GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Günümüz koşullarında salt gazetecilikten söz etmenin yersizliğine inansam da, bazı durumlar karşısında şaşırmaktan, bu kadarına da pes doğrusu demekten kendimi alamıyorum.


    Günümüz koşullarında salt gazetecilikten söz etmenin yersizliğine inansam da, bazı durumlar karşısında şaşırmaktan, bu kadarına da pes doğrusu demekten kendimi alamıyorum.
    10 Nisan tarihli Milliyet gazetesinde DTP milletvekili Sabahat Tuncel’in ABD gezisine ilişkin kısa bir haberi okurken, gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Haberde Tuncel’i komünist ve aktivistlerin davet ettiği vurgusuna önem verilmiş elbette, ama asıl vurgu “sosyalist anarşist olarak bilinen” tümcesiyle Noam Chomsky için yapılmış. Yaşadığı ABD’de muhalif tutumuna karşın saygın bir kimliği olan, evrensel bir üne sahip dilbilimci, düşünür ve alternatif medyanın öncülerinden Chomsky’nin “sosyalist anarşist!” olduğu da yıllar sonra çok satışlı bir gazetemiz aracılığı ile okura duyuruldu. Şöyle bir düşündüm. Haberle karalanmaya çalışılan Chomsky mi? Yoksa tehlikeli bir “sosyalist anarşist”le görüşen Sabahat Tuncel mi? Karar veremedim. Bir de siz düşünün. Cumhuriyet savcılarımız ise mesajı almışlardır herhalde. Yıllar önce dilimize çevrilen bir kitabı nedeniyle, çevirmeni ve yayıncısı ile birlikte Chomsky için de soruşturma açıldıydı da, Chomsky Türkiye’ye gelmeye kalktıydı. Yine böylesi krizli günlerdi. “Bir sen eksiktin Chomsky” diye ironik bir yazı yazmıştım. Oradan anımsıyorum.
    Geçenlerde Beşiktaştaş’tan Dolmabahçe’ye yürürken bilboardlarda gülümseyen tanıdık bir yüz takıldı gözüme. Çok satışlı, cemaat destekli bir gazetenin genel yayın müdürü. Mutlu, gülümseyen bir yüz. Durup bakmasam, altındaki yazıyı okumasam olmaz.. “Gazeteci olmasaydım polis olurdum” diyor dostumuz. Yakışmış.
    Çok satışlı gazetelerde köşe edinmiş birilerinin yazılarını okuyorum bu ara.. Okumaya değer gördüğümden değil. Gelen yakınma maillerini yanıtlayabilmek amacıyla göz atıyorum ister istemez. Köşecilerin bazılarında Castro takıntısı var. Geçmişlerinde moda diye bulaştıkları solculuk sıfatından nasıl kurtulur da, patronlarımıza kendimizi kanıtlarız telaşından herhalde... Küba’da idamın kalkmaması bir gösterge bu yazarlara. Kulaktan dolma seks işçiliği dedikoduları da. Üç yıl önce 10 gün boyunca Küba’yı gezip dolaşmamıza karşın bu zırvalara değgin herhangi bir kanıta ulaşamamak benim ve arkadaşlarımın beceriksizliği olsa gerek. İdam meselesine gelince biz, avukat Bahri Belen ve bendeniz, parti yöneticileri ile sorunun yanlışlığını, açık ve seçik biçimde tartıştık . Sert eleştirilerde de bulunduk. Devrimin bağrından doğmuş, eğitim, sağlık ve güzel sanatlar alanında örnek bir toplum oluşturmuş dost Küba, bizler için, sosyalizm için önem taşıyordu da ondan. Hem Castro’ya ve Küba halkına iğrenç bir üslupla saldırmaya çalışan kalemşörler unutmamalı ki, gölgesine sığındıkları ABD’de başkan Bush, Teksas Valisi iken tam 153 idam hükmüne onay vermişti.. Yalanlar üzerine kurulu Irak savaşına, Ortadoğu’da ölen, sakat kalan, yerinden yurdundan edilerek göçe zorlanan insanlara, koca bir uygarlığın yok edilmeye çalışılan izlerine aldırmıyor, kalem oynatmak içinizden gelmiyorsa susun bari. Küba’da insan sömürüsüne, emek sömürüsüne karşı devrimi gerçekleştirmiş bir büyük lideri ve kadrosunu eleştirmek sizin gibi çocukluk solculuğundan utanan, ona buna bulaşmayı marifet zanneden bar marjinallerinin işi değil. Olmamalı.
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net