TABLO

  • Krizleri bol bir ülke olan Türkiye, iktisadi ve siyasi bakımdan ABD ve AB’nin yanı sıra onların finans ve ticaret örgütleri olan IMF, DB, DTÖ gibi kuruluşlara göbekten bağlı olduğu sürece bu “krizleri” yaşamaya devam edecektir.


    Krizleri bol bir ülke olan Türkiye, iktisadi ve siyasi bakımdan ABD ve AB’nin yanı sıra onların finans ve ticaret örgütleri olan IMF, DB, DTÖ gibi kuruluşlara göbekten bağlı olduğu sürece bu “krizleri” yaşamaya devam edecektir.
    Son günlerde gündemin ilk sıralarında yer alan “tahıl krizi” yaygarası da bu bağımlılığın yarattığı bir durumdur.
    Tarım ülkesi olan Türkiye, 20 yıl önce buğday, mercimek gibi birçok tarım ürününü ihraç ederken, nasıl oldu da bugün yokluk noktasına gelmiştir? Gerçekten kuraklıktan mıdır, yoksa son 20 yıldır tarım politikasının iflas noktasına getirilmiş olmasından mıdır? Dolayısıyla Türkiye için gelinen nokta şaşırtıcı değildir.
    Kaynaklar ve stoklar gerçekten tükendi mi, ya da stokları elinde bulunduran tarım tekellerinin yarattığı bir kriz midir, bu da ayrı bir tartışma konusudur.
    Dünya tarımını IMF ve Dünya Bankası örgütleri aracılığıyla kontrol etmeye çalışan uluslararası tarım tekelleri, netice itibariyle birçok ülkenin tarım politikasını değiştirmeyi başarmış, gelinen noktada kontrolü ele geçirir duruma gelmiştir. Şimdi sıra krizler yaratmaya ve bunu ranta çevirmeye gelmiştir.
    Açıktır ki kendilerinin yarattığı krizi yoksul halk üzerinde korku ve paniğe dönüştürerek, elindeki stokları yüksek fiyatlarla halka satmanın hesabını yapan gözü doymaz vahşi tekeller, buradan da rant elde etmeye çalışmaktadırlar.
    Hatta Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick o kadar ileri gitmiş ki, bir ifadesinde; “Bu durum fakir ülkelerde 100 milyon kişiyi daha yoksullaştıracaktır. Geçmişten bildiğimiz gibi bu gibi sorunlar savaşlara neden olabilecektir” diyerek adeta “kehanette” bulunuyor.
    Bu adama sormak lazım, senin başında bulunduğun kurum olan DB’nin yoksul ülkelere dayattığı programlar sonucu bu noktaya gelinmedi mi?
    Onların temsilcisi gibi Türkiye’de görev yapan bir hükümetin Devlet Bakanı olan Kürşad Tüzmen, bakın ne diyor: “Artışları bazı kesimler, herkesi tehdit eder hale getirmeye devam ederlerse, bakliyat gemisini Mersin Limanı’na getiririz.”
    Demek ki denildiği gibi kuraklıktan dolayı dünyada kıtlık yoktur ve bu kocaman bir yalandır. Bakanın söylediğinden de anlaşılıyor ki tarımı çökertilmiş ülkelerin deniz açıklarında limana yanaşmayı bekleyen tahıl gemileri uygun zamanı beklemektedir.
    Yani kuraklıktan dolayı birileri kıtlık çekiyor, ancak birilerinin siloları ağzına kadar dolu ve gemilere doldurulmuş, limanlara yakın, uygun zamanda pazarlara sürülmeyi beklemektedir.
    Dünyada 13 milyar insana yetecek kadar gıda mevcutken, 6.5 milyarlık dünya nüfusunun yarısına yakınının yoksulluk ve açlıkla cebelleşmesinin nedeni şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Emperyalistlerin iddia ettikleri gibi bir kaynak sorunu yoktur. Asıl sorun, kapitalizmin yarattığı “eşitsiz bölüşüm” durumunun giderek ağır bir hal almasıdır.
    ABD başta olmak üzere emperyalist ülkeler, yaşadıkları ekonomik durgunluğu yarattıkları bir başka krizle aşmaya çalışmaktadırlar.
    Onlarla işbirliği halinde çalışan ülkelerin hükümetleri ise bu durumu kendi ülke emekçileri üzerinde baskı unsuruna dönüştürüp her türlü hak talebinden vazgeçirmeye çalışacaklardır.
    Bu nedenle iklimi tarıma elverişli bir ülkeyi, buğday, pirinç ve diğer tarım ürünleri bakımından kriz noktasına getirebilecek ihaneti gösteren siyasal iktidarların varlıkları ortadan kalkmadıkça, bu tablo da değişmeyecektir.
    Ortaya çıkan krizlerin emekçilerin lehine sonuçlanması, emek cephesinin güçlü bir karşı çıkış ortaya koymasına bağlıdır. Artık geniş bir halk cephesinin örülmesinin zamanı geldi de geçiyor bile. Kurulacak bu cephe, Türkiye’yi ABD, IMF ve Dünya Bankası’na göbekten bağlayan bağı koparmanın da bir gücü olacaktır.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net