Kazım Öz festivalde

Bir yerlerden, zorunlu veya dolaylı bir şekilde kopmanın getirdiği uzaklık, acıdır. Hele kopmak zorunda kalınan bu yer, köyünüz, toprağınız, ülkeniz ise arada olan uzaklık, acınızla doğru orantılıdır.


Bir yerlerden, zorunlu veya dolaylı bir şekilde kopmanın getirdiği uzaklık, acıdır. Hele kopmak zorunda kalınan bu yer, köyünüz, toprağınız, ülkeniz ise arada olan uzaklık, acınızla doğru orantılıdır.
Kazım Öz, o acı uzaklığı aşıp, toprağıyla tekrar karşılaştığında, çok farklı şeyler hisseder. Bir şekilde, düşünsel olarak insanın anladığı, bir tarih, olaylar zinciri vardır ama bu zinciri gidip de, o olayların içinde gördüğünde, hissettiğinde olayın bir başka boyutuyla karşılaşır. Bu boyut, tarihi ve kendisiyle yüzleşme sürecini doğurur. Kamerayı eline alması, kendisiyle bu yüzleşmesindendir. Sinemaya karar vermesi bundandır. Kısa filmi ‘Ax’la (Toprak) ismini duyuran, ‘Fotoğraf’ adlı ilk uzun metraj filmiyle ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül toplayan genç yönetmen Kazım Öz, son olarak ‘Dûr’ (Uzak) isimli uzun metrajlı belgeseliyle seyirci karşısına çıkmıştı. Şimdilerde ise Öz, kısaca “doğa, kültür ve insan” belgeseli dediği, Şewaxanları anlattığı “Şavaklılar” adlı belgeseli ile 90’lardaki öğrenci hareketleri içerisinde ki Kürt gurupları anlattığı ve bu yıl 27.’si düzenlenen İstanbul Film Festivalinde bugün gösterilen “Fırtına” adlı filmiyle yine çok konuşulacak.
Kazım Öz, Dersim, Kürmeş doğumlu. 17 yaşında üniversite okumak için ayrılır köyünden. Uzun süre dönemez. Köyüne dönüşüyle, sinema yapma fikri gelişir Öz’de. Köyünü, o yöreleri çekmek aslında kamerayı kendine döndürmektir onun için. Kendisiyle yüzleşmektir. “Dûr” adlı uzun metrajlı belgeseli ve ondan önceki projeleri hep bu yüzleşme üzerine gerçekleşen projelerdir.
“Şavaklar”da ise benzer bir tema olmakla beraber doğanın kendisini de anlatmayı hedeflemiş. “Ülkeden uzak olmanın bir diğer adı da doğadan uzak olmak” anlamı taşıyor Öz için. “Şavaklar”da biraz eskiye özlem olmakla, eskiyi anmakla birlikte aslında doğaya özlem ve doğayı anmayı amaçlamış. Doğayı aramış ve onunla olan ilişkiyi sorgulamış Kazım Öz. Kendisi de bir Şavaklı. Ve belgeselinin ilginçliğini Şavaklılar modern dünyadan çok uzak, günümüz yaşam biçiminin dışında bir yaşamları var. Öyle ki bazıları filmi izlediklerinde ‘bu çok eski bir film mi acaba?’, ‘Gerçekten böyle bir hayat var mı’ diye soracaklar. Kısaca bu belgesel doğa ve kültür belgeseli. Şavak toplumunun hikayesi” şeklinde açıklıyor. Çekimlerdeki sıkıntılarını anlatırken de gülerek ekliyor: “Kamera arkasını yazsam roman olur. Kamera arkası için de bir belgesel yapmak gerekiyor. Zira çektiğim belgesellerin kamera arkası neredeyse çektiklerimden daha zengin ve daha ilginç.”
Belgeselcilik alanında ülkede son yıllarda bir çeşitliliğin, buna paralel olarak da üretimin arttığından bahseden Öz “Buradan çıkan ürünlerin Türkiye sınırlarını aştığını çeşitli uluslar arası festivalde ödüller aldığını gözlemleyebiliyoruz. Bu gelişmeye dair bir işarettir” diyor. Bununsa sadece nicelik anlamında bir zenginliğe işaret olduğunu belirtiyor: “Sinemayı da katarsak, suya sabuna dokunan, cesur, oto sansür uygulamayan çalışmalardan bahsetmek çok zor. Ülkeye dair bir şey söyleyememe, söyleyecek bir şeyi olmama durumu hakim. Niceliksel bir artış var ama niteliksel olarak yerinde sayıyor. Anti - demokratik yasalar ve uygulamalar bu niceliksel birikimin doğru, düzgün bir niteliksel gelişime dönüşmemesinde etkilidir. Tabii bu bir bahane olmamalı sanat için, üretim için. Tarihte faşizmin kol gezdiği dönemde çok iyi sanat çalışmaları, çok iyi sanatsal duruşlar ortaya çıkmıştır.” Niteliksel bir gelişimin olmamasının başka nedenlerini sorduğumuzda, şöyle diyor: “Bir diğer neden, sanatın işlevi ve rolü ile ilgili bir bilinçsizlik, bir çoraklık var. Alternatif çalışmalar yapmayı düşünüyorsanız, bazı kanallar size kapanıyor. Bazı kanalların size kapanmış olması demek ise sizin çeşitli alternatif yol ve yöntemler bulmanızı gerektirir. Karşıt bir örgütlenme içinde olmanız gerekiyor. Bir anlamda bu yolu tercih ediyorsanız bir devrimci çalışma içine girmeniz gerekiyor.”
“12 Eylül ve hukuku toplumu belli bir hizaya çekti, amacına ulaştı. Sanatçısından aydınına, işçisinden memuruna kadar bir bütün olarak toplumu sindirmiştir. Türkiye’de şöyle bir yanılgıya, sapmaya dikkat çekmek istiyorum. Karşıtlık, politik film, sosyal içerikli film adı altında çok kötü ve tam tersine hizmet eden işler ortaya çıkıyor. Bizim filmler tek tük ortaya çıktığında hemen belli bir ön yargıyla bakıyorlar; propaganda filmi, ideolojik film, politik film gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Dönüp bir Türkiye Sinema Tarihi’ne, hareketli görüntü tarihine bakmak gerekiyor. Aklınıza sol adına çekilen bir propaganda filmi geliyor mu? Yok böyle bir film. Daha bir şeyler ortaya çıkmadan boğmaya çalışıyorlar. Benim aklıma gelmiyor böyle bir film. Sol adına değerlendirebileceğimiz Yılmaz Güney filmleri var. Onlar zaten sınırları aşmış, dünyada kendini kanıtlamış, büyük filmlerdir. Belli bir sistem karşıtı, duruşuyla çekilmiş filmlere baktığımız da ise tersine hizmet ettiğini görüyoruz. Örneğin Deniz Gezmiş’lerin hayatını anlatmaya çalışan sinema filmlerine baktığımızda Deniz’leri ne kadar yanlış tanıttığını aslında sisteme hizmet ettiğini görüyoruz. İşte Deniz Gezmiş’in o devrimci kişiliğini anlatmayıp ne kadar romantik olduğunun altını çizmeleri gibi. Türkiye sinema tarihi bunlarla doludur ve bunların araştırılmasının, tezler üretilmesinin gerektiğini düşünüyorum. Yani Türkiye sinema tarihinde devrimci tek bir karakter bulamazsınız.” Kazım Öz, Türkiye sinema tarihinin en büyük eksikliklerinden birine işaret ediyor ve tabii 12 Eylül’ün kendi estetik anlayışını dayattığına...
Bugün saat 16:00’da, 27. İstanbul Film Festivali bünyesinde Emek Sineması’nda gösterime girecek olan “Fırtına” adlı filmini soruyoruz. ‘Fırtına’nın 90’lı yıllardaki bir grup Kürt devrimci öğrencinin hikayesi olduğunu, bunların değişen hayatlarını irdelediğini öğreniyoruz. “Ben aslında 90’lı yıllardaki siyasal mücadele yürüten özellikle Kürt öğrencileri, 68 gençliğine benzetiyorum.
Türkiye sol gençlik hareketinde belli bir duraklama varken, üniversitelerde Kürtler arasında, biraz da dış politik gelişmelerinin etkisiyle bir hareketlilik oluştu. Hatta bu hareketlilik üniversitelerin dışına taşarak halk arasında bir öncülük rolü bile oynadı. Zaten o dönemin kuşağı bugün Kürt hareketinin önemli noktalarında duran kişiler oldu” diyor Kazım Öz ve tamamlıyor; “Bunun sanata da büyük etkisi oldu ama bu etkinin ürünlerini henüz almış değiliz. Bu ürünleri ileriki dönemlerde alacağımızı umuyorum.” (İstanbul/EVRENSEL)
Nihat İlbeyoğlu
www.evrensel.net