KENTTEN GELEN

  • Coğrafi olarak İstanbul ile Anadolu arasında kalan Pendik sosyal olarak da kır ile kent arasında.


    Coğrafi olarak İstanbul ile Anadolu arasında kalan Pendik sosyal olarak da kır ile kent arasında. Yaklaşık yarım milyon insanın yaşadığı bu ilçe kuzeyden güneye E5 karayolu ve demiryolu ile adeta sosyo-ekonomik olarak da bölünmüş durumda.
    Sahil ile demiryolu arasında kalan güneydeki kıyı şeridi eski yerleşim alanı olup; çarşının, pazarın, devlet hastanesinin de bulunduğu merkez denilen bölge. Orta şerit çoğunluğu 30-40 yıl önce Anadolu’dan ve Balkanlardan gelenlerin yerleştiği alan. İlçenin kuzeyi -E5’in üstü- son otuz yıldır Anadolu’nun her bölgesinden toprağından suyundan kopartılıp, fabrikalara sanayi havzalarına, kurulduğundan beri adı ölümlerle anılan tersanelere ucuz işgücü olarak zorla göç ettirilen vatandaşlarımızın yaşadığı gecekondu bölgesi. Çarşıya, pazara, hastanelere, eğlence yerlerine ve yeşil alana ırak yaşamaktalar. Olsun. Onlar da fabrika ve sanayi siteleri ile iç içe yaşamaktalar. İşçi ve emekçilere gerekli olan da sadece bu: Çalışmak. Diğer ihtiyaçlar ‘Pendik’in asıl sahipleri’ için!
    Pendik, sağlık organizasyonu açısından tam bir taşra. Bir devlet hastanesi, yirmi üç sağlık ocağı ve üç tane de sağlık evi var. Ayrıca dört tane de özel hastane ve sayısını bilemediğim kadar çok özel tıp merkezi ve muayenehane bulunmakta. Türkiye’de on iki bin kişiye bir sağlık ocağı, yaklaşık yedi yüz kişiye bir yatak (hastane yatağı) düşerken bu rakamlar Pendik için sırasıyla yirmi beş bin ve bin sekiz yüzdür. Görüldüğü gibi Pendik rakamları Türkiye ortalamasının yarısına bile ulaşamıyor. Merak edenler için DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) yüz kişiye bir yatak düşecek şekilde hastane planlaması öneriyor. Dünya ortalamasında ise üç yüz altmış kişiye bir yatak düşmekte.
    Bir sokakta yüz metre içinde sıralanmış 5 adet özel tıp merkezi ve bir özel hastaneyi görenler ‘Pendik hasta kaynıyor’ diye düşünmekten kendilerini alamıyorlar. Vatandaş çok sık mı hastalanıyor ya da parası çok, sık sık doktora mı gidiyor? Elbette ki ikisi de değil. Yukarıdaki rakamlardan da anlaşıldığı gibi halkın sağlık sorunu ‘piyasanın dinamikleri’ne havale edilmiş. Son on beş yılda 4 özel hastane açılırken doğru dürüst bir kamu hastanesinin açılmaması başka nasıl izah edilebilir ki? Piyasaya (pazar) havale etmek; vatandaştan sağlığı hakkında pazarlık yapmasını istemektir. Tasarrufsa? Sağlıkta tasarruf ölüm demektir.
    Aslında devlet fiilen halkın sağlığından elini 30 yıldır çekmiş durumda (yeni hastane yapılmaması, tıbbi araç-gereç ve donanımın sağlanmaması, hastanelerdeki bir kısım temel ve yardımcı hizmetlerin taşeronlaştırılması vb.) Sağlık alanında bu kadar sorun ve eksik varken bunların üstüne gitmesi beklenen bugünkü hükümet; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı ile halkın sağlığına son darbeyi de indirmek için fırsat kollamakta. Bu tasarı Meclis’ten geçerse zaten yetersiz olan sağlık ocakları kapanacak. Yeni devlet hastanesi yapılması bir tarafa mevcutlar özelleştirilecek-ticarileştirilecek. Yeşil alan, temiz çevre ve temiz sudan zaten mahrum olan Pendikliler, koruyucu sağlık hizmetinin olmazsa olmazı olan aşılama hizmetlerinden de mahrum kalacaklar. Bu olumsuz durumu tersine çevirmek tez zamanda pek olası görünmüyor. Ancak sistemden zarar gören örgütlü-örgütsüz tüm halk kesimlerini, sendika, dernek ve emekten-halktan yana siyasi parti ve oluşumları birleştirmek için SSGSS Yasa Tasarısı bize çok önemli bir olanak sunmakta, geç de olsa bir araya gelmek konusunda bizi uyarmakta. Türkiye’de birçok il ve ilçede kurulan Herkese Sağlık ve Güvenli Gelecek Platformu önümüzde gecikmiş bir görev olarak durmakta.
    Dr. Medet Yılmaz
    www.evrensel.net