KENTTENGELEN

  • İşçilerin, memurların, emeklilerin, öğrencilerin, işsizlerin ve köylülerin yani tüm halkın itiraz ettiği Sosyal Güven(sizlik) ve Genel Sağlık(sız)lık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı TBMM’DEN geçirilmeye çalışılıyor.


    İşçilerin, memurların, emeklilerin, öğrencilerin, işsizlerin ve köylülerin yani tüm halkın itiraz ettiği Sosyal Güven(sizlik) ve Genel Sağlık(sız)lık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı TBMM’DEN geçirilmeye çalışılıyor.
    Sağlık ve sosyal hakların gaspına izin vermedik vermeyeceğiz.
    Türkiye işçi sınıfı 13 Mart’taki kitlesel basın açıklamaları ve 14 Mart’taki iş bırakma eylemiyle SSGSS’yi durdurmayı başarmıştır. Bu yasa tasarısı, işçilerin sosyal sigorta birikimlerine el konulması ve sağlık hakkının ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir.
    AKP Hükümeti, siyasal alanda büyük bir sıkışmışlık yaşadığı bir döneme rastlayan bu işçi eylemleri karşısında ince bir taktik uygulamaktadır. Bilindiği gibi eylemler ile AKP’nin kapatılma davasıyla aynı güne rastlamıştır. Birçok cephede aynı anda mücadele etmemek için AKP, tasarıda geri adım atacağı yolunda ifadelerle, işçilerin yükselen tepkilerini yumuşatmak ve ortamı soğutma taktiğini uygulamıştır.
    Emek Platformu bileşenleri ile 24 Mart’ta yaptığı toplantıyı, bu taktiğin adımı olarak kullanmak istemiş ve toplantı sonrası kamuoyuna “Mutabakat sağlandığı” yolunda görüntü vermeye çalışmıştır. Hemen peşinden yasa tasarısını “Temel Yasa” olarak görüşülmesi girişimiyle, tasarıyı Meclis’ten geçirme telaşına kapılmıştır.
    Altını kalın çizgilerle bir kez daha çiziyoruz: Hükümetle varılmış bir mutabakat yoktur ve bu şartlar altında bir mutabakatın olabilmesi mümkün değildir.
    Hükümetin kiminle mutabık olduğu IMF heyetinin ziyaretiyle ortaya çıkmıştır. IMF, AKP Hükümeti’ni SSGSS’nin çıkarılmasını kırmızı çizgisi olarak dayatmaktadır. 70 milyon insanımızın yaşamını olumsuz etkileyen bir yasal düzenleme, siyasi iktidarın, kendisine oy verenleri değil, para verenleri dikkate aldığının en açık delili olarak mecliste görüşülmeye devam etmektedir. Son günlerde demokrasiye sarılmaya çalışan AKP Hükümeti, demokrasinin uluslararası mali kuruluşların talimatlarını yerine getirmek değil, halkın isteklerini gerçekleştirmek olduğunu unutmamalıdır. İşçisi, köylüsü, devlet memuru, işsizi, kısaca halkın büyük çoğunluğu bu yasaya karşı olduğunu defalarca ortaya koymasına rağmen, siyasal iktidar IMF’nin emirleri dışına çıkamamaktadır.
    Bizler, yasa tasarısı gündeme geldiği andan itibaren “kazanılmış hakların pazarlık konusu olamayacağını” defalarca dile getirdik. Hükümet ve kimi çevreler, kazanılmış hakları bugün bu haklara sahip olanların hakları olarak algılamaktadır. Hayır! Kazanılmış haklar bizim değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın haklarıdır ve biz çocuklarımız ve torunlarımızın bizden daha geri haklarla çalışmasına ve yaşamasına hiçbir koşul altında rıza göstermeyiz. Bunu herkes böyle bilmelidir.
    Hükümet, prim ödeme gün sayısında tasarıda yer alan 9000 günden 7200 güne inmeyi kabul edeceğini açıklamıştır. Bu bize göre var olan 7000 gün prim ödeme gün sayısının artırılması, dolayısıyla kazanılmış hakların geriye götürülmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Üstelik, 60 olan emeklilik yaşını 65’e çekerek, büyük bir tuzak kurmakta, 7200 gün prim bile ödese 65 yaşını bekleme zorunluluğu getirmektedir.
    İşçiler, bu acı reçeteyi yutmayacağını kararlı mücadelesiyle göstermeye devam etmektedirler. En son 6 Nisan’da İstanbul’da Kadıköy Meydanı’nda toplanan on binlerce emekçi bu yasa tasarısına karşı sonuna kadar mücadele edeceklerini açıklamışlardır.
    Yasa tasarısı, esas olarak sosyal güvenlik sisteminin açıklarını gelirleri artırarak değil giderleri kısarak kapatmaya çalışmaktadır. Bu, toplanan primlere el koymak demektir. Bizlerin esas karşı çıktığı nokta burasıdır. Biz, sigorta birikimlerine el konulmasına, bu birikimlerin sermayeye transferine karşı mücadele ediyoruz.
    Bu açıdan ele aldığımızda 24 Mart toplantısında hükümet, sigorta giderlerini kısan hiçbir düzenlemeden geri adım atmadığı gibi varolan hakları geriye götürme niyetinde ısrarlı olduğunu ortaya koymuştur. Bütün bu sözde reform, sermayenin gerek sosyal güvenliğin gerekse sağlığın maliyetine katılmaması tam tersine burada oluşan fonlardan beslenmesi amacını taşımaktadır. Bütün bunlar üzerinde mutabık kalamayacağımız düzenlemelerdir.
    Bu yasa tasarısı konusunda işçi sınıfı ve sendikalar geri adım atmamalıdır. Çünkü, bu tasarı daha yasalaşmadan, Çalışma Bakanı “İstihdam Paketi”ni gündeme getireceklerini duyurmuştur. İstihdam Paketi, işçi sınıfı açısından çok daha büyük tehditler içermektedir.
    İşçilerin özel istihdam büroları aracılığıyla, alınır satılır mal haline getirilmesi; İşsizlik sigortası fonuna yönelik yeni düzenlemeler; İşverenlerin sigorta prim oranlarının düşürülmesi ve Kıdem tazminatı hakkımızı ölüm ve emeklilik dışında ortadan kaldıran kıdem tazminatı fonu yasası bu paketin içinde yer almaktadır.
    SSGSS konusunda işçi sınıfımızın bu güne kadar yürüttüğü kararlı mücadele bu yasanın durdurulması ile sonuçlandığında, İstihdam Paketi adı altındaki diğer saldırı paketi de dağıtılmış olacaktır. İçinde bulunduğumuz siyasal konjonktür de bu tasarının ve diğer saldırı paketinin geri püskürtülmesi için uygundur.
    Şimdi bu saldırı yasalarına karşı vermiş olduğumuz mücadeleyi 1 Mayıs alanlarına taşıma zamanıdır bu nedenle 1 Mayıs dosta düşmana gücümüzü birliğimizi gösterme günüdür.
    Bu mücadelede üzerimize düşeni yerine getirmek, çocuklarımıza güvenli ve yaşanabilir bir gelecek bırakabilmek içindir.
    *Birleşik Metal İş Bursa Şube Başkanı
    Ayhan Ekinci*
    www.evrensel.net