SU

  • “Hapishaneden çıktığım 1987 yılında, Van’da bir kahvehanede, Ankara’dan gelmiş kitap satıcısı Yusuf Şaylan’la tanıştım.


    “Hapishaneden çıktığım 1987 yılında, Van’da bir kahvehanede, Ankara’dan gelmiş kitap satıcısı Yusuf Şaylan’la tanıştım. Epey uzun boylu sohbet fırsatımız oldu. O bana “şu anlattıklarını yaz hoca” dedi. “Ne olacak yazınca” diye sorduğumda yayınlayacağını söyledi ve bana yazmanın yolunu açtı. Önce ‘Sol’ dergisinde bölge günceline dair yazılar yazdım. Ardından iki ciltlik ‘Adule’ sonra da ‘Zilan’ destanlarını peş peşe yayımladı. Sevindiğim şeylerden biri bir şiirimin Küba’da, İspanyolcaya çevrilerek yayımlanmasıdır.
    Aşağıda satırlarda, önce karakol nezaretlerinde başlayıp, oradan Van ‘Kapalı Ceza ve Tevkifevi’ ardından namlı Diyarbakır Beş No’lu Askeri Cezaevinde devam eden bir yaşamın öyküleşmiş bölümlerini bulacaksınız. Seksenli yılların o zor koşullarında, Diyarbakır zindanında yitirdiğim arkadaşlarımı asla unutmadım, unutmayacağım. Bu kitapta yazılmış olanların tamamının yaşanmış olduğunu bilmenizi istiyorum. Öykülerde olup şu an aramızda olmayanları saygıyla anıyorum. Onlar bu ülkenin yetiştirdiği eşi bulunmaz sosyalistleri ve yurtseverleriydi”…
    Böyle başlamış kitabına sevgili yazar arkadaşım Necmettin Salaz, ‘Kürtmüşüz’ adlı kitabının ön sözüne. (Nisan -2008, Damar Yayınları) Yakın siyasi tarihe bir dip not gibi düşmüş yazdıklarıyla . Tirajikomik bir öykü diliyle anlatmış, o süreçteki acılı-dirençli olayları. Bir solukta okudum. Hüzünlendim, düşündüm, güldüm… İşte kitabından bir alıntı, sizi de güldürecek, sizi de düşündürecek.
    “İlk nezaret hayatımın doğal ortamına tam dönmüştüm ki komiserin odasından bir ses geldi, bir adam bağırıyordu” komiser bey, komiser bey biri beni takip ediyor. Nereye gitsem ısrarla peşimden geliyor. “…Hepimiz birden ayağa kalkıp mazgalın önüne biriktik. Aksanından, kılık kıyafetinden yabancı olduğu anlaşılıyordu. Komiser siz çıkın ve aynı şekilde yürüyün eğer kaçıp gitmediyse arkadaşlar enseler, alır gelirler onu” dedi. Gitmelerinin üzerinden on dakika geçti geçmedi bağırış çağırışlarla ayakta duramayacak kadar sarhoş ve bizim kırık-serseri diye tabir ettiğimiz tiplerden birini komiserin odasına ittiler. Komiser bir bizimkine bir de şikayet edene bakarak sordu” bu muydu sizi takip eden “evet” yanıtını alınca bozulduğunu hissettirerek dedi ki “yahu bu sarhoş, sizin yarınız kadar, ittirseniz düşecek, siz gidin ben bunu bir süre nezarette tutayım” dedi. Kapıyı açıp içeriye yani bizim yanımıza ittiler. O hepimizi dikkatle süzdükten sonra bize sordu “Ne arıyorsunuz üle siz burada?” Arkadaşlardan biri yanıtladı “Biz devrimciyiz, bir kavga oldu da o yüzden getirdiler bizi buraya” sarhoş kükredi “Devrimci nedir üle?”. Ben tam aldık başımıza belayı diye düşünürken aynı arkadaş sert bir tavırla sarhoşun kolunu tutarak köşeye çekti. ona dedi ki “gel sana devrimciliğin ne olduğunu anlatayım”. Oturdular arkadaş bir saate yakın anlattı… Biz sonra normal sohbete daldık. Ama o çöktüğü yerde uzun uzun düşündü. daha sonra komiser onun sakince oturduğunu görünce polislere seslendi “Açın şu kapıyı”. Demir kapı gürültüyle açıldı komiser ona seslendi “Sen, hadi yürü bakalım, doğru evine git”. Şaşkına döndüğümüz bir yanıt çıktı ondan “getmiyem”. Komiser kızar “ne demek ulan getmiyem”. “getmiyem işte, ben de devrimciyem, beni gardaşlarımdan kimse ayıramaz, ya onlarla çıkar, ya da ben de onlarla burada kalıram”.
    Komiser şaşkındı. Arkadaşımız komisere “birkaç dakika izin verirseniz ben hallederim” dedi. Onu aldı biraz uzağa götürdü, birkaç dakika fısıldaştılar. Sonra o geldi hepimizi sırayla öpüp, çekti gitti. Arkadaşımıza sorduk “onu buradan çıkmaya nasıl ikna ettin, ne dedin ona?” Arkadaşımız dedi ki “ona bir devrimci dışarıda daha yararlı olur, sen dışarıda bizim yokluğumuzu belli etme, bizim sana anlattıklarımızı sende başkalarına anlat”…. Bu arada komiserin sesi duyuldu. Bize bağırıyordu ve gürlüyordu “Ulan helal olsun oğlum, Allahın zil zurna sarhoşunu da kaşla göz arasında kominist yaptınız ya, vallahi helal olsun”…
    Selma Ağabeyoğlu
    www.evrensel.net