GÖZLEMEVİ

  • Geçtiğimiz ekim ayında yeni bir tiyatroya daha kavuştuk. Ne mutlu, ne mutlu! Oyun Atölyesi’ndeki “Dolu Düşün Boş Konuş” “Atinalı Timon” oyunlarından, sinemadan...


    Geçtiğimiz ekim ayında yeni bir tiyatroya daha kavuştuk. Ne mutlu, ne mutlu! Oyun Atölyesi’ndeki “Dolu Düşün Boş Konuş” “Atinalı Timon” oyunlarından, sinemadan, televizyon dizilerinden tanıdığım, anımsadığım Sermiyan Midyat kendi deyimiyle “cüret etti”, “...sinema ve televizyon gibi görsel alternatifleri düşünecek olursak, tiyatronun seyirciye ulaşma sorunu aşikar kuşkusuz. Elbette bunun çok anlaşılır ve hak verilir nedenleri var. Suç sadece tiyatroya gelmiyor dediğimiz seyircide olmasa gerek. Gelinmiyorsa, biz de yapamıyoruzdur. Suçu üzerimize alıyoruz” dedi, suçu üstlendi, Oyunbozan Tiyatro’yu kurdu.
    Oyunbozan Tiyatro’nun ilk oyunu Sermiyan Midyat’ın yazdığı “9 Ay Son Gün”dü ve Kasım 2007 ayında sahnelenmeye başladı. Oyunun adının altında, sanırım konuyu açmak, gişe kapısını aralamak amacıyla konmuş bir de alt başlık vardı: “Anne Rahminde 4 Sperm & Anne Bir Canlı Bomba!”
    Yeni bir tiyatro, yeni bir oyunla, üstüne üstlük Türk yazarının oyunuyla perde açacak da ben gitmeyeceğim! Mümkün mü? Değil elbette, gittim.
    Bugün, işte bu oyundan söz etmek istedim.

    Sperm mi, embriyo mu?
    Gitmeden önce “Ana Rahminde 4 Sperm...” tanımına takılmıştım. Sperm, “malûmunuzdur” erkek bireylere ait hücresi. Oyun başlayınca anladım ki, ana rahmindekiler sperm değil, birer cenin. Ana rahminde döllenmeyle gelişmekteler, birer organizma bunlar. Belirli bir süre sonra bu halden çıkarlar, organları belirlenen fetus haline gelir. Üçüncü ayı başından kadarki devre içinde ana rahminde “fetus” olarak anılmaları gerekmektedir. Oysa, “Hayatla ilgili meselelerim var. Bunu anlatmak istiyorum. Ve bunu ancak sahneden yapabileceğime inanıyorum” diyerek, tiyatro kuran “Donkişot”lar safına katılan, oyun metni kaleme alan Sermiyan Midyat’ın metninde, adları her dönem “sperm”dir. Bu durumda, eleştirmen yanlışı bulur yazar, yazar da ola ki düzeltir.
    Alegorik karakterler
    Evet... Oyun metninde, dünyaya gelmeye, dünyayı görmeye can atan dört cenine yer verilmiştir. Ancak, bu ceninler daha doğmadan ölümle karşılaşırlar, çünkü onları karnında taşıyan anaları bir canlı bombadır. Dört embriyonun yaşam savaşları, annelerini kendini ve onları öldürmekten vazgeçirmek uğraşı olarak başlar ve ana rahminde hem ölümden kurtulmaya, hem de fikirlerini birbirlerine kabul ettirmeye çabalarlar. Kolayca anlaşılabileceği gibi, konu olarak yakaladığı balık hayli ilginçtir Midyat’ın, bir anlamda politik tiyatro işine girişmiştir. Gel gelelim, bir yandan da tiyatronun entelektüel faaliyet olmadığını, sinemadan ve televizyondan daha çok halka inmesi gerektiğine inandığını kanıtlamak ister gibidir. Dört ceninle, Türkiye’nin bugünkü resmini yapmak ister. Biri İslamcıdır ceninlerin, biri Marksist, biri liberal, diğeri ise azınlıkları temsilen eşcinsel... Tiplemeleri dönüşüme uğratır, oldukça alegorik karakterler yaratmaya çalışır. Anne’ye (Zuhal Olcay’ın muhteşem ses tınısıyla): “Eğer hayatta eşitliği sağlayamıyorsak, ölümde sağlarız. Burada, bu coğrafyada, bu yeryüzünde yaşamak hapishanede yaşamak gibi zaten. Dünyada sayısız işgal suçu var. Şunu anlamalılar; eğer biz güvende değilsek onlar da olmamalı. Güçleri yetersiz kalmalı. Amacım bu mesajı onlara iletmek. Aynı anda, hem katil hem de kurban olmak mümkün mü? Bir canlı bomba olarak ölmek ve dahası barış için ölebilmek, benden sonrasına hizmet etmektir” dedirtir. Kadını doğanın rahmi olarak simgelemekte, üreten olduğunu vurgulamakta, kendinden sonraki neslin rahat yaşaması için canlı bomba olduğunun altını çizerken, kendinden sonraki nesli yaratma yeteneğinin sadece kadınlarda olduğu gerçeğinden yola çıkarak paradoksal bir biçem kullanmaktadır.
    Midyat’a önerim var
    Oyunbozan Tiyatro yeni kuruldu, “9 Ay Son Gün” de ilk oyunları diye eleştirmekten “muaf” değil ya!.. Ben eleştiririm efendim. Eleştiririm ve “suçu üstlenmiş olan” Sermiyan Midyat’a ilk olarak estetik ve politik anlayışı, çalışma yöntemleri ve teknikleri hiç değişmeyen, alışkanlıklarını sürdüren, sanat kaygısından çok kâr amacı güden, toplumsal kaygıdan çok elit kesime hizmet eden, vasat oyunculukların sergilendiği tiyatro anlayışına karşı gelmelerini salık veririm. Bunun için yeni tiyatral kavramı iletecek çalışma yöntemlerini saptamalarını, yeni teknikler ve yeni estetik kaygılarla üretme çabası içinde olmalarını öneririm. Tiyatronun günümüzde hiç kuşkusuz egemen kültüre karşı yeni bir tiyatro anlayışına gereksinimi var. Dilerim ki Oyunbozan Tiyatro, Sermiyan Midyat’ın amacına dönük olarak var olan tiyatro alışkanlıklarına, anlayışlarına, tarzına ve estetiğine başkaldırsın. Yaşanan toplumsal sorunlara sessiz kalmasın, politik tavrıyla tekdüze tiyatronun karşısına dikilsin.

    Yaratıcılar
    “9 Ay Son Gün”e Funda Çebi ten rengine uygun sarı-bej tek tip işlevsel kostümler hazırlamış. Eline dirlik. Reklam cıngıllarından film, dizi müziklerine, başarılı uyarlamaları yanı sıra mükemmel tiyatro oyunu müzikleriyle tanıdığımız Tolga Çebi, bu kere Rap müziğinin ülkemizdeki başarılı temsilcisi Ceza’ya iki şarkı yaptırmış anlayamadım. Ceza’nın şarkı sözleri ve müziği iyi olmasına iyi olabilir de sözler anlaşılmıyor ki, sözler anlaşılmayınca müzik oyuna katkı vermiyor ki!.. Yakup Çartık, gene Yakup Çartıkçasına bir ışık düzeni kurmuş. Barış Dinçel imzalı, ana rahmi temalı, doğrudan beyne yönelen dekor fevkalade başarılı. Dekor, salona girer girmez seyircinin hazırlıksız ve henüz yontulmamış beynine ilk uyarıyı vererek düşünceyi ilk yönlendiren, ilk biçimlendiren oluyor.

    Oynanış
    Oyuna Sumru Yavrucuk, Zuhal Olcay, Ferhan Şensoy, Bülent Emin Yarar, Nihat İleri ve Altan Erkekli sesleriyle gerçekten ciddi katkı sağlamaktalar. Oyuncuların tümü iyi, ama biz gene de alışkanlığımızı yineleyerek dört oyuncuyu da birer birer ele alalım. Emel Çölgeçen’i Işıl Kasapoğlu’nun “Rahle-i Tedris”inden tanıyorum. Beğenirim ve severim. Dört cenin arasındaki tek dişi embriyoyu, “Marksist Diken”i parçalardan oluşturarak (sinema deyimiyle) kurgulamış, bence iyi de etmiş. İyi etmiş de, söz konusu parçalar nedendir bilmiyorum, sonuç itibariyle bütünlük yaratamamış. Çölgeçen’in benimsediği doğalcı oyunculuk anlayışı, bu kere psikolojik ve davranışsal işaretlerden yoksun. Sermiyan Midyat, “Liberal Cenin Değişken”e can verirken duyguları fizikselleştirmenin (ya da gerekçelendirme dediklerinin) tiyatronun olmazsa olmazı olduğunu unutmuş gibi davranmış. “Liberal Cenin”i yeniden gözden geçirip gerekçelendirmede ayrıntıya inerse, başarısını artıracağından eminim. İsmail Hacıoğlu, üretmeye katkısı olmayan, azınlıktan sayılan, “Eşcinsel Cenin İletken”in duygularını duygusal olarak derhal sahiplenmiş ve onu sezgisel olarak oyunun temel hedefi boyunca sürüklemeyi başarıyor. Rolü abartmıyor, hiç mi hiç köpürtmüyor. “Dini Bütün Cenin Gelmişken”de Erdem Akakçe, gene yaratıcılığının tüm yollarını deniyor. Erdem Akakçe, komedyenliği vallahi iyi biliyor.
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net