ZEUS SUNAĞI

  • Tanrıça Tetis’in oğlu yarı-ölümsüz Ahilleus, Troyalı komutan Hektor’u öldürdükten sonra gene de hıncını alamadı!


    Tanrıça Tetis’in oğlu yarı-ölümsüz Ahilleus, Troyalı komutan Hektor’u öldürdükten sonra gene de hıncını alamadı! Aklına estikçe arabasının arkasına bağlayıp bağlayıp son hızla, Troya surlarının çevresinde dolandırdı! Bazen Olimpos’tan bazen Kazdağı’ndan savaşı izleyip yönlendiren tanrılar bile artık bu işkenceye isyan ettiler!.. Baştanrı Zeus hemen Ahilleus’un anası, ayağı gümüş halhallı tanrıça Tetis’i çağırttı yanına. Ona oğlunun artık Hektor’un ölüsüne eziyet etmemesi, babası Troya kralı Priyamos’u da üzmemesi konusunda onıu uyarmasını söyledi. Tetis de bu buyruğu alır almaz, Olimpos dağından bir sıçrayışta yıldızlarla dolu o büyük boşluğa atladı ve süzülerekten Ahilleus’un barakasının yanına indi. Oğlu Ahilleus; elleri çenesinde, kara kara düşünüyordu! Tetis birkaç beylik sözün arkasından ona; “Ben az önce Zeus’un yanındaydım. ‘Kral Priyamos değerli armağanlarla gelip oğlunun ölüsünü istediği zaman Ahilleus onu kırmasın’ dedi... Haydi güzel oğlum, Baştanrı’yı daha fazla kızdırma! Geldiğinde kırma onu!..” dedi bütün sevecenliğiyle. Can kulağıyla anasını dinleyen Ahilleus da; “Tamam öyle olsun” diye yanıt verdi. “Priyamos armağanları getirince oğlunu alıp götürsün! Böylece Zeus’un da buyruğu yerine gelsin...”
    Bu sözlerden sonra ana oğul, barakadan ayrılıp gemilerin yanında dolaştılar biraz... Ve Tetis, bir ara gemilerin demirlendiği limandan denizin ötelerine doğru baktı. Aynı anda Ahilleus da çevirdi gözlerini oralara... Bir süre sonra da birbirlerinin gözlerine bakıştılar hüzünle. Artık Ahilleus; deniz ötelerine yelken açamayacak, savaşın çizdiği yazgı uyarınca, burada kalacaktı ölüsü!.. İşte ikisi de bunu düşünmüşlerdi deniz ötelerine bakarken...
    Tetis’le oğlu Ahilleus tam bunları konuşup dertleşirlerken, Olimpos’taki tanrılar toplantısındaki Baştanrı Zeus, heberci tanrıça İris’i çağırdı hemen yanına... Bir şeyler fısıldadı kulağına hızlı hızlı. Sonra da “Haydi durma ayağı tez İris; hemen Troya’ya in!” dedi yüksek sesle. “İyi yürekli kral Priyamos’a ilet bu söylediklerimi!..” Tanrıça güzel İris de her zamanki gibi, Olimpos’taki Zeus’un sarayından Troya Ovası’na doğru rengârenk bir ebemkuşağı geriveriverdi hemen. Bu kuşağın üstünde hızla kayaraktan ve de önünü tıkayan ışıl ışıl yıldızları üfleye üfleye dağıtaraktan, Troya Ovası’na indi sessizce; sonra da doğruca kral Priyamos’un sarayında aldı soluğu...
    Ne var ki tanrıça İris, en güvendiği ve Troya halkının bir kurtarıcı olarak bel bağladığı oğlu Hektor’un ölümü yüzünden ağıtlar üstüne ağıtlar yakarken buldu yaşlı kral Priyamos’u. Çünkü oğlunun kanlar içindeki bedeni sürünüyordu sahilde... Arada tanrıça Afrodit gelip güneşte kuruyup kavrulmasın diye zeytinyağlı kremler çalıyordu bu yaralı bedene... Artık bu çileli bedenin kurtlara köpeklere yem olacağı düşüncesi kahrediyordu kral Priyamos’u!.. Çünkü Yunanistanlı Ahilleus ölüsünü bile vermiyordu oğlunun... Haliyle bedeni ateşte yakılıp külleri gömülmeyeceğinden yeraltındaki Ölüler Dünyası Hades’e de gidemeyecekti zavallı Hektor! “Bir insan için bundan büyük bir ceza ve onursuzluk söz konusu olamaz!” deyip deyip dövünüyordu Priyamos; kendini yerden yere atıyordu... Başına yüzüne avuç avuç çamurlar sürüyordu!.. Bütün ev halkı ve yakınları da onun çevresini sarmış, ağlaşıyorlardı. Kızları, artık dul kalan gelinleri dövünüyordu sarayın merdivenlerinde, odalarında... Ve tam o anda da İris sokuldu Priyamos’un yanına. “Sakın korkma benden Priyamos” diye usul usul dil dökmeye başladı. “Sana kötü haber vermek için gelmedim buraya. Zeus’un habercisi İris’im ben; onun yanından geliyorum. Kendisi çok üzgün. Hem Hektor’un ölümüne, hem de senin bu haline acıyor... Bu yüzden ilk olarak Hektor’un ölüsünü kurtarmanı istiyor senden. Onun için de yanına güzel kurtarmalık armağanlar alıp Ahilleus’un barakasına gideceksin. Ama oraya giderken de Troyalı hiç kimseyi götürmeyeceksin yanında!..” Burada biraz duraklayıp sağa sola bakındı İris; ağlaşan kadınları, sessiz yaşlıları gözden geçirdi... Sonra da; “Yanında sadece yaşlı bir seyis götüreceksin” diye yeniden konuşmaya başladı. “O seyis armağanlarla yüklü arabayla Ahilleus’un yanına götürecek seni ve dönüşte de Hektor’un ölüsüyle birlikte Troya’ya geri getirecek. Hiç içine ölüm korkusu ya da başka bir kaygı girmesin! Haberci tanrı Hermes de yanına oturup yol gösterecek. Barakasına girdiğin zaman da Ahilleus dokunmayacak sana! Sonra Zeus’un buyruğuna karşı gelecek kadar aptal da değil o!” Bunları söyledikten sonra hemen ortalıktan yok oldu tanrıça İris; az önce kullandığı ebemkuşağıyla yeniden döndü Olimpos’a...
    Kral Priyamos da yattığı yerden doğrulup kendisine bir araba hazırlanmasını istedi hemen... Sonra da güzel kokulu serin mahzene indi. Karısı kraliçe Hekabe’yi de çağırdı oraya. Gözleri ağlamaktan şişmiş kraliçe yanına gelir gelmez; “Bak talihsiz kadın” diye söze başladı. ‘Baştanrı Zeus’tan haberci geldi az önce. Ahilleus’un gönlünü hoş edecek kurtarmalıklar götür, Hektor’un ölüsünü kurtarıp buraya al gel’ dedi. Söyle bakalım, sen ne dersin bu işe? Bana kalırsa, git diyor gönlüm. Git, Hektorumuzu al getir buraya!..”
    İhtiyar kocasından bu sözleri duyunca aniden gözleri doldu Hekabe’nin. Sonra da; “Sen neler diyorsun Priyamos? Herkesin öve öve bitiremediği aklın nerelere uçuverdi hemen?” diye gürlemeye başladı. “Nasıl olur da o acımasız adamın yanına gitmeye kalkarsın? Görür görmez öldürür seni! Gel, herkeslerden uzak, merdivenlere oturup uzun uzun ağlaşalım seninle! Ta doğurduğum zaman böyle dokunmuş yazgısı oğlumuzun!.. Köpeklere yem olacak garibanım! Ah, o zorba Ahilleus’u bir geçirsem elime, çipçiğ yiyeceğim etini de, ciğerini de!.. Bir ödlek gibi ölmedi benim çileli Hektor’um. Sonuna dek erkekçe direndi. Troya’nın diğer erkekleri gibi ürküp surlardan içeri kaçmadı!.. ‘Gel, nemiz var nemiz yoksa kardeşçe bölüşelim, artık kardeşçe yaşayalım!’ dedi baş düşmanına!..”
    Bu sözleri duyunca oğlunun ölüsünü alıp getirme tutkusu büsbütün şahlandı iyi yürekli kral Priyamos’un...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net