Üniversitelerine sahip çıkıyorlar

Akdeniz Üniversitesi’nde öğrencilere yönelik ülkücü saldırılar bir haftayı aşkın süredir ülke gündeminin en önemli tartışmalarından birini oluşturuyor.


Akdeniz Üniversitesi’nde öğrencilere yönelik ülkücü saldırılar bir haftayı aşkın süredir ülke gündeminin en önemli tartışmalarından birini oluşturuyor. Ancak saldırı medyada genellikle ‘popüler’ yönleriyle ele alınıyor. “Psikopat adam, kek-sakallı-dövmeli, kız meselesi, sağ-sol kavgası, ‘80’lere mi dönüyoruz?” başlıkları ile verilen haberler, gerçeklerin üzerini örtemiyor. Türkiye’nin değişik üniversitelerinden öğrenci örgütlerinin temsilcileri, üniversitelerin bilim üretilen alanlar olarak tarif edilmesi ve buna uygun bir yaşamın oturtulması gerektiğini dile getirirken, bunu tam tersi bir tablo ile karşı karşıya kaldıklarını belirttiler. Ülkücü saldırılarda üniversite güvenliğinin ve polisin ülkücü gruplarla birlikte hareket ettiklerini söyleyen öğrenciler, baskı ve tehditle karşı karşıya olduklarına, can güvenliklerinin olmadığına dikkat çektiler.
Akdeniz Üniversitesi’nde yaşanan saldırı ne bu üniversitede ne de Türkiye’nin diğer üniversitelerinde ilk değil. Geçtiğimiz iki ay içerisinde İstanbul, Ankara, Eskişehir, Adana, Giresun, Bolu ve İzmir’deki üniversiteler başta olmak üzere birçok üniversitede onlarca ülkücü saldırı yaşandı. Bütün bu saldırılar da kamuoyuna “karşıt görüşlü öğrencilerin çatışması” olarak yansıtıldı ve üzerine çok da fazla durulmaya gerek görülmedi.
O fotoğraf!
Öğrencilere ateş eden ve ‘meşhur’ fotoğrafıyla herkesin aklına kazınan saldırgan Ömer Ulusoy’a dair de sakalından dövmesine kadar epey yorumlar yapıldı. Uyuşturucu bulundurmak, gasp, tehdit, taciz gibi suçlarla dolu geçmişi bulunan Ulusoy, bütün olaylardaki tek kahraman gibi yansıtıldı. Hatta ateş etmesinin nedeninin ruhen sağlıklı olmadığından kaynaklandığı bile ortaya atılarak bu davranış masumlaştırılmaya çalışıldı. Yakalandığı zaman “Vatan sağ olsun” diyen ve “öldürmek üzere” ateş ettiğini, yaptıklarından “pişman olmadığını” söyleyen Ulusoy, aslında bir gerçekliği dile getiriyordu: “Pişman olmasını” gerektirecek bir şey yapmamıştı. Tam tersine; ‘ona verilen veya biçilen’ görevi yerine getirmişti. MHP ve BBP’nin, yaşananların ardından yaptıkları açıklamalar, elbette kendilerini ve “ocak”larını aklamaktan öteye gitmeyen çabalardı. (HABER MERKEZİ)

Yaşananlar sağ-sol kavgası değil

Akdeniz Üniversitesi Yer Bilimleri Topluluğu Başkanı Yakup Şimşek:
Yaşanan olaylar bütün Türkiye’de yaşayan öğrencileri etkileyebilecek tarzda olaylardır. Burada karşı karşıya olduğumuz durum açıkça ortadadır. Güvenlik güçleriyle işbirliği içinde olan şahısların üniversite içine girip elini kolunu sallayarak yurda girmesi çok düşündürücü bir durumdur. Kadı ki normal öğrenciler dahi giremiyor. Bu şahıslar, hangi sıfatla içeriye girip hangi hakla öğrencilere kaba kuvvet uygulayabiliyorlar? Buların tek bir açıklaması olabilir. Yurt yönetiminin de bu yasadışı oluşuma destek verdiği açıkça ortadadır. Bu olaylar ‘70’li yıllardaki sağ-sol olayları gibi öne sürülmekte, ancak bu olayların hiçbiri sağ sol kavgası değil. Bu ve benzeri olaylar, ülkücülerin ortalığı karıştırıp hizmet ettikleri kurumların emellerini gerçekleştirmelerine hizmet ettikleri kurumların emellerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmaktadır. Bütün öğrencileri, öğretim görevlilerini ve aileleri bu olaya karşı duyarlı olmaya bekliyoruz.
Nasıl gerçekleştiğini gösteriyor

Antalya Tıp Öğrencileri Kolu:
Üniversitemizde yaşanan ve yaşanmakta olanlar, alışılageldik bir ifadeyle, üniversiteler üzerinde oynanan oyunun su yüzüne çıkmasına sebep oldu; elbette yalnızca küçük bir sahnesinin. Öğrenci olmayan bir şahsın silahla kampüse girip öğrencilere kurşun yağdırması bir yana; özel güvenlik görevlilerinin, özelikle de yurt yönetiminin öğrencileri tartaklarkenki görüntülerinin televizyon ekranlarına yansıması, bu kurumların üniversitelerdeki işlevini ciddi şekilde tartışmaya açacak nitelikte. Yine öğrencilerin güvenliğini sağlamak(!) için sık sık kampüse giren çevik kuvvetin, özel güvenlik ve yurt yöneticilerini de yanına alarak ülkücü saflarında öğrencilere saldırması; tıp öğrencisi bir arkadaşımızın yurt yönetim memurları tarafından gözaltına aldırılmakla tehdit edilmesi, yine 6 Nisan 2008 akşamı yurdun ülkücü kışlasına çevrilmesi ve iki gün boyunca gövde gösterisi yapmalarına seyirci kalınması... Son zamanlarda sıklaşan üniversitelere dönük saldırıların nasıl düzenlendiğini ortaya koyuyor.
Yaşananların tartışılamayan bir sonucu da, Akdeniz Üniversitesi öğrencilerinin eğitim ve barınma hakkının gasp edilmesidir.


Ömer Ulusoy adliyeye sevk edildi

Akdeniz Üniversitesi’ndeki ülkücü saldırıda silah kullanan Ömer Ulusoy adliyeye sevk edildi.
Ömer Ulusoy’un Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusu tamamlandı. Zanlı Ulusoy’un, kendisini görüntülemek isteyen gazetecileri görünce başındaki şapkayı çıkarması dikkat çekti. Ulusoy’un ardından olaylara karıştığı gerekçesiyle gözaltına alınan 5’i öğrenci 6 kişi de savcılığa sevk edildi. Gazetemizin baskıya girdiği saatlerde zanlıların adliyedeki sorguları sürüyordu. Zanlılardan Ömer Ulusoy’un tutuklanması bekleniyor. (Antalya/EVRENSEL)

Olaylar planlı gerçekleştiriliyor

Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Topluluğu Başkanı Gökhan Alpuğan:
Bu saldırıda sadece olayı aydınlatmak, zanlıları bulmak ve cezalandırmak tek başına yeterli görünmüyor. Olayın arkasındaki her şey açığa çıkarılmalı ve az önce saydığımız olaya sebebiyet veren etkiler de ortadan kaldırılmalıdır. Kimi üniversitelerde olayların art arda patlak vermesi olayların planlı yapıldığını düşündürüyor. Ayrıca bu konuda basını da tutarlı görmüyorum. Akdeniz Üniversitesi’ndeki olayları ‘kız meselesi’ne indirgemeye çalışıyor. Böyle bir sebep eğer gerçekse bile ancak I. Dünya Savaşı’nın görünen sebebi gibi bir şey olarak değerlendirilebilir.

Kutuplaşmanın sonucu

İnönü Üniversitesi Edebiyat Topluluğu
Başkanı Vural Dinç: Antalya’da yaşanan ülkücü, faşist saldırıyı kınıyorum. Bu saldırının oradaki arkadaşlarımızın hem öğrenim haklarına hem de yaşam haklarına yönelik bir saldırı olduğunu düşünüyorum. Bu saldırılar aslında her yerde yaşanıyor. Ancak Antalya’da daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Olaydan sonra polisin yanlı tutumu yine kendini göstermiştir. Yine en büyük zararı devimci, demokrat öğrenci arkadaşlarımız görmüştür. Bilimin, demokrasinin merkezleri olması gereken üniversiteler eli satırlı, silahlı gruplara açılırken demokrasi diyen, bilim diyen öğrenciler üniversitelerden uzaklaştırılıyor. Bu saldırı ülkede yaratılmak istenen kutuplaşmanın bir sonucudur.

Ulusoyları yetiştirenler deşifre edilmeli

İstanbul Teknik Üniversitesi MMO Öğrenci Komisyonu Başkan Yardımcısı Dilara Çayır:
Üniversitedeki faşist güruhun yurtları ele geçirmek istemesinin ve üniversite içindeki diğer kesimlere besledikleri kinin bir izdüşümü olan silahlı ve sopalı saldırılar hepimizi üzüyor. Ama ne yazık ki şaşırtmıyor. Üniversite dışından gelen Ömer Olusoy gibi adamlara aşinayız artık. Bu gerici örgütlenmelerin nerelerde oluştuğunu ve nasıl korunduğunu biliyoruz. Medyanın bu olayı dahi “kız meselesi” boyutuna indirgemesi beklenmedik bir şey değil. Bu faşistlerin siyasi kimliklerinin ve bu adamları besleyen, destek veren örgütsel yapıların tamamen deşifre edilmesi gerekmektedir.

Üniversiteler demokratik ve özerk olmalı

Kocaeli Üniversitesi Genç-İMO Temsilcisi Taner Çelik: Okullarımızda, yurtlarımızda, sokaklarda sözde demokrasinin olduğu bir ülkede gerçek demokrat olmanın zorluklarını yaşıyoruz. Geçtiğimiz yıl üniversitemizde Demokrat Öğrenci Kulübü adında bir topluluk oluşturmak istedik, fakat senato üniversitenin zaten demokrat olduğunu ve böyle bir kulübe gerek olmadığını öne sürerek bu girişimi reddetti. Üniversiteler artık öğrencileri oyalamaya, tektipleştirmeye yönelik kurumlar. Üniversiteler her görüşün, ideolojinin, kültürün özgürce, baskıyla karşılaşmadan dile getirilebildiği, yaşanabildiği kurumlar olmalı. Öğrenciler silahla, satırla, taşla, sopayla değil fikir ve düşünceleriyle çatışmalıdırlar.

Öğretim üyeleri sahip çıkmalı

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Topluluğu Başkanı Oğuz Soydemir: Üniversiteleri toplumun önündeki dinamolar olarak tarif ederken polis rahatça okula giriyor, çevik kuvvetler istediklerini rahatça karga tulumba götürebiliyor. Öğrencilere yapılan bu kıyımlara karşı, öğretim üyeleri bu haksızlıklara seyirci kalmayı bırakıp öğrencilerle birlikte bilimsel ve özerk bir üniversite mücadelesini sahiplenmelidirler. Akdeniz Üniversitesi ile ayyuka çıkan YÖK ve polis ilişkisi ayrı ayrı üniversitelerin sorunları değil sistemin bütünün bir parçasıdır.

Emek Geçliği saldırıları kınadı

Eskişehir Emek Gençliği, Antalya Üniversitesi’nde yaşanan saldırıları yaptığı basın toplantısıyla kınadı. Eskişehir Emek Gençliği konuşan İl Gençlik Yöneticisi Deniz Sarı, son günlerde Bolu, Ankara, Mersin, İzmir başta olmak üzere birçok üniversitede “ülkücü saldırı” adı altında olaylar yaşanmakta olduğunu belirterek saldırıları kınadı.

Şiddetten uzak zemini birlikte yaratacağız

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Kulübü Başkanı Çağdaş Önder: Geçen hafta tanık olduğumuz faşist saldırı, görsel bir kanıtı olmasaydı gündeme taşın(a)mayacak, unutulup giden vakalar arasında yerini alacaktı. Öğrenci gündelik yaşamında karşılaştığı bu kurşunlar arasında hayatını sessizce sürdürmekten başka bir yol bulamıyor. Öğrenciler olarak her türlü baskıcı/faşist bireyler ya da kurumlar karşısında, bilimin ‘evrenselliğini’ yaşamlarımızda somutlaştırarak her türlü ayrımcılık ve şiddetten uzak zemini hep birlikte yaratabiliriz.

Her saldırı kendi tepkisin oluşturur

Ege Üniversitesi Edebiyat Topluluğu Başkanı Mehmet Akif Gündoğdu: Son günlerde üniversitelerde olan faşist ve gerici baskılar politik bir belirsizliğin sonucudur. Marjinal bir durum olduğunu düşünüyorum. Her saldırı kendi tepkisini de oluşturur. Saldırıların büyümesi halinde verilecek tepkiler de büyüyecektir. Ülkedeki politik ve ekonomik belirsizlik, bu olaylarda birtakım radikal insanları bu türlü eğilimlere sokuyor. Bu belirsizlik kalktığı takdirde bu olayların önüne geçilebilir.

Öğrenciler birleşecek

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü ÖTK Başkan Yardımcısı Fulya Alikoç: Okullarda öğrenciler, kendi yaşam alanlarına eğitim gördükleri yerlere ‘güvenlik gerekçesiyle’ sokulmazken, eli silahlı ‘adamlar’ öğrencilere kurşun sıkabiliyorlar. Bu da devletin kimden korktuğunu ve güvenlik önlemlerinin kimlere karşı alındığını açık bir şekilde gösteriyor. İnanıyorum ki öğrenciler en genel anlamıyla gençler, talepleri için birleşecekler.

Olayların iç yüzünü anlatabilmek gerekiyor

Yıldız teknik Üniversitesi MMO Öğrenci Komisyonu Başkanı Abdurrahman Binici:
Bu tarz olayların ‘80’lerden sonra ilk kez oluyormuş gibi yansıtılması doğru değil. Bu tür olaylarla ilk defa karşılaşmıyoruz. Olaydaki malum şahıs gibi kimselerin eline satır, pala, silah verip devrimci ve demokrat öğrencilerin üzerine saldırtan ve ardından medyada bunu “kız meselesi” olarak yansıtan zihniyete hiç de yabancı değiliz. Bu tür saldırılara karşı durabilmenin tek yolu, öğrencilere daha fazla olayların iç yüzünü anlatabilmek ve suskunluğunu koruyan kesimlerle de birleşebilmektir.

Faşist odaklara karşı mücadele etmeliyiz

Ege Üniversitesi Fotoğrafçılık Topluluğu Başkanı Barış Kocaman:
Olaylar ülkenin siyasi durumuyla paralel. Yapılacak eylemler ve çalışmalar belli kesimlerden ciddi tepki alabilir. Bu nedenle yapılacak olan her işte ciddiyet ve durumun öneminin farkında olmak gerekir. Topluluğumuza katılan öğrenciler, bir şeylerin bilincinde, yani bir şeyler yapmak istemektedirler. Aramızda böyle zihniyetlere sahip olan kişiler yoktur. Olsa bile onlara bilimsel çalışma ortamında ışık tutmak için çalışıyoruz. Ayrımcılığa gerek olmadığını biliyoruz ve faşist, gerici güç odaklarına karşı birlikte barış içerisinde yaşayabiliriz.
www.evrensel.net