benim de sesim var

lütfen çimlere basınız!


Doktora öğrencisi olduğum dönemde nice zaman geçirdiğim işyerimde beni en çok mutlu eden, binanın önünden geçen el ele tutuşmuş küçük çocuklar olurdu. Çocukların nereye gittiğini daha ilk seferde tahmin etmiştim. Öğretmenleri eşliğinde yakındaki bir müzeye gidiyorlardı.
İnsanların, özellikle de beyazların, sokağa çıkmaya korktuğu, Türkiye’den çok uzaklardaki bu kentte yıllardır hemen her şey ters gidiyordu. Sokaktan, kamusal alanlardan korkan, hem kente hem de diğer insanlara yabancılaşan nice insan, kenti ancak binaların ve arabaların içinden görmeyi tercih eder olmuştu. Sokakları boşaltan, kendiliğinden kitlenen kapılara sahip “güvenli” arabalara sığınanlar, sokaklar boşaldıkça daha da ürkekleşiyordu. İşte böyle bir dönemde çocukların el ele ve keyifle yürümesi, kentte neyin nasıl olması gerektiğini herkese gösteriyordu.

Çimler üzerinde çocuklar
Türkiye’den çok uzaklardaki başka bir kentte, Avustralya’nın en büyük kenti Sydney’de, sık sık çocuk görmek mümkün. Gruplar halinde sokaklarda yürüyen, parklarda eğlenen, tuvaletler önünde kuyruklar oluşturan öğrenciler, tıpkı el ele tutuşmuş çocuklar gibi sevinç veriyor.
Sydney’in merkezindeki büyük Botanik Bahçesi’nde kendilerini büyük bir keyifle oynamaya vermiş; taklalar atan, yerlerde yuvarlanan öğrenciler bu kentte çocuklara yer açıldığını gösteriyor. Parklarda bahçelerde çocukların bu şekilde rahat ve görünürde olması, kentin aslında daha da güzel olmasını ve güvenli olduğunun hissedilmesini sağlıyor. Diğer yandan, öğrencilerin okulun dışında bulunması, öğrenmenin dört duvar arasında olması gerekmediğini de hissettiriyor.
Botanik Bahçesi’nin kentlileri, özellikle de çocukları davet eden bir yer olduğunu vurgulamak için eski usül bir uyarıya gönderme yapılarak, “Lütfen çimlere basınız” uyarısı konulmuş.

Çocuk dostu belediye
Çocukların yetişkinlerce unutulmaması bir toplum açısından gerçekten çok önemli. Halka ve gereksinimlerine özellikle yakında olan -olması gereken- yerel yönetimlerin çocukları unutmaması ise bir tercih değil, aslında bir görev. Çocuk dostu belediye kavramı, belediyelerin çocukları unutmadan, daha çocuk odaklı çalışmasını öne çıkaran bir terim.
Türkiye’de çocuk dostu belediye anlayışına uygun çalışmalar yapan az sayıda belediye var. Konak Belediyesi, Batman Belediyesi gibi. Çocuk dostu belediyelerin kentte kaç milyon lâle diktiğini, kaç kavşak veya otoyol yaptığını sağa sola yazmadığını söylemek sanırım gereksiz.
Konuyla ilgilenenler, bu konudaki ender kaynaklardan biri olan Çocuk Dostu Belediyeler İçin Çocuk Hakları adlı kitaptan yararlanabilir: Öz-Ge Der, 2007, www.cocukdostubelediye.org.

Üç çocuk yapın!
Çocuk hakları açısından bakıldığında çocuklara uygun mekanların ve politikaların önemi tartışılamaz. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin en temel ögesi olan, çocuğun çıkarının öncelikli tutulması ilkesinin hiç önemsenmediği bir dönemde, “üç çocuk yapmaktan” söz edilmesi, hatta bu sözün Başbakan’ın ağzından çıkması, tam anlamıyla abestir. Çocukların oynayabilecekleri alanların bile kalmadığı ve çocukların unutulduğu bir ülkede daha çok çocuk, daha çok unutulan ve dışlanan bireyler dışında ne anlama gelebilir ki?

Çocuklar nasıl bir kent ister?
Bugün, çocuklar için çocuklar ile bölümünde, çocukların 2001 yılında Başbakan’a yazdıkları mesajlar var. Bu mesajlar, Benim de Sesim Var-Sesimi Duyun Kampanyası’na gönderilen ve 23 Nisan’da hiç değiştirilmeden Başbakan’a iletilen mesajlardan üçü. Bu kampanyada çocukların ve gençlerin seslerini Başbakan’a ve kamuoyuna ulaştırmak hedeflenmiş ve gönderilen mesajlar hiç değiştirilmeden kamuoyuna sunulmuştu.
Çocukların ifadeleri, hem yerel yönetimlere yol gösterebilir, hem de daha genel olarak kamusal süreçlere ilişkin kafa yoranların çocukların neler düşündüğünü anlamaları için yararlı olabilir.
Eskiden betonlar, yeşilliklerin arasında yolunu kaybetmiş balinalar gibiymiş. Halbuki şimdi yeşillikler, betonların arasında yolunu kaybetmiş balina gibi. Ben İstanbul’da yaşıyorum. Buranın yeşillendirilmesini istiyorum. Buna öncülük etmenizi istiyorum. Ayrıca ülkemizde enflasyon canavarının kol gezdiğini biliyorum. Buna karşı çok çalıştığınızı da biliyorum. Ama biraz daha gayret gösterilirse bence bunun önüne geçilir. Bizi ciddiye alırsanız çok sevinirim. (İstanbul)
Mahallemizde su ve kanalizasyon yapılsın. Sonra çocuk parkı yapılsın. Sokağa çöp kutusu koyulsun. Mahallemizde pazar yapılsın. Bir de bakkal yapılsın. Caddeye geçit yolu yapsınlar. İşsizlere iş versinler. Bir de okulda çocuk parkı yapılsın. Anasız ve babasızlara yardım etsinler. Nikahsızlara nikah yaptırsınlar. Sonra top sağası yapılsın. Kendime ve yoksullara elbise, kundura alınsın. Kendime bir bilgisayar istiyorum. Annem ve babam ve kardeşlerime elbise, kundura, çanta verilsin. (Tarsus)
Ekolojik denge hakkında düşüncelerim: Teknoloji geliştikçe ekolojik denge de yavaş yavaş bozuluyor. Doğada ağaçlar kesiliyor, belki yakında sel olacak. Çürüyen ağaçlar kesilsin, ama yerine yenisi dikilsin. İnsanlar ekolojik dengenin bozulmasında en ön sırada gidiyor. İnsanın aklı var işte bu yüzden teknoloji doğdu. Bu teknoloji ekolojik dengeyi bozuyor. İnsanlar güzel yaşasın rahat yaşasın ama ekolojik dengeyi bozmasın. Bir de denizler var. Denizler o kadar kirli ki içinden her şey çıkıyor. İnsanlar hem denizlerden yararlanıyorlar, hem de denizleri kirletiyorlar. Hiç anlamıyorum. Niye böyle yapıyorlar? Aslında bir tek denizin kirlenmesi değil, havanın da kirlenmesi önemlidir. Ülkemizde o kadar sigara içen var ki artık dışarı çıktığımda hep sigara kokuları alıyorum. Bence bütün bu söylediklerime bir çözüm bulunsun. Ekolojik denge bozulmasın! Size bir şiirle seslenmek istiyorum.

DUYUN SESİMİ
Duyun sesimi, size sesleniyorum.
Duyun sesimi, sonra da bir çevrenize bakın!
Sonra Türkiye’ye sonra ise dünyaya
Bir bakın neler oluyor.
Dünyada...
Bir sesimi duyun güzelleşsin dünya. (İstanbul)
Yaklaşık yedi yıl önce iletilen bu sözlerin ve dileklerin Başbakan tarafından ciddiye alınması ne kadar iyi olurdu, değil mi?
Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net