‘Özden İze İzden Öze’ Arslantepe

İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Fazıl Ercan’ın “Özden İze İzden Öze Aslantepe Seramik Sergisi” açıldı. Malatya Arkeoloji Müzesi’nde mühürlerin, okların, kılıçların 21. yüzyılın bakış açısı ile yorumlandığı sergi, 21 Nisan’a kadar gezilebilecek


İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Fazıl Ercan’ın “Özden İze İzden Öze Aslantepe Seramik Sergisi” açıldı. Malatya Arkeoloji Müzesi’nde mühürlerin, okların, kılıçların 21. yüzyılın bakış açısı ile yorumlandığı sergi, 21 Nisan’a kadar gezilebilecek.
Malatya’da yer alan ilkçağ höyüklerinden Arslantepe’de kullanıldığı dönemdeki özellikleriyle tarih yazan, kil mühür baskılarını üreten sanatçılar; gerek toplumsal gerek bireysel sevinçlerini, kederlerini, bölgelerinin coğrafi, sosyolojik-psikolojik yönlerini ruhlarında yoğurup özleştirerek bugüne yansıtmışlar. Bugün de bu izleri ruhunda yoğuran sanatçı; yaşadığı dönemin sancılarını, sevinçlerini geçmişten gelen izlerle birlikte kompoze ederek gelecek nesillere bir anlamda kültür aktarımı da sağlayacak yeni izler ortaya koyuyor.
Fazıl Ercan ile “İzden Öze Özden İze Arslantepe Seramik Sergisi” üzerine konuştuk.

Neden Arslantepe?
Sergimiz Arslantepe’yi içerik olarak kapsıyor. Bilimsel bir tez çalışmamız vardı. Onun devamında çıkan uygulamalar bunlar. Tez çalışmama konu olarak Arslantepe mühürlerini almıştım. Kazı çalışmalarında 2 bin tane mühür bulunmuş. MÖ 3300 ile 3000’e ait olan dünyanın en eski sarayı olarak biliyoruz, Arslantepe’de çıkan sarayı. Mühürleri biz sanatsal boyutuyla ele aldık ama aslında mühürleri bir de diğer bir boyutuyla değerlendirmek lazım. Diğer boyutu dediğim; mühürlerin üzerlerindeki desenler. Bakıyorsunuz, çok farklı hayvan, geometrik ve insan motifleri mevcut. Yaşayış bölgelerini değerlendirdiğimiz zaman genelde ağaçlık, ormanlık alanların olduğu bölgeler. Farklı bir açıdan baktığımız zaman mühürlere, Malatya’nın eski bitki örtüsünü, hayvan çeşitliliğini anlatıyor. Onun yanında bir de mühürleri estetik açıdan değerlendirdiğimiz zaman güçlü soyutlamalar var. Bu da Malatya’da o dönem güçlü sanatkarların olduğunu gösteriyor. Tabii burası bir ilk devlet sisteminin kurulduğu yer olarak da değerlendiriliyor. Saray varsa mutlaka yanında güçlü sanatçılar ve işi bilen insanların da o yapının içerisinde mevcut olduğunu görüyoruz.

Çalışmalarınızda öne çıkan ne oldu?
Seramik sanatının da yine mevcut olduğunu görüyoruz. Arslantepe’de çok veri var seramiklerle ilgili. Bu da Arslantepe’nin büyük bir merkez olduğnu gösteriyor bölgede. Çalışmamızda sadece mühürleri kullanmadık, mühürlerle beraber oradaki yaşanmışlıkları da çalışmalara aktarmaya çalıştık. Onun yanında mimari elemanları, saray kerpiçten yapılmış kerpiç formunu çalışmalarımızda kullandık yine. Kerpicin üretiminde kullanılan samanı üretimde dokusal anlamda kullandık. Yine mimarinin diğer elemanlarından bugün Malatya’nın değişik yerlerinde var. Yeşilyurt’ta var. Eskimalatya’da, Orduzu’da var. O bölgede mevcut olan eski ahşap kapı kilitleri var. MÖ 3300-3000 yılları arasında da dokumalar var. Çıkan şeyler dokumanın da güçlü olduğunu gösteriyor bu bölgede. Dokumada kullanılan metaller var. O metaller de ip eğirmede kullanılıyor ve onları da materyal olarak taşımışızdır çalışmalara. Yani genel konsept olarak Malatya’nın yaşanmışlıkları diyebiliriz. 7 bin yıla yakın bir yaşanmışlığı bu sergiye yansıttık.

Sergi ile Malatyalılar ürezinde nasıl bir etki yaratmak istediniz?
Malatya’nın tarihi varlıklarını Malatyalı tam olarak bilmiyor. Ve işte tabii bu biraz da ilgi alakayla bağlantılı. Malatya bağrında ilk kılıcını, en eski sarayı, ilk muhasebe sistemini üretmiş. Buna benzer bir sürü veri var kazılarda çıkan. Malatyalı da bunu bilmeli ve sadece kayısı değil, kayısının yanında kültür varlıklarını da tanıtmalı diyorum. Bu sergi buna bir nebze de olsa katkıda bulunacak ve etkileyecek diye düşünüyorum. Sergimize ilgi bayağı fazla. Bu biraz da müzenin gezilmesine de sebep olacak. Müzedeki tarihi eserlerin de gezilmesine vesile olacak diye düşünüyorum.

Aslında yaptığınız çalışma bir ilk…
Mühürleri de, sanatsal anlamda kazı başkanımızı saygıyla anıyorum, o bugünlere taşıdı belki. O eserleri toprağın altından çıkardılar. Kazı başkanı ve ekibine özellikle teşekkür ediyorum. Roma Üniversitesi’nden kazı başkanı Sn. Marcella Frangipane’e. Ben de bazı dönemlerde kazı ekibine katıldım, restorasyon ekibiyle çalıştım. Çalışmalar esnasınasında Arslantepe’yi hep gözlemledim. Hem bize çok yakın hem de uzaktı. Orada çalışırken restorasyon yaparken, çıkan eserleri restore ederken sadece seramik form olarak bakmadım onlara. Kimler yaptı, ne amaçla yaptı, ne badireler geçirildi? Güçlü bir devlet kurulmuş. Hititlerin başkentliğini yapmış. 7 bin yıllık bir tarih ve kesintisiz bir süreç var Arslantepe’de. Bu beni çok etkiledi. Orada çıkan eserler mesela insanlarla birlikte gömülen eşyalar var. O dönemki inanışlarla ilgili bu. Öldükten sonra tekrar dirileceği ve tekrar o eşyaları kullanacağı inancı çıktıkça çok etkilendim. Tabii olayın sadece biçimsel yönüyle ilgilenmiyor, psikoljik ve biçimsel yönüne de iniyorsunuz. Bu çalışmaların her birini ayrı ayrı ürettiğimde o ruhları, o felsefeleri taşıdım. Serginin ismine “Özden İze İzden Öze” dedik. Ondaki ana felsefe de öyle. Mühürleri çalışan insanlar kendi özlerini o izlere yansıtmışlar. Biz o izlerden etkilendik o dönemlere gittik. O dönemleri duygusal olarak yaşamaya çalıştık. Bugün bulunduğunuz sosyolojik, psikolojik ortamları değerlendirdik. Malatya’nın ortamını değerlendirdik ve biz de onları tekrar izlere yansıtmaya çalıştık. O izlerden kendi özümüzü koyduk. Belki bunlar da ileriki kuşaklara iyi, güzel birer örnek olarak kalır diye düşünüyorum.

Serginiz ne kadar sürelik bir çalışmanın ürünü?
5-6 yıllık bir çalışma içerisindeyim. O günden bu yana sosyolojik ve duygusal birikimler var. Ama uygulama bazında iki yıl sürdü çalışmaların ortaya çıkması. 70 tane eserimiz var burada şu anda. Bir bilimsel çalışmanın sonucu. Arslantepe’deki kil mühürlerin sanatsal anlamda yorumlamaları Selçuk Üniversitesi’nde yaptığım bir yüksek lisans tezi. Hem bilimsel bir kitap olarak da var artık. Bu süreç içerisinde gerçekleşti.
Malatyalılara özellikle şunu söylüyorum: Sergi bir vesile. Hem burada çağdaş bugünkü değerlerle yaptığımız çalışmalar var, hem de çalışmalardan esinlendiğimiz materyal, mühürler bu müzede. Arslantepe’deki sürece bakıyorsunuz, 60 yılda dörtte biri bitmiş. Bu da daha çok veri olduğu anlamına geliyor.

Tarihiminizi, geçmişimizi bilmenin önemi nedir?
Geçmişte bu topraklarda yaşamış olan insanların izlerini bilmemiz lazım. Biz bu coğrafyada yaşıyoruz. Bugünümüz değil geçmiş de var burada. Onların da farkında olmamız lazım diye düşünüyorum. Bunu öğrencilerime de söylüyorum. Geçmişi bilmiyorsanız geleceğe bir şeyler aktarmada sıkıntı yaşarsınız diyorum. O yüzden bunu bilmek gerekiyor. Geçmişteki kültür varlıklarımızı bilmek gerekiyor. Bu kendi milletimizden olabilir, farklı milletlerden olabilir ama bizler bu dönemin temsilcileriyiz. Bunları korumakla biz yükümlüyüz diye düşünüyorum. İnsani değerler olarak bakmak gerekiyor. İnsanlığın ortak değerleri bunlar, öyle bakmamız gerekiyor. Öyle baktığımız zaman zaten sahip çıkarız. Bugün bakıyorsunuz tarihi eserlerimizde. Öncelikle tarihi eserlerin ön plana çıkrılması, yaşatılması gerekiyor. Ki sahip çıkmış olsak artık o duvarlara yazı yazmayız. Bu bilinci bile aşılamak bizim için çok önemli. Bu sergi yıkılmamış olanları olduğu gibi bırakmaya vesile olsa yine yeterli.

Kendinizden bahseder misiniz?
Seramik sanatçısıyım. Seramiğe gönül verdik diyorum. Resim de çalıştık ama eğitim sürecim içerisinde aldım resim eğitimi. Ağırlıklı olarak seramik beni daha çok çekiyor. 14-15 yıldır bu sanatın içerisindeyim. Bu yöreye ait daha çok çalıştık. Çömlekçiliğin son durumu, baskıcılıkla ilgli çalıştık. Teknik anlamda Malatya yöresinde kullanılabilecek seramik hammaddeleriyle ilgili araştırmalarımız oldu. Hammadde yataklarıyla ilgili denemelerim var. Ayrıca Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin üyesiyim. (Malatya/EVRENSEL)
Derya Karaçoban- Çağdaş Aslan
www.evrensel.net