EMEK DÜNYASI

  • Gün geçmiyor ki, çete davalarında bir rezalet daha ortaya çıkmasın! Daha Trabzon jandarmasının Hrant Dink cinayetindeki sorumluluğunu “düzmece rapor”la örtbas etme girişiminin ortaya çıkmasının üstündeki duman tüterken, bu sefer de İstanbul polisinin, cinayetten üç gün sonra, “ihbarı değerlendirdiği ama boş çıktığı” raporu tuttuğu ortaya çıkıyor


    Gün geçmiyor ki, çete davalarında bir rezalet daha ortaya çıkmasın! Daha Trabzon jandarmasının Hrant Dink cinayetindeki sorumluluğunu “düzmece rapor”la örtbas etme girişiminin ortaya çıkmasının üstündeki duman tüterken, bu sefer de İstanbul polisinin, cinayetten üç gün sonra, “ihbarı değerlendirdiği ama boş çıktığı” raporu tuttuğu ortaya çıkıyor.
    Kendilerine “çete suçlaması” yapılan asker ve emniyet gücü mensupları Meclis’te kurulan ilgili araştırma komisyonunun ifade vermek için yaptığı çağrıları reddediyorlar. Hrant Dink cinayetinde başından beri adı geçen bir jandarma albayı, nihayet komisyona ifade vermeye razı oluyor. Ama cinayetten 16 ay sonra!..
    Malatya’da Zirve Yayınevi katliamı mahkemesinde de ilginç gelişmeler yaşanıyor. Bu davada başından beri adı bir biçimde katliam sanıklarıyla bağlantılı devlet görevlileri hakkında bir soruşturma başlatılmazken, kanıtların karartıldığı, kaybolduğu medyada yer almasına karşın, mahkemeden bu konuda bir hareket görülmüyor. Dahası mahkeme, müdahil avukatların, sanıkların telefonla görüştüğü kişilerle bağlantılarının araştırılması da dahil bir dizi son derece “makul”, gerçeklerin açığa çıkmasına yarayabilecek görünen isteğini, sudan gerekçelerle reddediyor.
    Şu açıkça görülüyor: Hrant Dink cinayetinin bir ucu Trabzon’da, öteki ucu İstanbul’dadır. Trabzon O.S’leri yetiştirmiş, İstanbul ise en azından cinayetin gerçekleşmesine çanak tutmuştur. Bu yüzden de daha cinayetin bir organizasyon işi olduğunun belli olmasından da sonra, basın ve kamuoyundan yükselen; Trabzon valisi, emniyet müdürü, jandarma komutanı ile İstanbul emniyet müdürünün görevlerinden alınması talebinin ne kadar haklı olduğu, son “düzmece raporla” daha iyi anlaşılmıştır. Ama Hrant Dink cinayeti ile ilgili İstanbul’da ortaya çıkan bunca rezaletten sonra, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın yerinde kalmaya devam etmesi de elbette ilginçtir.
    Son günlerin çetelerle ilgili en önemli gelişmesi, Atabeyler davasına yeni atanan savcının, eski savcının “beraat” talebini geri çekerek, davanın Ergenekon Çetesi davasıyla birleştirilmesi talebidir. Çünkü böylece, Şemdinli iddianamesini hazırlayan Savcı Sarıkaya’dan sonra bir savcı, çete organizasyonlarının askeri makamlarla bağlantılarına işaret eden bir “soruşturmayı genişletmek” girişiminde bulunmaktadır. Çünkü Atabeyler ve benzeri “özel örgütlenmeler”in Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın örgütlenmesi içinde olduğu, daha önce, gayriresmi olarak bile olsa ifade edilmişti. Şimdi, çete organizasyonlarının gelip düğümlendiği bu halka, Ergenekon Çetesi davasıyla birileştirilmek istenmektedir. Böylece; bir savcı, çete soruşturmaları ile geleneksel kontrgerilla arasında bir bağlantı olduğunu ciddiye alıp, soruşturulması gerektiğini öne sürmektedir.
    Şemdinli davası savcısının akıbetini bilenler için burada ilk akla gelen, savcının görevden alınıp, meslekten men edilip edilmeyeceğidir. Ama, herhalde bu bugün daha zordur.
    Evet, her geçen gün karanlıkta kalan yeni bir nokta aydınlanmaktadır. Ama öte yandan da çete organizasyonlarının soruşturma sürecindeki ayak diremeler, karartama girişimleri, dava sürecinde de yaşanmaktadır. Özellikle bu davaların arkasında siyasi iradenin yokluğu, AKP Hükümeti’nin çete davalarını ülkenin bu pislikten kurtulması için değil de kendi politik amaçlarına hizmet edeceği sınırlar içinde tutma gayretleri, soruşturmaların ve davaların seyrini zorlaştıran bir rol oynamaktadır. İşte buna güvenerek, Yargıtay Eski Başsavcısı Kanadoğlu, “Ergenekon davasının sonunun da Şemdinli davasına benzeyeceği”ni iddia edebilmektedir.
    Burada, çete davalarının bir sonuca ulaşabilmesi için tek umut, kamuoyunun dikkatinin dağılmaması, çetelerin ilişkilerinin açığa çıkarılması için aydınların, demokrasi güçlerinin, basının ısrarını sürdürmesi, gerçeklerin ortaya çıkması için gayretlerin devam etmesidir.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net