EKONOMİ ve POLİTİKA

  • Her an bizi hayretten hayrete düşüren AKP, emperyalistlerin verdiği misyon gereği uyguladığı “yapı-bozuculuk” bağlamında, bu kez de biri siyasi, diğeri de iktisadi alanda olmak üzere iki ilginç (!) atılımla toplumu sarsmaktadır.


    Her an bizi hayretten hayrete düşüren AKP, emperyalistlerin verdiği misyon gereği uyguladığı “yapı-bozuculuk” bağlamında, bu kez de biri siyasi, diğeri de iktisadi alanda olmak üzere iki ilginç (!) atılımla toplumu sarsmaktadır.
    AKP kapatma tehdidi ile karşı karşıya kalınca can havliyle anayasayı dahi değiştirmeye yeltenerek, oyuncunun oyun kurallarını oyun esnasında belirlemesi gibi garip bir teşebbüsle hukukun önünü kesmeye çalışmaktadır. İktidara geldiğinden beri her türlü kamusal işlemler üzerinden kamusal denetimi kaldırmaya yönelmiş olan AKP, üzerine yemin ettiği anayasayı da değiştirerek, uluslararası misyonu olan “yapı-bozuculuk” rolünü hakkıyla oynamayı sürdürmektedir. Ne gariptir ki, bir kısım hukukçular da, anayasa hukukunun çok temel ilkesi olan anayasa değişikliği için kurucu meclis gereksinimini bir tarafa bırakarak, bu meclisin anayasayı istediği gibi değiştirebileceğini ileri sürebilmektedirler. AKP önce anayasada istediği değişikliği yapıp, uygulamaya koyduktan sonra, tabiatıyla yeni anayasaya göre davranabilirdi, kimsenin de böylesi davranışa da bir itirazı olamazdı. Ama AKP her zamanki dayatmacılığı ile, önce ortamı oluşturup, bu alt-yapı üzerinde istediği hukuksal yapıyı oluşturmaya çalışmaktadır. Bunun adı, “hukukun üstünlüğü” değil, “hukukun araçsallaştırılması”dır. Bazı “Sahibinin Sesi” sözcülerinin dillerinden düşürmedikleri “evrensel hukuk” ilkesini de bir tarafa atan AKP, hukuka karşı sömürücü AB yandaşlarını da yanına alarak, reformların aksayacağı (sanki yapılıyormuş!) ve olası ekonomik kriz tehditleri ile topluma şantaj yapmaktadır.
    AKP Maliye Müfettişliği kurumunu da kaldırarak, olası bir parti kapatma işlemi esnasında denetimsiz kalmayı da yeğlemektedir. Bilindiği gibi, bazı siyasilerin ve yandaşlarının sıkı denetimi bu kurum elemanlarınca yapılmaktadır.
    AKP, türban olayında özgürlükleri türbana irca ederek, yasağı kaldırmaya çalıştığı gibi, bu kez de parti kapatmanın yanlışlığını sadece kendisi için düşünmüş, DTP için kılını dahi kıpırdatmaya yeltenmediği gibi, iki parti kapatma olayını bir arada ele almaya dahi yanaşmamaktadır. AKP’nin ve yandaşları demokratik açılımcıların gerçek demokrasi anlayışı böyle olsa gerek!
    AKP’nin ekonomik alandaki manevrası da siyaset alanındakini aratmayacak kadar üstün niteliklidir! TÜİK son zamanda, AB normlarını uygulamaya sokma görüntüsü altında, milli gelir rakamları üzerinde oynayarak ulusal geliri % 30 oranında yükselterek, fert-başına geliri 10 000 dolar düzeyine çekti. Bundan 3 – 5 yıl önceleri, 3 000 dolar dolaylarını zorlayan fert-başına gelirin 10 000 dolar dolaylarına geldiğinde sorunlarımızın hafifleyeceği ve sosyal huzura kavuşabileceğimiz tezi ileri sürülüyordu. Fert-başına gelirimizin 10 000 dolar dolayına tırmandığını iddia ettiğimiz günümüz koşullarında sosyal sorunlarımız hafiflemediği gibi, tam tersine, yükselmiş bir görüntü sergilemektedir. Bu durumda ya gelir rakamlarında bir yanlışlık vardır, ya da gelirlerin yükselmesiyle sosyal sosrunların çözüme kavuşturulduğu tezi doğru değildir.
    AKP dönemi birçok nedenlerden dolayı fevkalade şanslı bir dönem olarak tarihe geçerken, AKP’nin kendisi fevkalâde beceriksiz bir siyasal kadro olarak tarihe geçecektir. AKP’nin dış kaynaklı ve iç kaynaklı olmak üzere iki şanslı oluşum üzerine oturduğunu artık herkes bilmektedir. Bunlardan dış dünya ile ilişkili olanı dünya finans piyasalarında görülen anormal şişkinlik ve bu balondan anormal yüksek faiz pahasına Türkiye’nin de bir miktar hisse kapmış olmasıdır. AKP iktidarının üzerine oturduğu ve iç ekonomi ile ilgili olgular ise, kriz ekonomisinin sergilediği kriz sonrası olağan genişleme refleksi yanında, özelleştirme sevdasıyla en değerli ulusal varlıklarımızın haraç-mezat satışı ile bütçenin bir miktar rahatlatılmış olmasıdır. Teorik olarak biliyoruz ki, her kriz dönemi sonrasında, ekonomide zayıf kesimler çökerken, krize dayanabilen ajanların daha güçlü olarak yola devam eder. Bu nedenle, krizler kapitalizmin kendini yenileme ve güçlenme aşamaları olarak da bilinir. Buna göre, 2001 derin krizinden sonra, ekonominin belirli bir toparlanma dönemine girmesi AKP’nin marifeti ve becerisi değil, sistemin içsel dinamiklerinin eseridir. Diğer taraftan, değerli ve kârlı ulusal kuruluşların haraç-mezat satışıyla AKP’nin bütçe rötuşu da herhalde AKP’nin artı hanesine yazılacak bir politika olarak görülemez. Nitekim, değerli ulusal varlıkların “babalar gibi” satışı sevdasına kapılmış olan AKP, bu kez de, önümüzdeki dönemin su kaynakları üzerinde olabileceği ihtimalini dahi dikkate almadan, su kaynaklarını, karayollarını ve ormanları “sular, seller gibi” satmaya kalkmış bulunmaktadır.
    AKP sahte parıltılar oluştururken uyguladığı faiz politikası ve TUİK’in son hesapları ile büyük çöküntüyü kurtarmaya çalışmaktadır. Devamlı olarak geriletilen kur milli geliri dolar bazında olağanüstü yüksek göstermiştir. Kurun baskılanması amacıyla uygulanan yüksek faiz ise, bir yandan içeride sanayileşmeyi ve yatırımları engellerken, diğer yandan da iç üretimin geriletilip, ithalatı artırmış ve en temel ihraç ürünlerinde bile yabancı girdi oranının % 75’ler düzeyine çıkmasına neden olmuştur. Bu süreç, aynı zamanda, cari açığın ve işsizliğin büyümesinde de çok önemli bir rol oynamıştır.
    AKP döneminde kamu borçlarının azaltıldığı ifade edilmektedir. İlk bakışta bu söylem doğrudur. Ancak, daha derin bir analiz, dış borçların kamu kesiminden özel kesime kaydırılmasından AKP hükümeti politikalarının etkili olduğunu gösterir. Zira, içte bir yandan faizler yüksek tutulup, küçük ve orta boy işletmeler çökertilirken büyük üretici firmalar gerek girdi, gerekse sermaye gereksinimlerini dış kaynaklardan sağlama yoluna gitmişlerdir.
    Kısacası, AKP politikaları kesinlikle fert-başına geliri bu kadar kısa sürede 10 bin dolara çekebilecek kadar başarılı değildir, olamazdı da! Ulusal ekonomiler kısa dönemli manipülasyonlarla uzun dönem macerasına atılamaz. AKP sadaka ekonomisini geliştirerek halkın gözünü boyadıkça, ekonomiyi ve halkımızı uluslararası büyük sömürücülerin kucağına atmaktadır. Halkımızın bu politikaları analiz ederek, ulusun AKP yönetiminde karanlık bir maceraya atılmasına engel olması tarihsel bir görev olarak karşımızda durmaktadır!
    İzzettin Önder
    www.evrensel.net