MERCEK

  • Gıda ürünleri fiyatlarının yükseliş göstermesi ve bunun sonucu olarak, başta bağımlı ülkeler olmak üzere dünyanın hemen tüm ülkelerinde yoksulluk koşullarında yaşayan on milyonlarca insanın durumunun daha da kötüleşmeye yüz tutması, eski bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi:


    Gıda ürünleri fiyatlarının yükseliş göstermesi ve bunun sonucu olarak, başta bağımlı ülkeler olmak üzere dünyanın hemen tüm ülkelerinde yoksulluk koşullarında yaşayan on milyonlarca insanın durumunun daha da kötüleşmeye yüz tutması, eski bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi: “Dünya kaynakları hızla artan dünya nüfusunu beslemeye yetmeyecek şekilde tükeniyor, tehlike büyüyor, açlar ayaklanacak”!
    Mısır, Haiti, Burkina Faso gibi ülkelerde ortaya çıkan yoksulların sokak eylemleri bu tartışmanın bir kez daha gündeme gelmesinin aktüel nedeni oldu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO), tarım ülkeleri olarak da tanımlanan “yoksul ülkeler”de, gıda ürünleri fiyatlarının yükselişiyle ortaya çıkan “kargaşa”ya dikkat çeken açıklamaları bunun üzerine geldi. Buradan hareketle burjuva politikacıları, sermaye basın-yayın kurumlarındaki besleme yazar-gazeteci ordusu, sosyolog ve iktisatçılar “artan tehlike” ve “buna karşı yapılması gerekenler” üzerine söylemi yoğunlaştırdılar.
    Sorun, dolaysız olarak insan yaşamıyla ilişkindir. Burjuvazi ve beslemelerinin soruna yaklaşımlarıysa kaynağın gizlenmesini esas almaktadır. Dünyanın yoksullarıyla zenginleri arasındaki uçurumun derinleşmesi somut bir durum, gerçek bir olgudur. Bu, her bir ülkenin kendi nüfusu içindeki sınıf farklılaşmasına bağlı olarak da, emperyalist ülkeler ile onların sömürüp kaynaklarına el koydukları bağımlı-ezilen ülkeler arasındaki ilişkiler bakımından da, üzeri örtülemeyecek bir gerçektir. Bir yandan daha fazla kaynağa, daha büyük sermayeye, pazarların daha geniş kesimine sahip olup- kumanda etmek için birbirleriyle kıyasıya rekabete girişen emperyalist ülkelerin “toptan asalaklaşma” yolunda kat ettikleri mesafeye rağmen, bu ülkelerdeki işçi ve emekçilerin çok büyük kitlesinin giderek daha fazla yoksullaşmaları, diğer yanda bu ülkelerin dolar-avro-yen milyarderlerinin sayısal artışı. Bağımlı-ezilen halkları daha fazla haraca keserek kaynaklarını ele geçirenlerin kendi ülkelerinde, işsiz ve yoksullar üzerindeki baskıyı sürdürürlerken, onların bir kısmını, kaynağını kendi halklarıyla birlikte dünya ezilenlerinin sömürülmesinden sağladıkları binlerce milyar dolarlık “fazlalık”tan dilenci niyetine “beslemeleri”! Dünyanın en zenginleri arasında yer alan ABD’de 26.5 milyon; Almanya’da toplam 8.5 milyon kişinin “devlet yardımı”yla(!) yaşıyor olmalarının tüm “giz”i buradadır. Bu ülkelerde, nedeni “gelişigüzel ve fazla yeme” olan obezite (şişmanlık) giderek yaygınlaşmaktadır. Zengin ve gelişmiş olarak tanımlanan emperyalist ülkelerin her birinde, kozmetik eşyaya ve “ev hayvanı besiciliği”ne her yıl milyarlarca dolar ve avro kaynak ayrılmaktadır. Sadece 2006 yılında ve sadece Almanya’da kozmetik eşyaya 11 milyar avro ve yine 2007’de kedi-köpek mamasına 3.3 milyar avro harcanmıştır. Dünya nüfusunun yarısı (3 milyar) 9 günde ancak 2 dolar gelire sahip olabilirken, ABD’de kozmetik için 8 milyar dolar, AB ve ABD’de parfüm için 11 milyar dolar harcanmıştır. Dünya nüfusunun en zengin yüzde 20’si, toplam üretimin yüzde 84.7’sine sahipken, en yoksul yüzde 20’sinin payına toplam üretimin sadece yüzde 1.4’ü düşüyor. Yoksulluk ve işsizliğin bu aynı ülkelerde büyümeye devam etmesi, sorunun kaynaklarla, “kaynak kıtlığı”yla ilgili olmadığının kanıtları arasındadır.
    Bağımlı ülkeler bakımından da sorun hemen hemen aynı içeriktedir. Türkiye, Hindistan, Mısır, Çin, Pakistan, Afganistan, Irak, vs ülkelerin hemen hepsinde gıda ürünleri fiyatları, “enerji fiyatlarındaki artış” gerekçesiyle artmaktadır. Ancak gıda ürünleri üreticilerinin sayısı da bu ülkelerde düşmeye, onların giderek artan kesimleri iflasa sürüklenmeye ve yoksulların saflarına katılmaya devam etmektedir. Nedenlerden biri, uluslararası tekellerin bu ülkelerin tarımına da el atmaları, bu ülkelerin tarım ve hayvancılık üretimini tahrip edecek politikaları dayatmalarıdır. Hükümetler uluslararası sermayenin çıkarlarına bağlı politikalarıyla yoksullaştırma uygulamalarını sürdürmektedirler. İşsizlik ve yoksulluğun kitlesel boyutlarda ve açlık tehdidinin giderek büyüdüğü bu ülkelerin emekçileri için gıda ürünleri fiyatlarının artışı, daha fazla sayıda ve daha çok yoksullaşmaları demektir. Mısır-Haiti gibi ülkelerde ortaya çıkan sokak hareketlerinde “gıda ürünleri fiyatları”nın ve gıda ürünlerine ulaşamamanın etken olduğu açıklandı. Dünya Bankası yetkilileri, “dünyanın 33 ülkesinde, gıda ve enerji ürünleri fiyatları nedeniyle sosyal kargaşa potansiyelinin olağanüstü yükseldiğini” açıkladılar. Irak, Afganistan gibi ülkelerde işgal koşulları, on milyonlarca yoksulun açlıkla boğuşur duruma gelmesine yol açtı. Pakistan-Hindistan-Çin’de yoksullar sokaklarda yaşam savaşı veriyorlar. Türkiye’de 13.5 milyon kişi yoksulluk sınırlarında yaşıyor ve hükümete bağlı kurumların hileli rakamlarına karşın bir milyonun üzerinde insanın aç olduğu kabul edilmektedir.
    Yoksulluk ve açlığın nedeni, burjuva propagandasında ileri sürüldüğü gibi, kaynakların nüfusa yetmemesi değildir. Öyle olsaydı bir yanda sayıları giderek artan ve yüzlerce-onlarca milyar dolara el koyan dolar milyarderleri, holding sahipleri, öte yanda yine sayıları günden güne çoğalan yoksullar olmazdı. Öyle olsaydı, bir yanda “ağzına dek mal dolu mağazalar” diğer yanda vitrinleri seyretme olanağı dahi bulamayan açlar ve yoksullar olmazdı. Öyle olsaydı, bir yanda yükselen fabrikalar, akan bantlardan çıkan ürün stokları, satılamadığı için çöp haline getirilen, Türkiye’de olduğu türden denize dökülen ürünler, öte yanda ‘cebinde kuruş olmayan’ emekçiler olmazdı.
    Yılda birkaç ya da birkaç on milyar dolar, avro ya da YTL kazanan sermaye sahipleri-kapitalistler ile, saatliği bir-iki dolara çalışan ya da aylık 435 YTL’ ne dört-beş kişilik ailesini geçindirmeye çalışan insanların gıda ürünlerinden ya da genel olarak yaşam gereçlerinden yararlanmaları açısından “olanak eşitliği”nden elbette söz edilemez! Kaynaklar kıt değil, daha fazlasını beslemeye yetecek kadar zengindir. Ama onlara, sayıları az, ancak üretim araçları mülkiyetini ellerinde tutmaları ve onun sağladığı olanakları devlet olarak örgütleyerek halkı baskı altına almalarıyla güç sahibi olan kapitalistler el koymakta, kendi çıkarlarına göre kullanılmasını sağlamaktadırlar. Sorunun çözümü, açlık ve yoksulluğun giderilmesinin koşulu, bu sistemin tümüyle değiştirmesidir. Bu, işçi sınıfı ve emekçilerin sorunudur ve mücadeleyi bu perspektifle yükseltmenin ötesinde çıkış yoktur.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net