ROJEV

  • Kapitalist dünya yeni bir krizin öncü sarsıntılarıyla sarsılıyor.Merkez üssü ABD olan ekonomik krizin merkez bankaları tarafından denetim altına alınacağı, bunun genel bir sarsıntıya yol açmayacağı yönlü açıklamaların da palavra olduğu açığa çıkmış bulunuyor


    Kapitalist dünya yeni bir krizin öncü sarsıntılarıyla sarsılıyor.
    Merkez üssü ABD olan ekonomik krizin merkez bankaları tarafından denetim altına alınacağı, bunun genel bir sarsıntıya yol açmayacağı yönlü açıklamaların da palavra olduğu açığa çıkmış bulunuyor.
    ABD’den başlayan kriz, başta Türkiye gibi dışa bağımlı ülkeler olmak üzere tüm kapitalist dünyayı etkileyen bir boyuta doğru ol alıyor. Krizin boyutları, 1929 dünya buhranıyla kıyaslamalar yapılarak tartışılıyor. Bilindiği gibi 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, bir yıl sonra, yani 1930 yılının sonlarında boyut kazanmış ve giderek ‘30’lu yıllar boyunca devam etmiştir.
    Kapitalist dünyayı kasıp kavuran 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin yaşandığı, tüm kapitalist merkezlerin, sömürge ve bağımlı ülkelerin büyük altüst oluşlar yaşadığı bir dönemde Sosyalist Sovyetler Birliği’nin bu krizden etkilenmek bir yana, kalkınma planlarını öngörülenin de üzerinde gerçekleştirdiği, birçok alanda büyük hamleler yaptığını kaydederek söyleyecek olursak:
    İkinci Dünya Savaşı ve sonraki gelişmelere de kaynaklık eden bunalımın dünya işçi sınıfı ve ezilen halkların üzerine yıkılması ve dünyanın yeniden paylaşılması mücadelesinde, Sosyalist Sovyetler Birliği’nin varlığı kapitalizmin dilediği gibi at oynatmasını engelledi.
    Büyük yıkımdan dünya işçi sınıfı ve ezilen haklar, büyük bedeller ödeseler de, yeni bir dünyanın, barışın, demokrasinin, halk için ekonominin yolunu açtılar. Dünyanın çehresi değişti.
    Sovyetler Birliği’nde kapitalizmin restorasyonu ve giderek yıkılmasından sonra bile, bugün hâlâ bazı kazanımlardan, sosyal haklardan, işçi ve emekçiler için demokrasi ve özgürlüklerin kırıntılarından söz edilebiliyorsa, bunlar İkinci Dünya Savaşı’nda başta Sovyet halkı olmak üzere tüm dünya işçi sınıfı ve emekçi halklarının mücadelesinin sonucudur.
    1929 bunalımı İkinci Dünya Savaşı’nın habercisiydi. Kapitalizmin kâr hırsı, tekeller arası savaş, dünya pazarlarının yeniden paylaşımı ve kapitalizmin karşısına çıkan sosyalist sistemin yok edilmesi amacıyla başlatılan savaşta, dünya işçi sınıfı ve halklarının kazandığı deneyim, bugün bu kriz karşısında dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarına yol göstermektedir.
    Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu krizin boyutları ve yaratacağı etkiler konusunda şimdiden kapsamlı ve kesin bir şey söylemek mümkün olmasa da, yaşadığımız kapitalist dünyada işçi ve emekçiler olarak iyimser olmamız için hiçbir neden bulunmamaktadır.
    Ekonomist Mustafa Sönmez tarafından Petrol-İş Sendikası için hazırlanan “2008 Dünya Krizi ve Türkiye” araştırması, Türkiye’nin, işçi ve emekçilerin karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi kapsamlı bir biçimde ortaya koymaktadır.
    9 bölümden oluşan söz konusu araştırmada, Türkiye’de 2002’de başlayan ekonomik büyümenin tıkanma noktasına nasıl geldiği, 2008 dünya krizine yol açan gelişmeleri, ABD’deki sarsıntının boyutları, işçi ve emekçileri bekleyen tehlikelerle birlikte orta yere seriliyor.
    2008 Dünya Krizinde Derinleşme ve Türkiye’ye Etkileri, Dış Kaynağa Bağımlı Büyümenin Kapsamı ve Zaafları, Cari Açık ve Başta AB’ye Olmak Üzere İhracat Bağımlılığı, Yabancıların Yatırım ve Kredi Alanlarında Artan Hakimiyetinin Vardığı Boyut, Vergide Eşitsizlikler, Yüzde 20’lere Varan Gerçek Enflasyon, Yine Yüzde 20’lerde Seyreden Gerçek İşsizlik, Gelir Uçurumunda Artan Eşitsizlik, Bölgesel Uçurumda Derinleşme ve Güneydoğu Sorununa Önlemler ana başlıkları altında irdelenen konular, işçi sınıfının 1 mayıs’a hazırlandığı günümüzde önümüzü aydınlatıyor.
    Ekonomik buhranın ilk sarsıntılarını yaşadığımız günümüzde, dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları Sosyalist Sovyetler Birliği gibi bir dosta sahip değil, ama birçok deneyden geçmiş, çokça badire atlatmış işçi sınıfı partileri ve örgütlerinin varlığı, kapitalizmin bunalımının işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmasını engelleyecek temel dayanaklarımızdır.
    Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halklarının gözünü ve kulağını pür dikkat yönelteceği merkez, başta işçi sınıfı partisi olmak üzere, emek ve demokrasi güçleri, sendikalar, meslek odaları, gençlik ve kadın örgütleridir.
    Sınıf partisi tüm burjuva, küçük burjuva, reformist, “sol” sosyal demokrat akımların ufuksuzlukları karşısında daha kapsamlı bir ajitasyon, propaganda ve örgütlenme seferberliğiyle krizi, krizin nedenlerini ve krizden çıkışın yollarını gösterme göreviyle karşı karşıyadır.
    Sınıf bilinçli işçiler kapitalist tekellerin, onların burjuva gerici hükümetlerinin, TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD gibi sermaye gruplarının temsilcilerinin, burjuva muhalefet odaklarının ya da “uzlaşma” çağrıları yapan bazı sendikacı ve liberal politikacıların aksine, güçlü bir mücadele birikimi için kolları sıvamalı, her tondan burjuva klikler karşısına kendi çıkarları, kendi iktidarı için dikilmelidir. Kapitalist sömürü ve yağma düzenine ve onun krizlerine karşı, Türkiye’nin sorunlarını işçi ve emekçiler lehine çözmek için, demokratik halk iktidarı için mücadele hattı çizerek ilerlemeliyiz.
    Krizin sorumlusu işçi ve emekçiler değil. Sömürü ve baskı altında iflahı kesilen işçi ve emekçiler, krizi sorumlusu olan ve her krizden daha da büyümüş olarak çıkan kapitalistlerin başına yıkmak için mücadele edecektir. İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar, gençlik ve kadınlar, küçük esnaf ve üretici köylüler, işsiz ve yoksul milyonlar, kriz karşısında tüm yalan yanlış propagandaya karşı gözünü ve kulalığını sınıfın ve emekçilerin çıkarlarının kararlı savunucusu ve yol göstericisi olan partilerine, halkın televizyonuna, gazetelerine dikmelidir. Emekten ve demokrasiden yana iktisatçılara bakmalıdır. Türkiye’nin önünü açmak, bağımsız ve demokrat bir Türkiye’ye doğru yol almak, buradan yürünürse mümkün olacaktır.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net