KONUM

  • Başbakan Erdoğan, her fırsatta ülkedeki gerilim ve kriz ortamının “demokratik siyaset” ile aşılacağını söylüyor.


    Başbakan Erdoğan, her fırsatta ülkedeki gerilim ve kriz ortamının “demokratik siyaset” ile aşılacağını söylüyor. Erdoğan, partisinin son MKYK toplantısında da, “ülke ve milletin menfaati için demokratik siyaseti çare kapısı olarak açık tutmak” gerekliliğinden söz etti. Erdoğan’ın bu ‘demokrat’ söyleminin arkasında AKP’nin kapatma davası sürecinde, bu sürecin önüne geçmeye yönelik düzenlemelere destek sağlamaya yönelik arayışların yattığı biliniyor. AKP Hükümeti bu arayışlar kapsamında, parti kapatmayı zorlaştıracak (bunu ‘AKP gibi partilerin kapatılmasını ortadan kaldıracak ama DTP gibi partilerin kapatılması yolunu açık tutacak’ biçiminde okumak gerekiyor) bir “demokratikleşme paketi” hazırlıyor. Hükümet, değişikliklere 301’den başlayarak, başta AB ve ülkedeki liberaller olmak üzere değişik çevrelerin desteğini almaya çalışıyor. AB Komisyon Başkanı Barrosso da, geçtiğimiz hafta yaptığı görüşmelerde AKP’nin bu yöndeki adımlarını destekleyeceklerini söyledi.
    “Demokratik siyaseti çare kapısı” olarak gördüğünü söyleyen Başbakan Erdoğan, geçen hafta Diyarbakır’dan Ankara’ya giden bir heyeti kabul etti. Cumhurbaşkanı Gül ve Meclis’te grubu bulunan partilerle görüşmek üzere Ankara’ya giden ve ağırlıklı olarak sanayi ve ticaret oda ve derneklerinden oluşturulan bu heyetle* görüşen ‘demokrat’ Erdoğan, heyette yer alan Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’na “Sen yalan konuşuyorsun” dedi. Erdoğan’ın Tanrıkulu’nu “dürüst olmamak” ve “yalancılık”la suçlamasının nedeni, Kürt halkının yıllardır her alanda dillendirdiği bir talebi; anadilde eğitim talebini gündeme getirmesi. Kürtlerin anadillerinde eğitim hakkı konusunda “Dünyanın hiçbir yerinde bunun örneği yanıtı yok. Almanya’da bu konuyu inceledim orada böyle bir şey yok, İsveç’te inceledim orada da yok” diyen Erdoğan, Tanrıkulu’nun, Almanya’daki Türklerle Türkiye’deki Kürtlerin aynı pozisyonda olmadığını hatırlatmasına kızarak tepki gösteriyor. Daha iki ay önce Almanya’ya yaptığı ziyarette, orada bulunan Türklere “Asimile olmayın” diye seslenen Erdoğan, Türkiye’deki milyonlarca Kürdün kendi dil ve kültürlerini kullanma talebi karşısında çılgına dönüyor. Erdoğan, bu tutumuyla ‘demokrat’lığının doğal sınırlarını da göstermiş oluyor.
    Asıl yalanın ve ‘yalancılığın’ Meclis’te grubu bulunan bir parti olan DTP ile görüşmeyi bile kabul etmeyen Başbakan Erdoğan’ın, “demokratik siyaset” söylemini kullanması olduğu açıktır. Bölgede Newroz kutlamalarına devletin kolluk güçlerinin müdahalesi sonucu 4 kişinin yaşamını yitirmesine rağmen, kutlamalara izin vermeyenler ve halka vahşice saldıranlar görevleri başındalar. Ama bu kutlamalar sırasında halka yapılan saldırıları haber yapan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabirleri tutuklanıyor.
    Hükümetin başında emekçilerin sosyal güvenlikle ilgili bütün kazanımlarını ortadan kaldıran SSGSS’ye karşı duran sendikacıları, Kürtlerin anadilde eğitim hakkını savunanları yalancılıkla suçlayan bir başbakan var. Oysa en büyük yalan, başta liberaller olmak üzere bazı çevrelerin inanmaya dünden razı oldukları, Erdoğan’ın demokrat olduğudur. Erdoğan, yalandan demokrattır ve emekçiler ile Kürt halkının mücadele birlikteliği yönündeki adımlar geliştikçe bu gerçek bütün halk güçleri tarafından görünür hale gelecektir.
    * Diyarbakır’daki 32 kitle örgütünden oluşmuş olan Diyarbakır Demokrasi Platformu, bölgenin sorunlarını gerçekçi bir temelde yansıtacak bir bileşime sahip olmadığı için bu heyet içinde yer almamıştır.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net