NOT

  • (Bu, ‘gecikmiş’ ve de ‘gerekçesiz’ bir yazı olarak görülebilir. Ama unutmamak için ille de ‘sıcak’ bir gerekçe gerekmiyor. Kaldı ki, hatırlamak ve de hatırlatmak, yeterince geçerli bir gerekçedir aslında...


    (Bu, ‘gecikmiş’ ve de ‘gerekçesiz’ bir yazı olarak görülebilir. Ama unutmamak için ille de ‘sıcak’ bir gerekçe gerekmiyor. Kaldı ki, hatırlamak ve de hatırlatmak, yeterince geçerli bir gerekçedir aslında...
    Unutmamak ve yeniden hatırla(t)mak için...)
    Kısa gözaltından sonra Amerikan Hastanesi’nde müşaahade altına alınan İlhan Selçuk’ta “ileri derecede koroner yetmezlik” saptandı.
    Bilindiği üzere, 83 yaşındaki İlhan Selçuk’un sabahın köründe evinin basılarak gözaltına alınması ‘infial’ yaratmıştı. Selçuk’un, evini arayan polislere çay ikram etmiş olmasından da anlayabileceğimiz gibi, söz konusu baskın hatırı sayılır bir nezaket içinde gerçekleşmişse de, sonuçta polis baskınıydı, tasvip edilebilir miydi hiç? Ama işte, polis devletini çağrıştıran ve infial uyandıran bu baskın, ister istemez başka şeyleri de anımsatıyordu insana. Kemalistlerin “İlhan Abi”sine yapılanların kıyısından bile geçemeyeceği neler neler yaşandı bu ülkede... Zulmün ve adaletsizliğin sınırlarının zorlandığı, neler neler...
    Ne gazaplara uğradı memleketin bir parçası. “İlhan Ağbi”nin ve onun sevgili ‘ulusalcılığının’ gözü önünde hem de! Onun ve ulusalcı camiasının oralı bile olmadığı, ne beter şeyler...
    Onlar, ne de olsa “sözde vatandaşlar”!
    İlhan Selçuk gibi gözaltında kısa misafirlik de değildi onların payına düşen...
    Gözaltı sonrası kalp spazmıyla ‘vakayı’ atlatacak kadar şanslı da değillerdi.
    Hele “Kemalist duayen”in müşahade altına alındığı Vehbi Koç Amerikan Hastanesi’nin önünden geçme gibi bir olasılıkları bile olmadı ömürleri boyunca...
    İlhan Selçuk’un 83 yaşında gözaltına alınması infial yarattı, ama onların çoğu bu yaşı görebilme ayrıcalığına da sahip olamadılar ne yazık ki...
    7’sinden 70’ine, binler, onbinler halinde, o “İlhan Ağbi”nin de kara sevdalısı olduğu “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü” adlı ünlü acuzeye kurban edildiler.
    Akıl almaz bir hoyratlık ve alçaklıkla...
    İşte daha üç gün önceki bir haber:
    “Diyarbakır Kulp’ta 1994’te askerin götürdüğü 11 köylüden Mehmet Selim Örhan ve Hasan Örhan’ın cesetlerinin, ortaya çıkarılan toplu mezarda olduğu adli tıp raporuyla kanıtlandı. Kurşunlandığı ve yakıldığı tespit edilen kemiklerin fotoğraflarını, İHD’deki basın toplantısında, ilk defa gören aile yakınları fenalık geçirdiler. 14 yıl sonra babalarının cesetlerini gören gençlerin çığlıkları yürek parçalarken, bir kadın bayıldı. İHD yetkilileri ve gazeteciler de gözyaşlarını tutamadı, basın toplantısı yarıda kesilmek zorunda kaldı... “
    Uzatmak gerekmiyor... Ama bütün bu yaşanılanlar karşısında yıllardır “terör” ve “bölücülük” ezberinden milim şaşmayan ‘İlhan Selçuk ulusalcılığı’nın o tınmaz tutumunu ise hiç unutmamak gerekiyor...
    ***
    Selçuk’un gözaltına alınıp salıverilmesinin demokrasi davasıyla zerre kadar ilişkisi yoktu elbette. Ama buna bakıp “mağdur İlhan Ağbi” güzellemeleri yapmanın alemi de yoktu.
    O, kendi gazetesine bomba atanlara yönelik bir operasyonun hedefi olabildi. Ona ilişkin soruşturmanın inandırıcılığı tartışılabilir tabii ki. Ama bu inandırıcılık zaafiyeti, yani onun Veli Küçük ekibiyle organik hiç bir ilişkisinin olmaması bile şu soruyu atlamamızı gerektirmez:
    İlhan Selçuk’un, Susurluk’tan bu yana, adı bin bir melanetle özdeşleşmiş Jitemci general hakkında bugüne dek tek bir kem söz ettiğini bilen, gören var mı? Ergenekon’un Veli Paşası ile Selçuk arasında ülkenin sorunlarına yaklaşım açısından esaslı bir farkın olduğu söylenebilir mi?
    Çeteci türünden hiç rahatsız olmamanın (söylentilere göre Küçük’ün Cumhuriyet’ten hisse alma niyet ve girişimleri bile varmış) kefareti, Veli Küçük’le anılmak oluyor işte! Bugüne kadar, Küçük’ün de kurucuları arasında bulunduğu Jitemci kontracılığın Kürtlere kan kusturmasına tek laf etmeyen, ezelimci, keselimci asimilasyonculuğun kefareti...
    Şimdi üzülmemiz mi isteniyor?
    Sevinmesek bile, üzülebilir miyiz gerçekten?
    Peki İlhan Selçuk, bu Jitemci Veli’yle birlikte anılmaktan üzülüyor mudur dersiniz!
    Kendi militarist, seçkinci ‘Ulusalcılığı’ için, Kızılelmacılık da denilen şoven-ırkçı-darbeci garabetle çekinmeden dirsek temasına giriveren, seçimlerde MHP’ye oy isteyebilen, işkencecilerini bile affettiğini söyleyen bir figürün Veli Küçük’le birlikte anılmaktan çok şikayetçi olduğunu kim söyleyebilir ki?
    ***
    Amerikan Hastanesi’ndeki İlhan Selçuk’un (yarın) ameliyat olma ihtimali varmış.
    Adettendir, “geçmiş olsun” diyoruz elbette.
    Ama onun, zulüm ve adaletsizliğin en koyu tonlarının reva görüldüğü o “sözde vatandaşlara”, yıllar boyunca bir “geçmiş olsun”u bile çok gördüğünü unutmamız mümkün olamıyor yine de...
    Şimdi başa dönelim ve soralım, İlhan Selçuk’u, hem de geçireceği ciddi bir ameliyat öncesinde, bir de böyle hatırla(t)mak, hepten ‘gerekçesiz’ midir; ve böylesi bir hatırla(t)ma, ‘insani normlara’ aykırı mıdır acaba?
    Hayır!
    Adalet, barış ve özgürlüklere düşman olma pahasına, artık dikiş tutmaz bir ceberrut statükonun bekçiliğine soyunma misyonunun yarattığı insani irtifa kaybının altını çizmek, kalp yetmezliği de dahil, en ölümcül hastalığın bile ötelemeyeceği önemde bir insaniliğin hatırlatılmasıdır aslında...
    Zira, insan yaşlanır ve de hastalanabilir...
    Bunlar insanidir...
    Ama, örneğin, “terörle mücadele” adına, memleketin 11 yoksulunu alıp “kaybeden”, çocuklarından babalarının kemiklerini bile esirgeyen bir ceberrut mekanizmaya insan ötesi bir sükunet ve anlayışla yaklaşmak ise bambaşka bir şeydir...
    Vedat İlbeyoğlu
    www.evrensel.net