KENT YAZILARI

  • Günlük yaşamayı ilke edinmiş, halkı da çeşitli yöntemlerle buna alıştırmış olan politikacılarımız ve yerel yöneticilerimiz nedeniyle, kentlerimizde doğru ve yanlış işler karışmış durumda.


    Günlük yaşamayı ilke edinmiş, halkı da çeşitli yöntemlerle buna alıştırmış olan politikacılarımız ve yerel yöneticilerimiz nedeniyle, kentlerimizde doğru ve yanlış işler karışmış durumda. Pek çok proje yeterince görüşülmeden, incelenmeden, tartışılmadan uygulamaya sokuluyor. Aynı konuda doğru çözümleri üretmek olanaklıyken, bilerek ya da bilmeyerek yanlış uygulamalar sürdürülüyor. Yapılan yanlışların bir bölümü oluşan tepkilerle geri alınırken, bir bölümü de yargı kararlarıyla geri dönüyor.
    Ancak, pek çok yanlışın sonuna kadar gidilerek uygulaması tamamlanıyor.
    Yapımı sonrasında, geri dönüşü olanaksız ya da yüksek maliyetli olan yanlış uygulamalar giderek kentlerimizin birer parçası haline geliyor. Bunun yanında, gerekli olduğu yerde ve zamanında kullanıldığında doğru çözüm olduğunu bildiğimiz pek çok uygulama da yerli yersiz kullanıldığında büyük bir yanlışa dönüşebiliyor. Doğru ve yanlış karışıyor. Kafalar karışıyor.
    Örneğin; son yıllarda kent içi ulaşım konusunda bütüncül ve doğru uygulamaya rastlamak neredeyse olanaksız. Pek çok kentimizde, “ulaşım sorununu kökten çözüyoruz” çıkışlarıyla, ısmarlama raporlara, etüdlere dayalı yanlış uygulamalar birbirini izliyor. Pek çok kentimizde yöneticiler, bütüncül bir ulaşım çözümünden uzak dururken, büyük paralar harcayarak, halkın bir kesimine şirin gelecek noktasal yatırımlara gözü kapalı girişiyorlar.
    Başta Ankara olmak üzere, pek çok kentimizde modaya dönüşen battı-çıktı altgeçitler ve kent merkezinde katlı kavşaklar da bu tür uygulamalardan. Pek çok kentimizde ulaşım planlamasına, yayalaştırmaya, toplu taşım sisteminde iyileştirmeye ve raylı sistemlere yeterince yatırım yapılmazken, kısa sürede tamamlanacak, seçim dönemine yetişecek alt ve üst geçitlerin biri diğerini izliyor. Yapılan alt geçitlerin pek çoğu kent açısından yersiz ve yanlış tercihlere dayalıyken, doğru yerlerde, kent çıkışlarında, karayolu bağlantı noktalarında yapılanlar da yanlış uygulamalar arasında kaybolup gidiyor.
    Benzer bir durum, metropol kentlerden küçük kasabalara kadar yaygınlaşan toplu konut uygulamalarında yaşanıyor. Toplu konut yapımının maliyeti düşürmesinden faydalanarak ucuz konut üretme düşüncesinin doğruluğu, hatalı yer seçimleri ve tek tipleştiren, kimliksizleştiren projelendirme yanlışları arasında önemini yitiriyor. Doğrular ve yanlışlar burada da karışıyor.
    Ayrıcalıklı bir kesimin aracılık ettiği araziler üzerinde gerçekleştirilen uygulamalarla, arazi sahibine, yapımcı firmalara, aracı bankalara büyük kazançlar sağlayan, bu yanıyla sosyal olmaktan daha çok rantsal projelere dönüşen toplu konut uygulamalarıyla, bir yandan kentlerimizin kimliksizleşmesi hızlanırken, diğer yandan kentin çevresinde kentsel kanserler oluşturuluyor.
    Doğrular ve yanlışların ilgili kesimler tarafından yeterince tartışılamaması ve karışması, anlamsız bir saflaşmanın oluşumuna neden olurken, saflaşma iki kesim arasında zaman içinde karşılıklı inatlaşmaya dönüşüyor. Saflaşma ve inatlaşma ise çoğu zaman meydanın yanlış ellere terk edilmesine neden oluyor. Bilinçli olarak ele alındığında önemli bir mesleki çözüm aracı olacak kimi kavramlar, yanlış uygulamalar nedeniyle yaşanan saflaşmada terk ediliyor.
    Örneğin kentsel dönüşüm. Doğru yerde, doğru biçimde uygulandığında kent planlama açısından vazgeçilmez araçlardan olan kentsel sağlıklaştırma, iyileştirme, yenileme ve dönüşüm kavramları, ülkemizde uygulandığı şekliyle, ranta dayalı soylulaştırma ve tasfiyeye dönüşen yanlış uygulama örnekleri nedeniyle, tümüyle karşı safa terk ediliyor.
    Bunun yanında, yanlış da olsa, yapılan uygulamaların getirdiği lokal çözümler ve rahatlamalar, yaratılan imajın da katkısıyla halk arasında kolaylıkla kabul görüyor. Günlük çözümden kaynaklanan memnuniyet ortamında yanlışları anlatmak, halka yapılan işin yanlışlığını kavratmak giderek zorlaşıyor. Oluşan saflaşmanın sonrasında, yanlışı yapanlar “iş yapanlar”, yanlışlığı söyleyenler ise “yapılan her işe karşı çıkanlar” olarak yaftalanıyor.
    Seçimlere yaklaşık bir yıl kala girilen süreçte, pek çoğu yanlış olan projeler uygulamaya geçmek için kentlerimizde sıra bekliyor. Başta basın, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri olmak üzere, konu ile ilgili doğrudan yana kesimlerin, halka doğruları ve yanlışları anlatabilmesi giderek daha da büyük önem kazanıyor. Doğrular ve yanlışlar karışıyor. Ayırmak da giderek zorlaşıyor.
    Necati Uyar
    www.evrensel.net