yaşlılık politikası ve ‘kök söktüren’ öneriler

Toplumsal yaşlanmanın yarattığı sosyal problemlere modern toplumların verdiği etkin cevapların temelinde Gerontoloji yatmaktadır. Bunu kavramış olan ülkelerde bu bilim kolunun önemi sürekli artmaktadır.


Toplumsal yaşlanmanın yarattığı sosyal problemlere modern toplumların verdiği etkin cevapların temelinde Gerontoloji yatmaktadır. Bunu kavramış olan ülkelerde bu bilim kolunun önemi sürekli artmaktadır. Sosyal politikalar -ki bunların içinde sadece yaşlı politikaları yer almamaktadır, aynı zamanda kadın, aile ve gençlik politikalarına da- Gerontolojinin etkileri gözle görünür biçimde çoğalmaktadır.
Toplumsal yaşlanma, bilim ve politika işbirliğinin Gerontoloji düzlemine taşınmasını sağlamıştır. Politikanın Gerontolojiden beklediği en önemli cevaplar arasında öncelikle şunlar yer almaktadır (Wahl, Heyl 2004, 120):
·Yaşam sürecinde niçin değişiyoruz ve niçin yaşlanıyoruz?
·Bu süreç niçin genç ve orta yaşlarda belli bir dengede cereyan ederken, niçin yaşamın geç dönemlerinde dengesi bozulmakta ve yaşlanma süreci ivme kazanmaktadır?
·Yaşlanmanın çekirdeğini ne meydana getiriyor? Buna ne dahildir, ne dahil değildir?
·Yaşlanma sürecinde insanlar arasında temel farklılıklar hangileridir ve bunun belirleyici faktörleri nelerdir?
·Yaşlanma sürecine müdahale edilerek değiştirilebilir mi? Bunun sınırları nerededir?
Bu sorulara Türkiye’de şimdiye kadar çok az cevap verilmiştir. Cevaplar farklı bilim kolları tarafından verilerek, Gerontoloji alanında bir araya getirilmesi gerekmektedir. Çünkü ancak Gerontolojinin teorileriyle, toplumsal yaşlanmanın yarattığı sorulara uygun yanıtlar verilebilmektedir. Gerontolojik teorilerin de diğer bilim kollarındaki gibi birincil hedefi, doğanın belli bir kesitini sadece tarif etmek değil, aynı zamanda buna açıklamalar getirmek, ardından bunlara dayanan uygulamalara yönelmektir.
Bugün geriatrik tedavilerin tek amacının yaşlı insanları sağlığına kavuşturmak olmadığı, aynı zamanda yaşamlarının en duyarlı, en kırılgan safhasındaki bu insanların bağımsızlıklarını korumalarına ve yaşamlarıyla ilgili kararları alabilecek durumda olmalarına yardımcı olunması gerektiği konusunda görüş birliği vardır.
Yaşlılıkta hastalık/sağlık olgusuna bu açıdan bakılınca, Geriatrik Assessment olarak adlandırılan girişimlere Türkiye’de de ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Bunun başlıca hedefi yaşlıdaki yeterlilik potansiyellerinin veya kaybolmuş olanlarının belirlenmesidir.
Farklı boyutlarda yürütülen Geriatrik Assessment’in boyutlarından biri de tıbbi boyutudur. Görme, işitme, yürüme, beslenme veya tuvalet ihtiyacını giderme gibi fonksiyonlar bu düzlemde değerlendirilir. Geriatrik Assessment kapsamında yapılan değerlendirmelerin en önemli girişimleri arasında yaşlının zihinsel yeteneklerinin kontrol edilmesi yer alır. Yaşlılıkta demans (unutkanlık) hastalıklarının çok yaygın olduğunu, ama bunların başlangıç safhasında dıştan algılanamadıklarını bilmekteyiz. Bu ise bu durumdaki yaşlılar açısından büyük bir tehlike anlamına gelmektedir. Bu yüzden demans şüphesi varsa, Mimi-Mental-State denilen kontrollere başvurulmaktadır. Basit sorularla (gün, tarih, mevsim vs.) bireyde demansın kesin şekilde mevcut olduğunu kanıtlamak mümkün değilse de, bu sorulara yanlış cevap veriyorsa, demansa yakalanma ihtimalinin yüksek olduğundan hareket edilmektedir.
Alzheimer hastası yaşlılara bakan aile fertleri arasında yapılan, 3 bin 500 kişinin katıldığı araştırmada, yaşlıların yaklaşık yüzde 20’sinin böyle teste tabi tutulmadan Alzheimer hastası olduklarına karar verildiği saptanmıştır. Oysa bazı hastalık belirtileri Alzheimer hastalarında görülenlere benzese de, bunların geri dönüştürülebilmesi mümkün olmaktadır. Bu yapılmadığında ortadan kaldırılabilecek sorunlar kronikleşmektedir.
Yaşlı bakımı
Yaşlılar arasında bakıma muhtaçlığın sürekli arttığını gösteren çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bunlar arasında son yıllarda öncelikle Alzheimer hastaları gündeme sürekli gelmektedir. Bu yaşlılara bakım hizmetlerinin yaygın olarak sunulduğu ülkelerde “profesyonel bakıcılar” ve “aile fertlerinden oluşan bakıcılar” üzerindeki baskılar genellikle ayrı ayrı ele alınmaktadır. Ancak Türkiye’de birinci grubu rahatsızlık duymadan bir kenara koyabilir, bakıcı aile fertlerinin sorunlarına yönelebiliriz. Çünkü Türkiye’deki Alzheimer hastalarının neredeyse tamamına aileleri bakmaktadır. Bakıcılar, ailenin kadın üyelerinden meydana gelmektedir. Bunlar yaşlının eşi, kızı veya gelinidir. Yapılan araştırmalarda ufak bir grup olarak yaşlının kız torunlarına da rastlanmıştır. Yüzde 99’dan fazlasının kadın oldukları belirlenen bakıcıların “erkek” oranı sadece yüzde 0.9’dur. Bu yüzden iddiamız şudur: Türkiye’de yaşlısına bakan en büyük ve güçlü sosyal kurum ailedir. Eğer yaşlısına bakamayacak duruma gelirse, ortaya çok boyutlu sosyal felaketler çıkacaktır.
Amerikalı bilim adamlarının hesaplarına göre ailelerin sadece yüzde 5’i yaşlısına bakamayacak duruma gelirse, ABD’de bakımevi yatak kapasitesinin iki misli artırılması gerekecektir. Benzer bir hesap Türkiye için yapılırsa, 250 bin Alzheimer hastasına bakan ailelerden sadece yüzde 5’i yaşlısına bakmaktan vazgeçse hemen 12 bin 500 Alzheimer hastasına bir bakımevinde yer bulmak gerekecektir. Türkiye’de bakıma muhtaç yaşlıların sayısı tahminen 600 bin civarındadır (Tufan 2007)*, dolayısıyla aynı varsayımdan hareket edersek, bir anda 30 bin yatak kapasitesi eklemek zorunda kalınacaktır. Bakıma muhtaç birey sayısının, çocuk ve gençleri de eklersek, birkaç milyona ulaşacağı bellidir. Bu basit fikir telakkisi bile bakıma muhtaç probleminin, zaten pek dayanıklı olduğunu söyleyemeyeceğimiz sosyal sistemimizi çökertecek güce sahip olduğunu algılamaya yetmektedir.
Bu yüzden Gerontolojinin Türkiye’de takip etmesinde yarar görülen başlıca hedefleri arasına, ailenin desteklenmesi ve teşvik edilmesi de girmelidir. Bu ise çok boyutlu başka girişimleri gerekli kılmaktadır. Aileyi güçlü kılmak demek, ekonomik, sosyal, psişik ve fiziksel açıdan güçlü kılmak anlamına gelmektedir. Bu da sadece yaşlı insanları değil, aynı zamanda yaşlanan insanları da dikkate almayı gerekli kılmaktadır. Gerontolojinin kendisini “yaşlılık bilimi” olarak değil, “yaşlanmanın bilimi” olarak tanımlaması da bu yüzdendir.

Bakım sigortası
Gerontoloji, sosyal politikalara yön veren başlıca bilim kollarından biridir. Buna örnek, bakım sigortasının sosyal güvenlik sistemine eklenmesinde gösterdiği randıman gösterilebilir. Almanya’da çeyrek asır tartışıldıktan sonra 1996’da yürürlüğe girdikten sonra çoğunu yaşlıların meydana getirdiği bakıma muhtaç bireylerin bakımını üstlenen milyonlarca aile rahat bir nefes almıştır.
Yaşamın da en az ölüm kadar büyük bir gerçek olduğunu anımsamamızda yarar var. Bir diğer büyük gerçek, aramızdaki sosyal ölülerdir. Bakım sigortası yaşayan ölülerini dirilten, sosyal güvenlik sitemine eklenmesi gereken beşinci sütundur.
Toplumsal ahlak, etik, dayanışma, yardımlaşma, kısaca eksikliği hissedilen, elden gidiyor diye şikayet edilen tüm özellikler bakım sigortasında mevcuttur. Gelir sahibi herkesin katılımıyla finanse edilerek, sosyal güvenlik kapsamındaki herkese bakım güvencesi sunan bu sigorta, aynı zamanda yine çok şikayetçi olduğumuz, ama bir türlü rayına oturtamadığımız sigortalılığı da çoğaltan etkiler yaratacaktır. Çünkü sadece sigortalı vatandaşlara ve ailelerine yararlanma olanağı sunmaktadır. Böylece istihdam edilecek her eleman, işverenden sigortalılığı talep edecektir. Diğer taraftan işvereni de çalıştırdığı eleman başına prim ödemeye zorunlu kılarak, sigortalılığı çift yönlü garanti altına alacaktır.
Demografik değişimlerin çoğalttığı bakıma muhtaçlık probleminin üstesinden gelmeyi hedef olarak seçen bir Türkiye’de bakım sigortası, olmazsa olmazlar arasında yer almalıdır. Ama şu ana kadar sosyal politikaların tasarımcıları, bakım sigortası lafını ağızlarına almamak için büyük bir direnç göstermektedir.

Toplumsal yaşlanmada geri sayım başladı
Türkiye’de hem nüfusun yüzde 9’unu meydana getiren yaşlıların, hem de yaşlanmakta olan 40 milyon vatandaşın yaşlılık politikalarına ihtiyacı vardır. Emeklilik politikası, yaşlılık politikalarının sadece bir bölümüdür.
Eğitimin yaşlılıktaki önemi sadece ekonomik oyun alanını genişletmesi ve yaşlının bu alandaki hareketliliğini artırması olarak dar görüş açısında değerlendirilirse, yaşlılık politikalarının anlamının pek de iyi kavranmadığı söylenebilir.
Çağımızın en ürkütücü gelişmeleri arasında sayılan, birçok ülkeyi geleceği açısından kaygılandıran demografik değişimlerin, Türkiye’de daha çok ciddiye alınması gerekiyor.
Önümüzde çok fazla bir zaman kalmadı. Toplumumuz yaşlanma sürecini yarıladı sayılır. Toplumsal yaşlanma açısından geri sayım başlamıştır. Yaşlanma olgusunun çok boyutlu ve karmaşık yapısının özelliklerine uygun girişimlerde bulunulmazsa, Türkiye’yi sorunlarla dolu bir geleceğin beklediğini tahmin etmek için “kahin” olmak gerekmez.

Kaynakça
Gray-Toft, P. 1980. “Effectiveness of a counseling support program for hospice nurses” in Journal of Counseling Psychology, 27, 346-354.
Gunzelmann, T. 1999. “Formen der Krankheitsbewältigung bei älteren Menschen-Diffrentielle Efekte von Kontrolebenen, subjektive Morbidität, sozialer Unterstützung und sozio-demographischen Variablen” in Zeitschrift für Gerontologie und Geraiatrie, 32, 238-245.
Hürriyet, 17.3.2008
Küyel, M. T., Kahya, E., Öner, A., Tekeli, S., Gürsoy, K., Baykurt, N.1985. Felsefeye Giriş: Liseler için ana ders kitabı. Türk Tarih Kurumu Basımevi: Ankara.
Loer, H., Pieper, J., Zießmer, A. 2003. “Sterben und Tod” Pp. 94-112 in Körperbehinderte Menschen im Alter. Lebenswelt und Lebensweg. Klinkhardt: Bad Heilbrunn/Obb.
T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, 2002, Ankara.
Tufan, İ. 2007. Birinci Türkiye Yaşlılık Raporu. GeroYay: Antalya.
Tufan, İ. 2008. Alzheimer Hastası Yaşlıların Bakıcıları-Ekonomik, Sosyal, Psişik ve Fiziksel Problemleri ve Bir Bakım Modeli. Bu ampirik araştırmanın sonuç raporu hazırlanmaktadır.
Wahl, H.-W., Heyl, V. 2004. Gerontologi- Einführung und Geschichte. Kohlhammer: Stuttgart.
.......
Doç. Dr. İsmail Tufan*
www.evrensel.net