ben de utanıyorum

İtalyan sanatçı ‘Pippa Bacca’. Genç bir kadın, henüz 33 yaşında. 8 Mart tarihinde -belli ki Dünya Emekçi Kadınlarına dair bir göstergeden vurgu yapmak üzere- arkadaşı Silvia Moro ile giymiş gelinliğini düşmüş yola… Çığırından çıkmış dünyada barış elçisi olmak istiyor onlar; gönüllü barış elçisi iki arkadaşlar.


İtalyan sanatçı ‘Pippa Bacca’.
Genç bir kadın, henüz 33 yaşında.
8 Mart tarihinde -belli ki Dünya Emekçi Kadınlarına dair bir göstergeden vurgu yapmak üzere- arkadaşı Silvia Moro ile giymiş gelinliğini düşmüş yola… Çığırından çıkmış dünyada barış elçisi olmak istiyor onlar; gönüllü barış elçisi iki arkadaşlar. Milano’dan düşüp yola otostop çekerek varacaklar Filistin’e. Milano nere, Filistin nere? Ama göze almışlar bütün zorlukları. Vuslatları Filistin’e varmak, hasretleri Filistin’de son bulacak. Böyle hayalliyorlar.
Pippa Bacca’nın kardeşi, “Üç yıl boyunca bu proje üzerinde çalışmışlardı” diyor ve ablasının tecavüz edilip öldürülmesini bir “iş kazası” olarak nitelendiriyor.
Benim kanımı donduran bir soğukkanlılık bu.
Annesi Elena Manzoni de soğukkanlı ama o farklı görüşte; “Güvenmenin karşılığı kötülük. Umarım Pippa’nın sanat performansı hatırlanır, ölümü değil” diyor ve Türkiye’de kamuoyunun bu dehşeti kınamasından umut devşirmeye çalışıyor.
Durumu en soğukkanlılıkla karşılayan ve en soğukkanlı biçimde anlatan ise tecevüzcü-katil. Dehşetli durum, daha dehşetli bir üslupla kamuoyuna servis edilirken TV’lerden, bir kahvedeymiş haşmetmehapları; “Hangi şerefsiz bunu yapmış, AB’ye rezil olduk” buyurmuş. Yakalandıktan sonra ise “Arabama aldım. Tenha bir yere götürdüm. Tecavüz ettim. Sonra da boğdum ve çalılıklara sakladım...” Tüm olayın özeti bu kadar, tecavüzcü-katilde. Durum dehşet verici bile değil artık, sözcük kalmıyor dilde. Kanın değil, insanın donma zamanı ya da çürüme… Bu olayın neresinden başlanır yazmaya? Neresinden değerlendirilirse gerçeğe en yakın bir değerlendirilmeye tabi tutulmuş olur bu olay?
Kadın bedenine bakışla ilişkisi vardır olayın. Hele “ecnebi kadın” imajından bakılmışsa meseleye, ecnebi kadın demek “güçlü Türk erkeği” için yollara düşmüş biri demektir zaten. Yıllarca Alamancılar Türkün haşin cinsellik gücünden Alaman kadınlarının ne denli etkilendiğini ballandıra ballandıra anlatmadılar mı; ellerinde teyp, başlarında rengarenk tüylü fötr şapkalarıyla yazın dinlenmek ve hasret gidermek için döndükleri köylerinde? Gittikleri ülkede tuvaletlerini temizledikleri kadınların erkekliklerini zedeleyen dayanılmaz aşağılanmasıyla kırılan onurlarını uydurulmuş öyküleriyle onarmaya çalışmadılar mı bu Alamancı erkekler? Gene aynı ecnebi kadınlar kahramanlık filmlerimizde, Viyana kapısına dayanan yiğitlerimizin kendilerini kurtarma düşlerine gömülmedi mi? Yıllarca çocuklarımızın kafalarına kazınmadı mı bu fanteziler?
Yıllarca bu ülkeye gelen turistlerin gezme, tarihi merak etme, dinlenme ihtiyaçlarını görmezden gelerek o kadınların buraya “aranmaya” geldiklerine inanılmadı mı bu anlatıların beslediği düşlemlerden yola çıkılarak? Biraz da bu türden nedenlerle turist kızların ırzına geçilmedi mi bu ülkede? Onlar buraya “aranmaya” gelmişlerdi öyle ya… Ve bulacaklardı aradıklarını bir biçimde; ama Mevla ama bela…
Herhalde birileri, Pippa Bacca’nın da aradığını bulduğunu düşünüyordur hâlâ. Elinin hamuruyla gelinlik falan giyerek düşmüşse barış yoluna, barış falan bahanedir; o gelmiştir aslında güçlü Türk erkeğinin kollarına… Ve o, Türk erkeğinin gücüne hasrettir.

Suçluya ceza indirimi
Bu ülkede erkeklerin önemli bir kısmı, bırakın ecnebi kadın olmayı, kendi ülkelerinde yaşayan ve erkeğin zihnindeki tecavüz coşkusunu kırbaçlayan her durumda bile kendilerine bir görev addetmiyorlar mı? Mesela, bir yıl kadar önce İstanbul Ataköy’de işinden çıkan ve kestirme yol diye biraz tenha olan bir yerden evine giden kadına, katil olmayı henüz beceremeyen, kötülük kariyeri henüz tecavüzcülükle taçlanmış olmanın ötesine geçemeyen bir tecavüzcü, o kadına önce tecavüz edip sonra da “Karanlıkta o yolu kullandığına göre o da ister sanmıştım” diye tecavüzünü gerekçelendirmemiş miydi? Mesela Ümraniye’de, yaklaşık on yıl önce gene işinden çıkan ve evine giden genç bir öğretmen, tinerciler(!) tarafından ormanda tecavüze maruz bırakılmış ve öldürülmemiş miydi? Ne olmuştu o katil-tecavüzcülere sonra?.. Ceza almışlardı güya… Ve sonra bir af çıkmıştı ve katil tecavüzcüler serbest bırakılmıştı.
Daha kötüleri de yaşandı bu ülkede. Hukuk tarafından korundular üstelik bu tecavüzcüler. Mesela, Samsun’da 12 yaşındaki kızına tecavüz eden babaya, “Kızın ruh sağlığı tecavüzden sonra bozulmamıştır” gerekçesiyle 5 yıl ceza indirimi getirilmemiş miydi? Gene yakın zamana kadar, “töre cinayetine” kurban verilen kadınların katillerine aile bireylerini “tahrik ettikleri” gerekçesiyle ceza indirimi uygulanmıyor muydu? Hâlâ bu ülkede erkeğin namusunu kadının kirlettiğine inanılmıyor mu, okumuş yazmış insanlar arasında bile?

Rezil olduk!
“Çok nev-i şahsına münhasır” bu ülkede velhasıl oluyor böyle şeyler. Sonra, “Bu kafayla mı Avrupa’ya gireceğiz, utanıyoruz” diye düşüyor gazetelere büyük puntolarla manşetler.
Avrupa diye bir derdimiz olmasa, “ele güne rezil olmasak” yani, yani “kol kırılıp yen içinde kalsa” mesele olmayacak. “Ama mızrak çuvala sığmayınca” durum değişiyor işte. Avrupa’ya rezil olmasak tam da eşiğine gelmişken Avrupa’nın, mesele olmayacak olan olaylar. Ama böyle olunca mesele oluyor işte. Gerçi gene de hakkını teslim etmek gerek, bu ülkede insanların önemli bir kısmı gerçekten utanç yaşamaya başladı bu türden konularda. Bu da bir aşama sonunda, ama ne kadar samimi ne kadar göstermelik belli değil.
Utanç vericidir elbet. Gelinliğini barış giysisine çeviren ve binlerce millik yola düşen bir kadının bu hunharca katli; elbette utanç vericidir/olmalıdır. Ve hangi nedenle olursa olsun, bir kötülükten utanmaya başlamış olmak, bir toplum için elbette erdemdir.
Ama ne için utanacağız? Bu türden olaylar AB kapısında dolaşan bir ülkenin ulusal onurunu zedeliyor diye mi, yoksa bir kadının bedenine her tür rezilliği reva görmeyi kendinde hak bilen erkek-toplum zihninden mi? Neden utanç duyacağız sahi? Bir kadına yaptığı bunca kötülüğü soğukkanlılıkla anlatan bir katille aynı ülkede yaşadığımızdan mı, yoksa o erkekleri yaratan toplumsal-kültürel koşulların derinlerimize kazıdığı öğretilerden mi? Mesela daha birkaç gün önce, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü öğrencilerinden birinin, Bolu Belediyesi’ne ait sanat merkezinde açtığı fotoğraf sergisinin ‘nü’ bulunarak kapatılmasından da utanç duyacak mıyız? “İntihar” konulu fotoğraf çalışmasında, üzerinde gecelik bulunan kız arkadaşlarını konu mankeni yaparak, bunalıma giren genç kızların intiharını canlandıran arkadaşlarını fotoğraflayan sanat girişiminden kendi kafalarına göre “ahlaksızlık normları” üreterek bu fotoğraf sergisini yasaklayan yönetici kafalardan da utanç duymayı becerebilecek miyiz mesela? Yoksa, bu “ahlak koyucuları ve koruyucularını” taltif mi edeceğiz, gene maneviyat adına?
Ya da örneğin bu yıl ve geçen yıllarda, yılbaşında, Taksim’de tacize maruz bırakılan kadınlara acı çektiren ve tacizciyi sorgulamayan anlayışlardan da utanacak mıyız? Kötü örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama çok daha kötü örnekler bu yazının dışında…
Utanmak bir erdem, sözüm yok. Hatta büyük bir erdem kuşkusuz… Ama neden utanacağız ve ne için?..
Dr. Canani Kaygusuz*
www.evrensel.net