Yoksulluğun kol gezdiği sokaklarda genç olmak

Beyoğlu denince akla ilk gelen Taksim hatta İstiklal Caddesi’dir. Her zaman kalabalık, cıvıl cıvıldır. Ara sokaklardaki kafeler ve eğlence yerleri gençliğin ilgi gösterdikleri yerlerdir


Beyoğlu denince akla ilk gelen Taksim hatta İstiklal Caddesi’dir. Her zaman kalabalık, cıvıl cıvıldır. Ara sokaklardaki kafeler ve eğlence yerleri gençliğin ilgi gösterdikleri yerlerdir. Hemen arka sokaklarına baktığımızda yoksulluğun, yoksunluğun kol gezdiği Tarlabaşı, Dolapdere ve benzeri yerler. Burada da gençlik var var olmasına da hangi koşullarda, nasıl bir sosyal yaşantı içerisinde… Yaşam koşulları çok zor ve eğer koşullarını zorlarlarsa liseyi anca bitirebiliyorlar. Ya gerisi! Gençliğin içinde bulunduğu bunalım her geçen gün artıyor. Yaşam onlara yaşlarının gerektirdiği duyguları, düşünceleri ve yaşam koşullarını sağlayamıyor ve gencecik beyinler; korkunun, şiddetin, umutsuzluğun, hırsızlığın, uyuşturucunun kucağına itiliyor. Öbür yandan ucuz işgücü olarak sermayenin bitmek bilmez kâr hırsının kurbanı oluyorlar.
‘Sürekli para istiyorlar’
Güneş ve Şilan Say Tarlabaşı’nda hemen Taksim’in arka sokaklarında oturan iki kız kardeşler. Güneş 14 yaşında, Şilan ise 13 yaşına girecek. Kendilerinin okuyor olmalarını büyük bir şans olarak nitelendiriyorlar. Bunun nedenini sorduğumda burada ailelerin maddi imkansızlıkları nedeniyle gençlerin daha çocuk denecek yaşta çalışmak zorunda kalmalarıymış. Mahalledeki gençlik portresini nasıl çiziyorsunuz diye sorduğumda verdikleri cevap çok ürkütücü oluyor. “Birçok genç madde bağımlısı, 5. sınıftayım ve ilkokula esrar getiriliyor. Çocukların üzerinde silah bile çıkabiliyor. Burada birçok genç esrar kullanıyor, çocuklar da özeniyor. Çeteler burada kol geziyor; öbür yandan çalışmak istesen karşılığını da alamazsın. Mesela şu aşağıda tekstil atölyeleri var, haftalık 100-150 YTL arası sigortasız çalışıyorlar, üstelik çok zor şartlarda ve çok da tecrübeli değiller. Arkadaşımın az daha parmağı kopacakmış, çok kötü olmuştu.” Okullarının durumunu soruyorum; burada da başka bir ilginçlik çıkıyor. “Okulumuzun ruhsatı bile yok, üstelik çok kötü durumda. Yağmur yağdığında çatısı akıyor, sınıfta ders işleyemez duruma geliyoruz” diyor ve devam ediyor. “Bizden sürekli para talebinde bulunuyorlar, kayıt parası olarak 60 YTL istediler bunu dahi verecek durumda değildik. Zoruma gidense bunun karşılığında anneme tuvaletleri çamaşır suyuyla temizletmişler, koridorları sildirtmişler. Bundan haberim yoktu, annemin alerjisi var, astım hastası o yüzden ondan sonra bayağı kötü oldu. Ben buna isyan ettim ama elimden hiçbir şey gelmedi.
‘Okumak istiyoruz’
Benim derslerim çok iyi, okumayı seviyorum, amacım doktor olmak. Öğretmenlerim benden çok umutlu ama müdür ve müdür yardımcısı bizlerden aylık 20 YTL katkı payı istiyorlar, eğer vermezseniz sınıfta bırakırız diye de tehdit ediyorlar. Biz dört dörtlük bir okuldan vazgeçtik sadece okumak istiyoruz. Eğer bizim ailemiz de zengin olsaydı kolejlerde okurduk ama o zaman da yine bizim gibi ailelerin durumu ne olacaktı bunu da düşünüyorum. En doğrusu eğitimin tamamen değişmesi ve parasız olması. Adalet yok Türkiye’de, insanlar aç, sürekli değişen müfredatla, paralı eğitimle de okuma imkanını elimizden alıyorlar. Erdoğan gençliğin umutlarını karartıyor” diye devam ettiriyor sözlerini, açıkçası yaşı küçük ama yüreği kocaman bu gençler büyümüş de küçülmüş gibiler, beni de epey şaşırttılar. Hatta söylediklerini not alırken Erdoğan’ın “e”sini küçük yaz ona bu bile fazla diyor, arkasından da okkalı bir küfür basıyor. Bu sefer 1 Mayıs’a katılacak mısınız diye soruyorum, benim vasıtamla herkese özellikle öğrencilere seslenmek istediklerini söylüyorlar. “Biz gideceğiz; 1 Mayıs’ta haklarımızı savunmalıyız, biz çoğunluğuz, birlik olursak önümüzdeki engelleri kaldırabiliriz. Bunun için bütün öğrenciler hak gasplarına karşı 1 Mayıs’ta birlikte haykırmalıyız.” Taksim İlköğretim adı altında birde web sitesi olan öğrenciler, yıl sonunda da Tükenmez Kalem Tiyo adında bir dergi çıkarıyorlar. (İstanbul/EVRENSEL)
Gülhan Erol
www.evrensel.net