Üç Kuruşluk Opera Diyarbakır’da

Dicle Üniversitesi Tiyatro Topluluğu (DÜNİT), şu sıralar Alman şair, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni Bertholt Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera” isimli oyununu sahneliyor.


Dicle Üniversitesi Tiyatro Topluluğu (DÜNİT), şu sıralar Alman şair, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni Bertholt Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera” isimli oyununu sahneliyor. 1985’te kurulan ve DÜNİT adı altında oyunlar sahneleyen topluluk, çıkardığı birçok oyun ile beğeni toplamaya devam ediyor.
OHAL yıllarında çalışmalarına ara veren topluluk, 2000’li yılların başında çıkardığı oyunlar ile yine izleyici karşısına çıktı. DÜNİT bu yıl da, John Gay’in “The Beggar’ın Opera”sından uyarlanmış “Üç Kuruşluk Opera” oyununu sahneledi. John Gay’in eseri, erken liberalizm eleştirisi üzerinde yoğunlaşırken, Brecht’in uyarlamasında birçok yönüyle güncelleştirilmiş ve daha sert bir eleştiriye dönüşmüştür. Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen oyuna ilginin büyük olması dikkat çekerken, hayli zor olan oyunun profesyonellik düzeyinde, başarılı bir şekilde kotarıldığını belirtmek gerekir.
Bu arada öğrencilerin özellikle bu oyunu tercih ettiklerini ifade etmelerinin de ayrı bir önemi var. Hemen parantez açıp epik tiyatroyu kurarak geleneksel tiyatronun sunduğu illüzyonu kıran ve tiyatroyu sosyal ve ideolojik bir foruma dönüştüren Brecht’in oyunlarına sahnelerde pek yer verilmediğini hatırlatalım. Oyunun yönetmeni Ümit Kıvanç, oyunun zor olduğunu ama içinde bulunduğumuz gençlik kuşağının bu tür oyunlara ihtiyacı olduğunu ifade ediyor.
Toplumsal içerikli ve Brecht tarzı oyunların gençler açısından önemine değinen Kıvanç, bu yönde oyunları sahnelemeyi devam edeceklerini ifade ediyor. Çıkardıkları oyunu dört aylık bir süre zarfında hazırladıklarını dile getiren Kıvanç, turneye çıkacaklarının da müjdesini verdi.
21 kişilik oyuncu kadrosuyla sahneye çıkan DÜNİT, kostümlerden ışığa, müzikten makyaja ve dekora kadar her şeyi kendi çabalarıyla hazırlamış. Oyun, esasında üç farklı toplumsal katmanı temsil eden karakterlerin hikayeleri üzerinden ilerliyor. Orospular, haydutlar, dilenciler… Oyun “Dilenci doğulmaz dilenci olunur”, “Vermek almaktan daha hayırlıdır”, “ Ver ki tanrı da sana versin” dövizleri ve birkaç yüzyıl öncesine götüren sahici kostüm ve makyajların yarattığı atmosferin yanı sıra başarılı bir müzik eşliğinde başlıyor.
Kirli ilişkiler
“Uyan aşağılık Hıristiyan / Sat kardeşini ey sefil” sözleri kulaklarda çınlarken, Dilenciler Kralı karakteriyle Bay Peachum, İncil’i referans alan ideolojik ve estetik sözler kullanarak, insanların acıma duygularını uyandıracak yöntemlerle para kazanma yolunda oldukça ilerlemiştir. İçinde bulunduğumuz yüzyılın tüm değerlerine ironik bir biçimde göndermede bulunan Bay Peachum, kendisini herkesin bildiği, algıladığı gibi dilencileri sömürmeyen, tam tersine dilenci dostu olarak tarif eder.
Neredeyse dilenci tekelini oluşturacak düzeye gelen Bay Peachum, içinde bulunduğu toplumsal sistemin diğer çarpık yüzünden de kaçamaz. Biricik kızı Polly, fildişi bastonu ve boynundaki yara iziyle ünlenen sustalı Mac’e aşık olur. Bu aynı zamanda Bay Peacum’un üzerinde oturduğu tüm sermayesinin zeminin kayması, başka deyişle tüm mülkiyetini ve sermayesini bir gangstere kaptırması anlamına da gelir. Artık iş çığırından çıkmıştır ve kızını sustalı Mac’ten ayırmanın yollarına bakar.
Osmanlı saray entrikalarını aratmayan gerilimli bir süreç başlarken, tıpkı ülkemizde “derin devlet” olarak tarif edilen ilişkilerin de devreye sokulması bir yönüyle gündeme gelir. Hemen belirtmek gerekir ki “301’e hayır” gibi dövizlerin sahnede yer bulmasıyla da günümüze bir dizi göndermede bulunuluyor. Bu ilişkileri temsil eden polis şefi Kaplan Brown, çıkarlar temelinde ilerleyen hukuk ve adalet kavramlarının nasıl işlediğini gözler önüne serer. Bay Peachum, bir yandan tüketim üzerinde tek boyutlulaşan ve kalbi kaldırım taşına dönüşen topluma vicdan temelinde hissiyat kazandırarak para akışını sağlamak, diğer yandan da kendisinden bir parça saydığı kızını Sustalı Mac’ten kurtarmak derdinde. Yaşanan didişmenin sonunda sustalı Mac idama mahkum olurken, Brecht’in politik oyun anlayışı ve yabancılaşma efekti yeniden karşımıza çıkar. Bay Peachum, izleyicinin karşısına çıkarak toplumsal sistem içinde “suç”a dönmüş tüm üretilmiş kötülüğün kaynağına işaret edercesine savaşa, barışa, insana, erdeme, ahlaka ve tüm diğer değer kategorilerine göndermelerde bulunur. Artık kişilerin beceriksizliği, bilgisizliği ve tüm ahlak dışı durumların, çıkar kaygılı bir temel üzerinde inşa edildiğine işaret etme zamanıdır. Dilenci dostu Bay Peachum, sahnede bolca serpiştirilen takma ayakların ortasında, izleyiciye bir yandan kirletilmiş, boğuk ve ağdalı havanın nereden estiğini gösteriyor, bir yandan da bunların parçası olmamaya çağırıyor. Sahnedeki dekor ve kostüm de ifade aracılığıyla değil dil bağlamındaki bir yabancılaştırma ile de izleyicinin karşısında, yaşatılan ve yaşananları görmeye, değiştirmeye çağırıyor. (Diyarbakır/EVRENSEL)
Ali Rıza Kılınç
www.evrensel.net