Rojev

  • Leyla Zana bir kez daha hapse mahkum edilmiş bulunuyor.Daha önce 10 yıl hapis yatmış olan eski DEP milletvekiline, 2007 Newroz’unda Diyarbakır’da yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapis cezası verilmiş, bir kez daha hapis yolu gösterilmiştir.


    Leyla Zana bir kez daha hapse mahkum edilmiş bulunuyor.
    Daha önce 10 yıl hapis yatmış olan eski DEP milletvekiline, 2007 Newroz’unda Diyarbakır’da yaptığı konuşmadan dolayı 2 yıl hapis cezası verilmiş, bir kez daha hapis yolu gösterilmiştir.
    Cezalarla, baskılarla, kurşunlamalarla, gözaltı ve tutuklamalarla çözüm yoluna sokulmayan Kürt sorununda, aynı yolda ısrar ediliyor.
    Zana’ya ceza verilmesi bir kez daha bu tutumun tescili olmuştur.
    Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilecek bir konuşmadan dolayı 2 yıl cezaya çarptırılan Zana’ın cezası ertelenmeyecektir.
    Çünkü mahkeme, Zana’nın pişmanlık duymadığı kanaatine vararak hafifletici nedenleri kullanmamış, cezada indirim ve erteleme yoluna gitmemiştir.
    AKP, elinden düşürmediği nalıncı keseriyle çalışmasını sürdürürken,diğer yandan da düşüncelerini açıkladığı için açılan davalar, verilen cezalar sağanak halde devam ediyor.
    Dava konusu olan ve cezayla sonuçlanan konuşmada Zana şöyle diyor; “Kürtlerin 3 lideri var, bunlardan biri Mem Celal, biri Kek Barzani, biri de Başkan Apo’dur.”
    Bu yaklaşımı beğenir ya da beğenmezsiniz. Ama bu sözler bir düşüncenin ifade edilmesinden başka bir şey değil.
    Dava bitmiş sonuçlanmıştır, ancak bu her şeyin sonu değil.
    Dava içinde her şey bitmiş değil.
    Hukuki süreç de henüz bitmemiştir.
    Dosya temyiz edilecek, Yargıtay son kararını verecektir.
    Ceza onaylanacak ya da bozulacaktır.
    Ancak hayale kapılmadan, gerçekçi davranarak söyleyecek olursak, bu dosyanın nasıl sonuçlanacağı bellidir. Bundan dolayı hukuktan söz eden, hukukun üstünlüğünden, demokrasiden ve özgürlükten yana olanlar, bir sınavla karşı karşıya bulunuyorlar. AKP’nin yanında durarak demokrasi havarisi kesilmekle, gerçekten demokrat olmanın kriteri de burada görülecektir.
    Zira bu davanın esası düşünce ve ifade özgürlüğüdür.
    Hukuktan, adaletten, demokrasiden, demokratik adımlardan, yasalardan, anayasa hazırlığından söz edenlerin çifte standardını ortaya yere koyan bir durumla bir kez daha karşı karşıyayız.
    Henüz kimseden ses çıkmış değil.
    Bizim üzerinde durmamız ve düşünmemiz gereken sorun budur. Sadece düşüncelerini açıklamış olan Zana hakkında dava açılması, yargılanması ve düşüncelerini ifade etmiş olmasından dolayı bir kez daha cezalandırılmış olması tartışılmalıdır.
    Buradan bakmalı, buradan tartışmalıyız.
    Zana için cezanın önemli olduğunu sanmıyorum.
    Zana daha önce de düşüncelerinden dolayı hapis yattı.
    DEP milletvekiliyken, arkadaşlarıyla birlikte TBMM’den nasıl çıkarıldıklarını, nasıl sorgulandıklarını ve 10 yıldan fazla hapis yatırıldıklarını biliyoruz.
    Çantasını alır gidip gösterilen bir cezaevinde yatar.
    Ama başkaları yerinde rahat edecek, yatağında rahat uyuyabilecek mi?
    AKP hükümeti, onca laftan, mağduriyetten, demokrasi lafazanlığından sonra bunu nasıl hazmedecek.
    Karardan da anlaşıldığı gibi, Zana düşüncelerini açıkladığını, bundan pişmanlık duymadığını açıklamış, ısrarla, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde durmuş ve Kürt sorununda izlenen yanlış tutuma vurgu yapmıştır.
    Evrensel’in dünkü haberinde okuduğumuza göre; Zana karardan sonra yaptığı açıklamada; “Açıkça söylemek gerekir ki, bu yargılama sürecinden sonra ‘suçlama’ ne olursa olsun, duruşmalarda savunma hakkımı kullanmama kararını değerlendiriyorum. Artık birbirimizi tekrar etmenin anlamsızlığına inanıyorum”
    Zana, temennisini de açıkça ifade etmiş, davayı demokrasi savunucularına pas atarak şöyle diyor; “ İnsanlarımızın düşüncelerinden dolayı şüpheli, sanık ya da mahkum olmayacakları zihniyet evrimini tamamlamış bir ülke diliyorum”
    Bu hepimizin özlemi.
    Ayrıca, Türkiye’nin de altına imza attığı İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi’nin 19’uncu maddesinde şöyle yazıyor:“Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malumat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.”
    Anayasa’nın 25’inci maddesinde ise:“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.”
    “Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
    Peki gerçek böyle mi?
    Gerçek Leyla Zana davasında bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor.
    Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü yoktur. Mücadelesi verilmesi ve çözümlenmesi gereken sorun da budur.
    Not: Yazarımızın dün yayımlanması gereken bu yazısının yerine teknik bir hata sonucu, daha önce yayınlanmış olan “AKP ve son gelişmeler” başlıklı yazısı yayımlanmıştır. Düzeltir, yazar ve okurlarımızdan özür dileriz.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net