SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Sivil Toplum Örgütü adının anlam ve önemine değinen geçen haftaki yazımda, bu örgüt içindeki yerini sorguladığım Fenerbahçe’nin, bence olağan olan Chelsea yengisinin anlam ve öneminin ağırlığını ağır bir biçimde ortaya koyunca, bu yenginin çok da abartılmaması gerektiğini de söylemiştim söz arasında.


    Sivil Toplum Örgütü adının anlam ve önemine değinen geçen haftaki yazımda, bu örgüt içindeki yerini sorguladığım Fenerbahçe’nin, bence olağan olan Chelsea yengisinin anlam ve öneminin ağırlığını ağır bir biçimde ortaya koyunca, bu yenginin çok da abartılmaması gerektiğini de söylemiştim söz arasında. Böylece, hem kendi sınırımı; hem de bu işi iş edinmişlerin alanlarını sınırlayan çizgileri aşmış; ama spor sayfasının anlam ve önemine de uygun bir karşılaşma değerlendirmesi yapmış oldum. Hem de işin içine kişisel ve geleneksel rakı şölenimi de katarak. Bunu yaparken de sporu geçtim, ayaktopunun da ötesine giderek Fenerbahçe yazan Hulki İlgün’e benzeyeceğimi de biliyordum. Kendisi sıklıkla namaz niyaz, cuma cami, dua bedduadan; az da olsa deniz, balık, rakıdan söz eder de Fenerbahçe aşkıyla yoğurduğu yazılarında, ben de onun ikinci kısmına benzettim kendimi bir an. Hafta boyunca yaşanan olayların anlam ve önemi, pazar gününün yazısına da böyle bir anlam ve önem yükledi, ne yapayım. Tümü de öylesine anlamlı ve önemliydi ki…
    Hulki İlgün, bu özellikleriyle bir sivil toplum kişisi olarak algılansa da, aslında, sivil toplum örgütü olup olmadığını sorguladığım sivil spor örgütü Fenerbahçe’nin bağımlı bir yandaşı; belki de üyesi idi. Belki sivil toplum örgütü olma olasılığı olan Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin de üyesi o. İşte, geçen hafta tam da TSYD örgütünden söz edecektim ki araya Fenerbahçe örgütü girdi.
    Uzlaşı çağrısı yapanlardan biri olmasından korktuğum; ama bir meslek kuruluşu olma olasılığını oldukça yüksek gördüğüm Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin (TSYD), STÖ konusunda ne düşündüğünü, daha doğrusu kendi örgütünün bu örgüt içindeki yerini sorgulayacaktım. Çünkü, derneğin adını çok duyuyordum son günlerde, ne yaptıklarının ayrıntısını bilmesem de. Aslında onlar kendi aralarında gerekli uzlaşıyı sağlamış olmalılar ki suya sabuna dokunmadan dolanıp duruyorlar yurdun dört bucağında. Antalya’da, Mersin’de, Eskişehir’de, İzmir’de boy gösteriyorlar. Arada İstanbul’da yabancı konuk da ağırlıyorlardı. Ne yaptıkları, ne ettikleri çok açık bilinmese de yoğun çalıştıkları çok belliydi. Ancak, okuduğum gazetelerde, izlediğim televizyon kanallarında etkinliklerinden söz edilmemesi garibime gidiyordu. STÖ olmamalarından mı kaynaklanıyor acaba bu ilgisizlik? Yoksa, köşe bucak dolanıp durdukları için turistik bir etkinlik olarak mı algılanıyor yaptıkları? Belki de güncel olayların yanında çok bilimsel, çok da ağır kaçacağından köşe bucağın sulandırılmasından çekiniliyordur.
    Benim işim spor yazanlarla ilgili olduğu için merak ediyorum ne tür işler yaptıklarını. Spor yazını ve yazım konusunda etkinlik yapıp yapmadıklarını örneğin. “Eğitim şart” denilen ülkede dilin doğru kullanımına ilişkin bir eğitimleri; daha doğrusu bir eğilimleri olup olmadığını. Örneğin, toplantılarında, en son Erhan Telli’nin yazısında okuduğum; spor basının pek çok üyesinin de sıklıkla kullandığı “arzu ve istek” konusunda “Arzu ile isteği bir arada kullanmayın beyler, Arzu bozuluyor” dedikleri oluyor mu? Ya da onun bunun, en son da bir hakemin şanssız sakatlık yaşadığı haberini yapanlara, şanssız olanın sakatlık değil, adamın kendisi olduğu, hakem de olsa hiç kimsenin sakatlığı şanssız kılacak kötülükte olamayacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar mı?
    Ve de Rıdvan Dilmen’in “Ankaraspor’ un düşme şansı var” sözünü örnek göstererek düşmenin bir şans olamayacağını anlatıyorlar mı üyelerine ve de gelecekte spor yazmayı düşünenlere? Eğer bu bir şans ise, bu şansı olan takımların birinci olma gibi bir şanssızlıkları olamayacağını da.
    Bütün bu şansları ya da şanssızlıkları giderme çabası oluyor mu acaba TSYD örgütünün? Yoksa, Cüneyt Kıran’ın bir karşılaşmayı anlatırken oyuncunun birinin “tereddütsüzlük” yaşadığını söylemeye çalışması gibi tereddütsüzlük mü yaşıyor kendileri de? Tek tereddütleri tereddütsüzlükse ST֒ye sorsunlar, onlar bir uzlaşı yolu kesinlikle bulur, bulamazlarsa bile bir çağrıda bulunurlar.
    Salt bunlar değil kuşkusuz öğretilmesi ya da örnek gösterilmesi gerekenler. Onlarca değil, yüzlerce; belki de on yüzlerce örnek var. Bunların onlarcasından iki yüz sayfalık bir kitap yaptım iki sene önce. Sanırım TSYD duymuştur, belki de görmüştür. Varsa bir kitaplığı alıp koymuştur da. Ondan sonra yazdıklarımdan da iki yüz sayfalık bir kitap daha olacak gibi. Belki onun da ötesinde. Hani eşitliğin bozulmaması durumunda yapılan uzatmalar gibi bir uzatması bile olabilir. Öylesine çok yani. Giderek de artıyor üstelik azalması gerekirken. Artmanın bir nedeni yazanlarda nicel olarak bir patlama yaşanmasına bağlansa da, nitel olarak da korkunç bir düşüş var insanımızda. Sporu düşünen ya da düşündüğünü sanan herkesin yazmaya soyunması asıl sorun. Herkes çala kalem yazıyor, ne yazdığına, kime yazdığına aldırmadan. Ve buna da sayfa tutuluyor ne yazık ki.
    İşte bu yoksulluğu ve yoksunluğu giderecek bir çalışması olup olmadığıyla ilgileniyorum sivil spor örgütü Türkiye Spor Yazarları Derneği’ nin. Umarım ilgimi yanlış anlamazlar. Ben görevimi yapayım da…
    Hayyam’ ın dediği gibi
    Bu gecenin son gece olması da var:
    Emret, gül rengi şarabı getirsinler.
    Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok;
    Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net