisi’nin başkanlığını yapmış (Gandhi’nin, Bose’nin başkan seçilmesine yorumu, “Onun yengisi, benim yenilgimdir” olmuştu), bir dönem Kalküta Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilmiş, kolonici Britanya tarafından 11 kez tutuklanmış, Avrupa’ya sürgüne gönderilmiş, 1941’de Sovyetler Birliği’nden Almanya’ya geçerken Britanya tarafından düzenlenen suikasttan sağ çıkmıştı. Bose’ye göre bağımsız Hindistan’ın Britanya koloniciliği karanlığından silkinebilmesi için, “Mustafa Kemal yönetimi gibi yirmi yıllık bir tek partili kuruluş dönemi yaşaması gerekiyordu”. Hatta Bose, Mustafa Kemal’le görüşmek istemiş ama görüşme isteği Britanya tarafından engellenmişti.
Gandhi’yle şiddet kullanımı konusunda başından beri anlaşamamışlardı. Bose, kendisine tokat atan birine öbür yanağını uzatmaktansa, bir tokata karşılık iki tokat atmayı savunuyordu. Bose’ye göre Gandhicilik, bağımsızlık hareketini zayıflatıyor ve bağımsızlığın gecikmesine neden oluyordu. 2. Paylaşım Savaşı başında Bose, Sovyet önderleriyle görüşmek üzere Hindistan’dan gizlice ayrıldı. Sovyetler’de, Almanya’da ve Japonya’da Hindistan bağımsızlık davasına destek aradı. Stalin’den ve sonrasında Hitler’den umduğu desteği bulamadı. Destek arayışlarının sonunda, “düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesinin ve bir sömürgeciliği ötekine kırdırmanın tek çıkar yol olduğu sonucuna vararak, Asya genelinde, İngiltere’nin yaptıklarından daha da vahşi toplukıyımlar gerçekleştirmiş kolonici Japonya’nın desteğiyle, Sürgünde Hint Hükümeti ve Hindistan Ulusal Ordusu’nu oluşturdu. Bose, bir yandan bağımsızlığın bir numaralı ismi iken; bir yandan da, güncel siyasetin bir gereği olarak ya da gerçekten öyle düşündüğü için, Nazilere ve Japon yayılmacılığına övgüler düzüyordu.
Japonya’nın 2. Paylaşım Savaşı’nda Güneydoğu Asya’da Britanya, Fransa ve Hollanda yönetimi altındaki bağımsızlık yanlısı güçleri desteklemek biçiminde bir siyasası olmuştur. Bunun da çok doğal bir nedeni vardı: Böylece, Avrupa’nın Asya’daki gücü zayıflayacak; oluşan güç vakumunu Japon yayılmacılığı dolduracaktı. Dolayısıyla, aslında Japonya, bağımsızlığı savunurken, Avrupa’dan bağımsız olup Japonya’nın boyunduruğu altına girilmesini kast ediyordu. Vietnam başta olmak üzere Hindiçini’nde ve Malaya’da, Japonya, kendine bağımlı kılacağı ‘bağımsızlıkçı’ hareketleri boşuna aradı; çünkü bu iki bölgede de, güçlü bir Japonya karşıtı komünist direniş vardı. Endonezya’da, daha sonra Endonezya’nın kurucusu olacak Sukarno (1901-1970) ve çok sayıda Endonezya kurucusu, 2. Paylaşım Savaşı’nda, Hollanda yönetimine karşı Japonya’dan destek görecek ve fakat savaştan sonra, kendi başlarına bağımsızlık ilan edeceklerdi. Burma’nın bağımsızlığı da aynı biçimde olmuştur. Japonya eğitimli Burma bağımsızlıkçı orduları, Britanya yönetimini alaşağı etmiştir. Demek ki, bağımsız devletler ikiye ayrılır: Ayıya ‘dayı’ deyip bağımsız olanlar (Burma, Endonezya, Hindistan) ve ayıya başından beri ‘ayı’ deyip bağımsız olanlar (özellikle Vietnam).
Hindistan’a dönersek, Japonya, aynı formülle, Bose’yi, savaş sırasında bulunduğu Almanya’dan denizaltıyla Japonya’ya getirtmiştir. Bose, bir Alman denizaltısıyla Ümit Burnu’na getirilmiş, buradan Japon denizaltısına aktarılarak Japonya’ya ulaştırılmıştır. Durum bir yönüyle, Lenin’in sürgündeyken Çarlık Rusyası’na dönmesi için Almanya’nın izin vermesine ve yardımcı olmasına benzemektedir. Almanya’nın, Lenin’in Rusya’ya dönmesinin doğal bir sonucu olarak, 1. Paylaşım Savaşı’nda Rusya’nın iç karışıklıklar nedeniyle gücünü yitireceği hesabını yapması gibi; Almanya ve Japonya da, Bose’yi, 2. Paylaşım Savaşı’nda, İngiltere’nin Hindistan üzerindeki hesaplarını bozacak baş oyuncu olarak değerlendiriyorlardı.
Japonya’da Bose, kısaca ‘Azad Hind’ (Özgür Hint) olarak da adlandırılan hükümeti ve orduyu kurmuştur. Japonya yönetimi altındaki Asya ülkelerinde halka açık konuşmalar yapan Bose, değişik ülkelerde yaşayan Hindistanlıların desteğini kazanmış; Hint diasporasının, her açık hava konuşması sonrası, bağımsızlık için topladığı para, milyon dolarları bulmuştur. Bose, Hindistan’ın bağımsızlığı için 3 milyon askerli bir ordu gerektiğini düşünüyordu; ama başlangıçta, ancak, 50 bin kişilik bir ordu kurulabildi. Ordu da hükümet de savaşta büyük etkinlik gösteremedi ama Azad Hind’in asıl etkisi, Japonya’nın 2. Paylaşım Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra, Bose’nin bir uçak kazasında ölmesinden sonra olacaktı. (Aslında, Bose’nin ölüm nedeni ya da nerede ve ne zaman öldüğü belirsizdir, çünkü uçak kazası bir yana, sözü geçen uçağın var olup olmadığı bile kesinlik kazanmamış; Bose’nin cesedi de bulunamamıştır.)
Azad Hind askerleri ve yöneticileri, savaş sonunda Hindistan’a getirilip vatan hainliği suçlamasıyla yargılandılar ve üst düzey yöneticiler idam edildiler. Bu, Hindistan bağımsızlığı yanlısı kesimleri bir araya getiren bir olay oldu ve büyük gösteriler düzenlendi. Böylece, vatan hainliği mahkemeleri, Hindistan bağımsızlıkçılarını tek bir elde birleştirdi ve bunun bir sonucu olarak, protestolar, Britanya’nın çokça güvendiği Britanya Hint Ordusu’na sıçradı. Britanya, bağımsızlıkçıları bastırmak için kullandığı Britanya Hint Ordusu’nun da bağımsızlık yanlısı ayaklanmalara katıldığını görünce, ufukta görünen mata karşı, oyundan çekildi. Dolayısıyla, aslında Hindistan’a bağımsızlık getiren, Gandhi’nin barışçıl eylemleri değil, Britanya kolonicilerinin Azad Hind protestoları nedeniyle ve Britanya Hint Ordusu içindeki ayaklanmalar nedeniyle, koloniciliği sürdüremeyecek duruma gelmesidir. Bu durumda, başta söylediğimiz gibi, Hindistan’ın bağımsızlığını Gandhi’ye bağlamak, tarihsel bir yanlış olmanın ötesinde, kolonicilerin özünde iyi niyetli olduğunu varsayar ki; bu, hiç iyi niyetli bir varsayım değildir...
Dr. Ulaş Başar Gezgin
www.evrensel.net