Kumarbazları kurtarma operasyonu

Heiner Flassbeck krizlere ilişkin olarak, devletlerin son ve tek kurtarıcı olarak devreye girip, sanki oynarken suya düşen bir çocuğu kurtarır gibi kumarbazları kurtarmak zorunda kaldığını söylüyor


Heiner Flassbeck krizlere ilişkin olarak, devletlerin son ve tek kurtarıcı olarak devreye girip, sanki oynarken suya düşen bir çocuğu kurtarır gibi kumarbazları kurtarmak zorunda kaldığını söylüyor
1998-1999 arasında Oskar Lafontaine’in maliye bakanı olarak görev yaptığı dönem, bakanlıkta müsteşar olarak görev yapan ve 2000 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), Küreselleşme ve Kalkınma Stratejileri Bölümü Direktörü olan Heiner Flassbeck’in krize ilişkin görüşlerini aldık.

Evrensel: Sayın Heiner Flassbeck, bugün mali piyasalarda devam eden krizin nedeniyle ilgili birçok şey söyleniyor. Sizce krizin nedeni nedir?
Heiner Flassbeck: Bu açıklamalar çok çetrefilli oluyor ama aslında bunu anlamak çok basit. Dünya piyasalarında her gün bir yerde bahse giren, kumar oynayan çok aktör var. Eğer bu aktörler birlikte gerçek yaşamda çok iyi olduğunu düşündükleri bir alan keşfederlerse, ki bu kez bu alan ABD’deki konutlar oldu, hepsi bunun üzerine atlıyorlar ve bahse girmeye başlıyorlar. Kumar oynamaya başlıyorlar. Tek umutları kendilerinin bu kumara katılan son kişi olmamaları. Yani saadet zincirine benzeyen bir sistemi düşünün. Burada da zincire katılan en son halka başkalarını bulmadığı takdirde kazanamadığı gibi yatırdığını da kaybediyor. Fakat reel ekonomide hiçbir şey sonsuz değildir ve günün birinde sona erer. Ev fiyatları da sonsuza kadar yükselmeyeceğine göre bu alanda yapılan spekülasyonlar şişti ve sonunda balon gibi patladı. Bu bütün alanlarda böyle oluyor.
Birkaç ay önce krizin ABD ile sınırlı, hatta ABD’de bile sadece bir alanla, konut kredisi alanıyla sınırlı olduğu söyleniyor ve ‘bize bir şey olmaz’ deniliyordu. Fakat bugün bütün alanlarda tekel patronları, bankerler, sigorta tekelleri, merkez bankalarının şefleri hepsi ‘sıra bize ne zaman gelecek’ diye tir tir titriyorlar...
Bu baştan itibaren bir çarpıtmaydı. Olağanüstü küreselleşen dünya ekonomisinde bir yerde kısa sürede yüzde 15 kazanç vaat eden bir değerli kağıt, piyasaya sunulduğunda dünyanın bütün spekülatörleri oraya atlıyorlar. Hiç kimse bu fırsatı kaçırmak istemiyor. ABD’deki fırsatı sadece ABD’li spekülatörlerin değerlendirdiği iddiası kadar saçma bir şey olamazdı. Zaten bu tarz spekülasyonlar ilk kez de yaşanmadı. Örneğin bugün 16 bin hissedarın mahkemeye başvurduğu Alman Telekom hisseleriyle de benzeri bir spekülasyon 10 yıl önce yaşandı.

Yaşanan krizi tehlikeli olarak değerlendiriyor musunuz? Bunalıma doğru bir yolda mıyız, yoksa piyasaların kendini yeniden toparlama şansı var mı?
Tam boyutu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün olmasa da çok tehlikeli bir süreçten geçtiğimiz söylenebilir. IMF son olarak bir trilyon dolarlık bir zarardan söz etti. Bazı kurumlar bu miktarın altında, bazıları ise üstünde rakamlardan söz ediyorlar. Ama belirleyici olan bu değil. Belirleyici olan piyasa ekonomisinin bu tür durumlarda kendi kendini yeniden düzenleyemediği ve devletlerin müdahalesinin kaçınılmaz olduğudur. Devlet, son ve tek kurtarıcı olarak devreye girip, sanki oynarken suya düşen bir çocuğu kurtarır gibi bu kumarbazları kurtarmak zorunda kalıyor.

ABD’li Prof. Nouriel Roubini, krize giren bankalara yardımcı olmak yerine devletleştirmelerini öneriyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben de bu fikirdeyim ve bunu birçok kez somut durumda önerdim de. Amerikalıların Bear Stearn’ı veya İngilizlerin Nordhern Rock’u kurtardıkları gibi müdahale yerine krize giren bankaları devletleştirmeleri daha faydalı. Batan bir bankaya devlet kaynaklarını akıtarak geçici ayakta kalmasını sağlayıp bunun kazancını ise bir başka bankaya devretmenin hiçbir mantıklı yanı yok. Devlet, bankanın sağlıklı kalan bölümlerini satın alıp belki ileride beş-on sene sonra kendi kâr edecek şekilde satabilir. Bu durumda yapılacak en mantıklı iş bu olur.

Kriz döneminde devletleştirmeyi savunmak ama normal dönemde özelleştirmeyi savunmak toplumsal ekonomi açısından ne kadar doğru?
Bence özelleştirme doğru değil. Örneğin şu an Almanya’da devlet demiryollarının tamamen özelleştirilmesi tartışılıyor ve demiryollarının özelleştirilmesine karşı çok mantıklı gerekçeler ileri sürülüyor. Ben her şeyin devletleştirilmesi yanlısı değilim ama her şeyin özelleştirilebileceği ve bunun en iyisi olduğu ideolojisine karşıyım. Her şeyin özelleştirilmesinin en iyi olduğu yaklaşımının nereye vardığını bütün ülkelerde görüyoruz. Devletin elinden bırakmaması gereken alanlar olduğu gibi en azından belirleyici bir ağırlığının olduğu alanlar da olmalı. Bunu, piyasalar ne kadar küreselleşse de her toplumun kendisi belirleyebilir ve belirlemeli de.

Günlük ticaret gazetesi Handelsblatt bir hafta önce krizin gerçek ekonomiyi de içine çektiği ve ABD’de olduğu gibi AB’de de birçok tekelin kâr tahminlerini düşürdüklerini yazdı. Sizin izlenimleriniz nasıl?
ABD’de inşaat sektörü tamamen durdu. Evlerin fiyatları düştüğü sürece bunun değişmeyeceği de ortada. Yani kriz reel ekonomiyi bir süredir etkiliyor. İnşaat sektörü tabii ki birçok sektörü etkiliyor. İşletmelerin kâr yapmamaları devletin vergi gelirini etkilediği gibi yeni kamu yatırımlarının düşmesine de neden oluyor. Diğer yandan işsiz kalan inşaat işçileri daha az para harcadıkları gibi devlet yardımına muhtaç kalıyorlar ve bu durum diğer alanları etkiliyor. Genel olarak tüketim geriliyor, bu durum bütün insanları olumsuz etkiliyor ve para harcamalarının da önüne geçiyor bu ise tüketimin daha da gerilemesine ve sorunların büyümesine, yeni sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Taksitle ev satın alanlar büyük tekellerin evler üzerindeki spekülasyonlarının artmasıyla birlikte evlerinin çok değer kazandığını sandılar ve bu yanılsamayla evlerinin üzerine tekrar tekrar kredi aldılar. Bazıları iyice uçup kısa süreli ve yüksek faizli tüketim kredileri aldılar. Bankaya gidip evinin yine değer kazanarak ipotek değerini aştığını söyleyip beş-on bin nakit tüketim kredisi aldılar. Tabii durum şimdi tam tersine gelişiyor, birçok evin fiyatı, ipoteği karşılamadığı gibi verilen tüketim kredilerini bile karşılayamaz düzeye düştü ve bu düşüş devam ediyor. Piyasa ekonomileri birbirine bağlıdır ve birbirlerini etkilemeleri olağanüstü hızlı gerçekleşir. Yani bir alanda başlayan krizin diğer bir alana sıçraması an meselesi olabilir. (EKONOMİ SERVİSİ)

Yatırımcı Türkiye’den kaçıyor

Kriz Türkiye gibi ülkelere nasıl yansıyacak, geçmişte bu tür krizlerin bu tür ülkelere faturası çok ağır olmuştu. Türkiye ile ilgili çok somut verilere sahip değilim. Ama Türkiye bizim için tipik ‘boom bach’ ülkesidir. Yani ekonomi bir süre hızla çıkıyor ve ardından hızla düşüşe geçiyor. Ve ne yazık ki Türkiye’de bu standart haline gelmiştir. Bir süre lira yükseliyor, ekonomi yükseliyor ve spekülatörler ülkeye giriyor. Bir süre sonra ise dünyadaki bir krizden dolayı piyasalarda güvensizlik hakim oluyor ve spekülatörler bir gecede bütün yatırımlarını Lira’dan çekiyorlar ve ülkeyi terk ediyorlar. Lira düşmeye başlıyor, ekonomi dibe vuruyor, bütçe açığı büyüyor bu ise ülkeyi daha büyük bir ekonomik krize sürüklüyor. Türkiye veya benzeri bir ülkeyi çok özel, kendi başına ele alıp incelemek gerekiyor.
www.evrensel.net