ARASIRA

  • Sevgili çiftçi kardeşlerim, kader ortaklarım, hepinize merhaba!..


    Sevgili çiftçi kardeşlerim, kader ortaklarım, hepinize merhaba!.. Bundan tam 12 bin yıl önce ilk tohumun toprağa atıldığı, hayvanın ilk evcilleştirildiği, demokratik kurumlaşmaların, düşünce ve sanat okullarının, önemli inanç merkezlerinin temellerinin atılıp dünyaya dalga dalga yayıldığı verimli bir toprağın üzerinde yaşıyoruz. Üzerinde yaşadığımız toprağın ve onun tarihinin kıymetini bilelim.
    Hayatları boyunca bir gün bile toprağa çapa sallamamış, emeği-alın teriyle toprağa ektiği tohumun filizlenişine, umutlarının filizlenişi gibi bakamamış olan, üretimden ve üretim kültüründen kopup yozlaşmış yöneticilerimiz var. Bu yöneticiler bugün bizleri bitirmek için kolları sıvamışlar.
    Hükümet olup bizleri yönetenler, 2015 yılına kadar tarımda çalışan yüzde 36’lık nüfusu yüzde 6-7’ye düşürmek için Dünya Bankası, IMF ve Avrupa Birliği ülkelerine söz vermişler. Bu uluslararası kurumlara ve sermayeye verdikleri sözü nasıl yerine getirecekler? Bu yok etme politikasının anlaşılmayacak hiçbir yönü yok. Çiftçilerimizi iflas ettirecek, ellerindeki traktörü, toprağı ve evlerini sattırarak amaçlarına ulaşacaklar. Hükümetin son yıllardaki uygulamalarına bakalım. Hükümet olup bizleri yönetenler, son yıllarda ürünlerimize uyguladıkları düşük fiyat politikasıyla ve öte yandan ürünlerimizi meydana getirmek için kullandığımız mazota, toprağa attığımız gübreye, ilaca, tohuma büyük zamlar getirerek bizlere zarar ettirmiş, her geçen gün bu zararın boyutlarını büyüterek bizleri tamamen bitirmeye yemin etmişlerdir.
    Toprağın, suyun ve güneşin çocukları olan bizler, binlerce yıllık kadim kültürümüzden, üretimli halimizden ve bağrında yaşadığımız toprağımızdan kopartılmak, sürülmek isteniyoruz. Fakat bizler toprağa ektiğimiz bir tohum gibi her şeyimizle bağımlıyız ona. Ne demişti Aşık Veysel: “Benim sadık yarim kara topraktır.” Toprak gibi biz de toprağız, bir ve bütünüz. Toprak ana hiçbir ihaneti bağışlamaz.
    Hükümet olup bizleri yönetenler, çıkardıkları tohum yasasıyla bizi ektiğimiz ürünümüze ve toprağımıza yabancılaştırdı. Artık ektiğimiz ürünü, tohumu tarlama ekemeyeceğim. Eksem dahi suç işlemiş olacağım. Böyle bir şeyi nasıl kabul edebiliriz? Ayrıca bir torba mısır tohumunu alıp tarlama ekmem için yarım tondan fazla mısır satmam lazım. Ektiğim tohumu bir defaya mahsus ekiyorum, onu bir daha ekemiyorum. Emeğimiz, alın terimiz hep uluslararası tekellere ve onların Türkiye’deki uzantılarına gidiyor. Artık buna dur denilmeli.
    Tüm Türkiye çapında tarımı bitirmeye ve bizleri tasfiye etmeye azmetmiş yöneticiler, sadece düşük fiyat politikası, tohum yasası ve yüksek tarımsal girdi maliyetleriyle bizleri çökertmiyorlar. Türkiye’yi yönetenler, esas niyetlerini saklama gereği duymayıp artık iyice açık etmişlerdir. Saklama gereği duymadıkları niyetleri uyarınca, öncelikle küçük çiftçiyi tamamen bitirecek, iflas ettirip toprağından kopartacak ve elimizden aldıkları topraklarımızı çok uluslu şirketlere peşkeş çekerek yüz binlerce dönümlük büyük çiftliklere dönüştürecekler. Tabii bu tasfiye sürecini hızlandırmak için bir taraftan çiftçiye verdikleri destekleri kesecekler, vergileri artıracaklar, bir taraftan da Türkiye’nin en verimli ve sulak ovalarından olan Pazarcık-Narlı Ovamıza dünyanın en büyük çimento fabrikalarını, ayrıca 8 belediyenin çöplerinin döküleceği çöp alanını kuracaklar.
    Konunun uzmanları, bilim insanları ve çevreciler anlatıyor. Bugün dünyada küresel ısınmaya yol açan, sera etkisi yaratan gazlar en fazla çimento fabrikalarında ortaya çıkmaktadır. Bizler bu ovada ve bu kentte yaşayan çiftçiler olarak, ovamızda çevre canavarı, toprak ve tarım katili olan çimento fabrikalarını kesinlikle istemiyoruz. Çimento ihracatında dünya 2’ncisi olan Türkiye’nin kesinlikle çimentoya ihtiyacı yoktur. Çimentoyu fabrikalarda üretebilirsiniz. Ama toprağı üretecek bir fabrikayı, dünya insanı kurmayı henüz başaramadı.
    Bizler eğer hepimiz topraktan gelmiş, bütün sırlarımızla tekrardan ona döneceksek, bizleri var eden ana eğer toprak ana ise, ona ihanet etmeyeceğiz. Toprak anayı öldürecek, onu bizden kopartacak hiçbir şeye izin vermeyelim. Küresel ısınmayla kuraklık kapımızda. Susuz yazlarla dünya giderek bir ateş topuna dönüyor, ısındıkça ısınıyor, ırmaklar-göller kuruyor, her gün binlerce canlı türü yok oluyor ve ölümcül hastalık getiren virüsler çoğalıyor. Küresel ısınmaya ve kuraklığa yol açan çimento ve çöp tesislerini ovamızda istemiyoruz.
    Hepimizin kaderi bir ve ortak. Birleşmek ve bir an önce örgütlenmek zorundayız. Kooperatifler, sendikalar, çiftçi birlikleri kuralım. Yeni tarım teknikleri, yeni ekonomik modeller ve paylaşım kültürünü geliştirelim. Toplumsal dayanışmamız gelişsin. Her yerde temel sorunlarımızı tartışalım, çözüm arayışlarımız gelişsin. Ovamızda ticaret yapanlar da bilsinler ki, buradaki tarım biterse, çiftçiler iflas ederse kendileri de biter, iflas ederler. Bugüne kadar çiftçiler olarak örgütsüz ve bilinçsiz olduğumuzdan dolayıdır ki dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıya açık hale gelmişiz. Kendi kendimize kötülük ediyoruz ama artık bu, kaderimiz olamaz. Artık yeter! Onun için hep birlikte diyoruz ki:
    Yaşasın çiftçilerin örgütlü dayanışması.
    Biz üretmezsek dünya aç kalır.
    Yalancının ampulü öğleni bile bulmadan söndü.
    Susma sustukça hep birlikte belamızı buluyoruz.
    Not: Üretici köylü sendikasını bölgemizde örgütlenmeye davet ediyoruz.
    Hepinize saygılar...
    *Çiftçi (KAHRAMANMARAŞ)
    Kemal Çöçelli*
    www.evrensel.net