SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Bir gün, Birgün adıyla bir gazete girdi yaşamımıza. Beş yıl geçmiş üzerinden. Altıncı yılının ilk sabahında gazetelerimi almaya gittiğimde, Birgün’den taşan bir aydınlık vardı çevrede, bir ışıltı.


    Bir gün, Birgün adıyla bir gazete girdi yaşamımıza. Beş yıl geçmiş üzerinden. Altıncı yılının ilk sabahında gazetelerimi almaya gittiğimde, Birgün’den taşan bir aydınlık vardı çevrede, bir ışıltı. Alabildiğine güler yüzlüydü o gün Birgün. Evrensel’in Hayat eki gibi. Gazete gibi değildi, başka bir şeydi. Başbakan yoktu, Baykal yoktu, Bush yoktu. Çok şey yoktu. Mehmet Güleryüz’ün güler yüzlü deseni vardı ve o yüz yürekleri güldürüyordu. Hemen çerçeveledim. Eleştirsem de, eleştirmem eleştirilse de iyi ki varsın Birgün. Okurlarının yüzünü güldüren Birgün de hep güler, her gün olur umarım. Her gün, Birgün.
    Birgün’ün, bir günlüğüne de olsa örtülediği acı yaşam sürüp gidiyor yine de. Hitler’in SS’ini anımsatan SSGSS depremi örneğin. Ortalığı öyle bir karıştırdı ki hükümete bile kendi önergesini reddettirdi. Bir kez daha görüldü ki, halka vekillik edenler, bilmeden, neyi bileceklerini de bilmeden oynatıyorlar parmacıklarını. Sonradan olma değil de doğuştan gelen bu özellikleri, gazi olmadan gazi sayılmalarını da sağlamıştır.
    SSGSS’nin, en çok da emekli olmadan mezara götürecek olmasının haklı korkusu ve kuşkusu rahatsız etti insanları. Olaya bir de, gözümüzü ayıramadığımız beyaz camdan bakınca korku şaşkınlık yaratıyor. Televizyon ekranlarının haber saatlerine serpiştirilen yaşını başını almış, tarakla olan ilişkisini de bir türlü koparamamış, eski yeni tüm yasalara göre emekliliği çoktan gelmiş insanları dinlerken “Yahu, siz kimden yanasınız” diye bağır bağır bağırasım geliyor.
    Şık giyinip özene bezene taranmış ya da tıraşlanmış saçlardan çok, konuşabilmektir önemli olan. Ama nerdeee!.. Örneğin gayri yasal gibi garip tamlamalar kullanan yiğit, bir tümcenin bütün sözcüklerini aynı anda çıkarma tez canlılığına düşünce hepsi yuvarlanıveriyor ağzında. Ve sanki onun siniri ile dövermiş gibi okuyor her bir şeyi. Söylediklerinden iki sözcük yakalanabilirse ne söylemek istediği anca anlaşılabiliyor.
    Seyrelmiş saçını inceltmiş; yine de tarağını yanında taşıyan MEB benzeri kısaltmasıyla yorumlar da yapan da coşkulu, coşkusu yüzünden sözcükleri birbirine katıştırıveriyor. Kış diyecekken ya kız, ya kaş çıkıyor ağzından. O zaten her gün bu coşkuyu yaşıyordu. Öylesine ki, TRT’deki bir söyleşisinde kaç çocuğu olduğu sorulduğunda “bir erkek oğlum var” diyor, yıllar sonra da özel izlencesinin “24.30 da” olacağını duyuruyordu.
    Sağın da, solun da her türlüsünde dolaşmış “Herkeste var, bizde de olsun” düşüncesiyle zorla ekran karşısına oturtulmuş, yorgun argın; hem de bıkkın görüntüsüyle herkese aynı duyguyu yaşatandan Baykal-başbakan kavgası dinlenirken bile uyuyası geliyor insanın. Tam bir uykucu. Al adamı haber saatinden, “uykudan önce”ye oturt. Başına da bir örtü, türban değil, aman karıştırılmasın, doğru dürüst bir baş örtüsü koy olsun sana çocukların mimi nine’si... O derece, öylesine yani.
    Bir de boyca değil de sözce uzun var bunların arasında. “Uzun olur gemilerin direği” diye türkü söylese ne zaman bitireceği bilinir de, çağırdığı konuğa adını sormak için yaptığı giriş konuşmasının ne zaman biteceği kesinlikle bilinemez. Hayatı paylaşmak için yaptığını söylese de, kimseye söz bırakmaz. Yine de, o derece öylesine paylaşmadan yanadır ki cinsel yaşamı bile gözler önüne çıkmıştır. Evine giren hırsız bile yaşamı paylaşma isteğini gerekçe olarak göstermiştir büyük olasılıkla. Kırca saçlarını sağdan sola, soldan sağa, önden arkaya taramasıyla da yaşamın akışına ayak uydururken sert görünse de neşelidir aslında. Hayatı paylaşma felsefesiyle bir karşılaşmayı izlemek için Leeds’e giderken “Çok uçak yolculuğuna tanık ettik” sözüyle paylaşım düşüncesini uçaktan uçuruyordu ülkesine. Kimi, nereye, niye ve nasıl tanık ettiği anlaşılamasa da belli ki Maradona’ya uygun gördüğü “yüksek tansiyon ve kan basıncının yükselmesi” durumunu kendisi de yaşıyordu.
    Soyguncunun baş düşmanı, halkın can dostu doğurucu vardır bir de. Geç yaşında bile, genç yaşında yaptığı oyunculuğa özendiğinden olsa gerek uçan helikopterden yüzen gemiye atlayan, suçluları bulup çıkartan; ama halktan saklayan bir kahraman o. Şimdi çalıştığı kanalda daha önce de haber sunmaya başlamış, ne olduysa olmuş yarım kalmıştı. O yarım işinde bile kendi hazırladığı bir haberde morga “elini kolunu sallayan herkes girebilir” diyerek, girebilmenin tek koşulunun onların sallanması olduğu izlenimini vermişti. Oysa, söylemek istediği “Herkesin elin kolunu sallayarak” koşulsuz ve engelsiz girebileceği idi.
    Ekranın yaşlı şirinleri idi bunlar; ama bir eksikti. Sert, sinirli olan daha boy göstermemişti haber ekranında. O da beklenmektedir bugün, yarın. Belki bugünden de yakın bir zamanda acılı bicili sorularını sormaya başlayacaktır. Hele hükümetimizin partisi kadınları iş yaşamından bir çeksin, evlere soksun, orasını burasını kapattırarak da salt çocuk üretimine zorlasın, yaşına başına bakılmaksızın tüm erkeklerin önü açılacaktır. Zaten, en az üç çocuk buyruğuna uyarlarsa önlerini kapatmaya zamanları da olmayacaktır. Ama sinirli o denli bekleyemez kuşkusuz. O yakında haykırman (anchorman) koltuğuna oturacaktır.
    Ve bir gün gelecek, her gün, bir gün olacaktır. Hayyam demiş ki:
    Her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,
    Altınları gümüşleriyle övünmeğe.
    Tam işleri dilediği düzene girer:
    Ecel çıkıveriri pusudan: Benim ben diye.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net