KENTTEN GELEN

  • Hastanelerin ticari işletme mantığıyla değerlendirildiği bir dönemden geçerken kamu yararı gereği bu mantığın karşısında olmak hayati önem taşmaktadır. Süreci somut örneklerle değerlendirmek gerekirse Şişli Etfal Hastanesi bu anlamda aydınlatıcı bir veri olacaktır


    Hastanelerin ticari işletme mantığıyla değerlendirildiği bir dönemden geçerken kamu yararı gereği bu mantığın karşısında olmak hayati önem taşmaktadır. Süreci somut örneklerle değerlendirmek gerekirse Şişli Etfal Hastanesi bu anlamda aydınlatıcı bir veri olacaktır.
    Hastane, Şişli ilçesinde, çok yüksek hasta potansiyeline sahip, ilin sayılı büyük hastanelerinden biridir. Bu hastanenin bir çalışanı olarak kısaca anlatayım hastanemizi; Nefroloji binasında diyaliz ünitesi, bazı poliklinikler ve kemoterapi yapılan bir ünite bulunmaktadır. Kemoterapi ünitesinde çalışanların gerekli hazırlama ve uygulama koşulları sağlanmadan bu hizmeti sunmaya zorlanmaları, önemli bir sorun oluşturmaktadır.
    Diğer bir binada Cildiye, Kadın Doğum, Ameliyathane, Yenidoğan ve Yenidoğan Yoğunbakım klinikleri mevcuttur. Ağır çalışma koşulları, farklı statülerde istihdam edilmek neticesinde iş barışı zarar görmüş, ekip hizmeti parçalanmış bir hizmet ortamıyla karşılaşıyoruz. Özellikle Yenidoğan Yoğun bakım Ünitesi’nde; ağırlaştırılmış çalışma koşulları çalışanlarda “tükenmişlik sendromu” olarak adlandırdığımız bir duruma yol açmıştır. İlimizde yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan hastane sayısının çok az olması nedeniyle ihtiyaç karşılanamamakta, mevcut yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin iş yükü hasta sayısı artışına bağlı olarak daha da ağırlaşmaktadır. Hem çalışanı, hem hizmet alanlarını etkileyen bu olumsuz süreç, kurumun kimi yöneticilerince dikkate alınmamakta, hatta yapılan iş küçümsenerek “İki bebek bakıyorsunuz, büyütmeyin” şeklinde çalışanları rencide eden noktalara vardırılmaktadır. Oysa, gece mesailerinde bir hemşireye ortalama 8-10 bebeğin bakımı yüklenmektedir. Bu kadar özellikli bir alanda böylesine ağır çalışma koşullarının, sağlık hizmeti gibi, doğrudan insan hayatı ile ilgili bir alanda çok ciddi sorunlara neden olabileceği açıktır.
    Bir diğer bina da Psikiyatri Kliniği, hemen yanındaki binada da Çocuk Klinikleri bulunmaktadır. Burada da sorunlar, hastane genelinde yaşanan sorunlardan farklı olmamakla beraber, kliniklerin özellikleri gereği, hizmeti sunan çalışanlar ile hizmet alanlarının, aslında her iki tarafın da şikayetçi olduğu mevcut sağlık sistemi içinde karşı karşıya gelmeleri kaçınılmaz olmaktadır.
    Diğer kliniklerin, laboratuvarların, radyoloji bölümünün, acil servisin, merkezi ameliyathanenin ve polikliniklerin olduğu ana binaya gelirsek; hastane genelinde olduğu gibi burada da ağır iş yükü altında, sosyal teması ortadan kaldırılmış, hastayla ilişkisi mekanikleştirilmiş sağlık çalışanları ve beklemekten yorulmuş hasta ve hasta yakınlarıyla karşılaşırız. Bu genelin dışında, radyoloji çalışanlarının radyasyon riski sorunlarına değinmek gerekiyor. Mevcut hükümetin Sağlık Bakanlığı tarafından, çalışma saatleri 5 saatten 9 saate çıkarılan, SES (Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası) Genel Merkezi tarafından açılan dava ile iptal edilerek 5 saate indirilen, ancak daha sonra yeniden, yeni bir düzenleme ile çalışma saatleri tekrar 9 saate çıkarılan radyoloji çalışanlarının “Radyasyon Vitamin Değildir” haykırışlarını duyurmakta yarar var.
    Laboratuvarlara gelirsek, buralarda kullanılan bazı kimyasalların (özellikle patoloji laboratuvarında kullanılan ksilen, formol vb.) kanserojen özellikli olduğu bilinmekte, ancak sağlığı hiçe sayılmış sağlık çalışanları, kendileri için sağlıksızlık ortamı olan bu alanlarda sağlık hizmeti üretmeye çalışmaktadırlar.
    Kısaca bu şekilde özetledikten sonra, farklı istihdam biçimlerinde çalışan sağlık çalışanlarına özel sorunlara da değinmek gerekiyor. 4-B sözleşmeli çalışanların durumu biliniyor, iş güvencesiz, birlikte çalıştıkları, aynı işi yaptıkları mesai arkadaşlarının sahip olduğu haklardan yoksun çalışmaktadırlar. Bu arada hastanede temizlik, güvenlik, yemekhane gibi hizmetleri yürüten taşeron firmadan da söz etmek gerekiyor. Firma çalışanları düşük ücretlerle, sürekli giriş çıkış yaptırılarak, tazminattan yoksun bırakılarak iş güvencesiz çalıştırılmaktadırlar. Sözü edilen firmanın, yakın zamanda bazı çalışanları bildirimsiz fesih denilen kanunsuz bir uygulama ile işten çıkardığına tanık olduk. Firma ile ilgili bir diğer sorun da; çalışanların her ayın 1’i ile 5’i arasında yatırılması gereken aylık ücretlerinin, geçtiğimiz ekim ayından beri 10 güne varan gecikmelerle ödeniyor olmasıdır. Kuşkusuz bu durum, çalışanların mağduriyetine neden olmaktadır.
    Yukarıda aktarmaya çalıştığım verili durumu yaratan elbette mevcut sağlık sistemidir. Ancak çıkarılmak istenen yeni yasalar SSGSS incelendiğinde, sağlık sisteminin bu haliyle bile daha ileri bir kamu yararı içerdiğine tanık olunmakta, söz konusu yasaların piyasa çıkarları için piyasa kurallarıyla hazırlandığı gerçeği fark edilmektedir. Tüm bunlara rağmen ülke kaynakları kullanılırken ülke işçi ve emekçilerinin, yani üretenlerin ve yoksul kitlelerin çıkarlarından yana tercih yapılır ise elbette alternatif bir sağlık sistemi var. “Herkese eşit, ulaşılabilir, etkin ve ücretsiz sağlık hizmeti” anlayışı ile oluşturulacak bir sağlık sistemi. Bu talep için, sağlık ve sosyal güvenlik hakkımız için el ele mücadeleye devam edelim, biz istersek her şeyi değiştirebiliriz.
    *SES Şişli Şube Eğitim Sekreteri
    Selma Ateş Yılmaz*
    www.evrensel.net