isteğimiz bütün çocuklara eşit gıda, sağlık, eğitim ve yaşama olanağı

Bayramlarda eskiyi hatırlamak kuraldır ya... Ben en çok çocuk bayramlarında kendi çocukluğumu anımsarım. Şeker bayramında dişleri şişen, kurban eti dağıtırken, alırken üstü başı kan olan çocuğun çocuk bayramında çocukluğunu yaşayabilmesi anlatılırdı kimi çocuk dergilerinde.


Bayramlarda eskiyi hatırlamak kuraldır ya... Ben en çok çocuk bayramlarında kendi çocukluğumu anımsarım. Şeker bayramında dişleri şişen, kurban eti dağıtırken, alırken üstü başı kan olan çocuğun çocuk bayramında çocukluğunu yaşayabilmesi anlatılırdı kimi çocuk dergilerinde. (Belki de ben Vedat Nedim Tör’ün böyle bir öyküsünü Doğan Kardeş’te okuduğum için böyle bir hava yaygındı sanıyorum). Alanlara, stadyumlara büyüklerden istediklerimizi kartonlara yazıp, dövizlerle çıkardık, “süt istiyoruz”, “her çocuğa eşit sağlık”... Her yürüyüş koluna koşa koşa katılmam, elimde taleplerimi yansıtan kağıtları taşımam o günlerden kalma. Ancak ne hikmetse bu çocukların taleplerini taşıması olayı bir benim belleğimde kalmış ki... yaşıtlarımdan hiçbiri bugüne kadar dile getirmedi. Benim okula erken gitmemin, İstanbul dışında olmamın, Devlet Demir Yolları Özel Okulunda okumamın payı mı vardı acaba? Bir başka deyişle 1950 14 Mayısı Türkiye koşullarını değiştirmiş miydi... Pek sanmıyorum. O tarihten sonra İstanbul’a geldiğimizde sinemaların, tiyatroların 23-24 Nisan’da çocuklara parasız olduğunu, sinemaların bayram seanslarında çocuk filmleri oynattığını, tramvayların ve vapurların (o dönemin hemen hemen tek ulaşım aracı) çocuklar için bedava olduğunu çok berrak biçimde anımsıyorum.
Sonunda eskiden çocuk bayramları nasıl kutlanırdı sorusu öyle takıldı ki aklıma, araştıra araştıra şunları buldum:
Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşını yaşayan Türkiye Cumhuriyeti ekonomik ve sosyal sıkıntılara girmiş, sonradan adı Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu olacak olan Himaye-i Etfal yoluyla ülkenin çocuk politikasını belirlemeye çalışmıştır. Çocuk Esirgeme Kurumu, sosyal hizmetler alanında muayenehaneler, sosyal yardımlar, kurumsal bakım hizmetleri, çocuğun sosyal gelişimine yönelik hizmetler ve çocuk bayramı gibi birçok ilki ülkemizde uygulamaya koymuş. Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nun 1929 yılında yayınlanan Çocuk Haftası Dergisi, 23 nisan günü başlayacak olan Çocuk Bayramı ve o haftanın çocuk haftası olarak kutlanmasıyla ilgili soruları yanıtlamak için “23 Nisan Çocuk Bayramı Programı” yayınlanmış. Programda şunlar öngörülüyor / öneriliyormuş:
“l Çocuk Bayramı günü gazetelerde çocukla ilgili makalelerin yayınlanması, mümkünse özel sayı şeklinde çocuğun hayatı, yaşayışı, eğlenceleri, okullardaki terbiye sistemi, çocuk masalları ve bir çok konunun resimlerle ve makalelerle işlenmesi,
Dükkanların ve evlerin Himaye-i Etfal (Çocuk Esirgeme Kurumu) bayraklarıyla süslenmesi,
(Çocuk Esirgeme ) Şube ve merkezler ve anne babaların desteklenerek çocuklara bayram elbisesi yapılması
Himaye-i Etfalin merkez ve şubelerinde bayramlaşmaların yapılması ve çocukların birbirlerine Himaye-i Etfalin tebrik kartlarını göndermeleri,
23 Nisandan bir veya iki gün önce başlayarak bütün dükkanlarda çocuklara ait eşyaların vitrinlerde teşhiri çocuk bakımı, hastalıkları, giyimi ve gıdasına ait levhaların teşhiri (sergilenmesi),
Bayram yerlerinde salıncak, atlı karınca, hokkabaz, kukla, karagöz gibi eğlenceler düzenlenmesi,
Çocukla ilgili önemli sözlerin yer aldığı levhaların çeşitli yerlere asılması,
Himaye-i Etfal’e ait yazı ve öğütlerin sinemalarda gösterilmesi,
Bayram süresince çocukların sinema tiyatro gibi eğlence yerlerine ücretsiz girmesi,
Mevcut bulunan nakliye vasıtalarının 2 saat için Himaye-i Etfal’e tahsis edilmesi ve hükümet binalarının önünden geçiş sırasında Vali ve Belediye Başkanlarının korteji selamlamaları,
Çocuklara hediye edilmek üzere oyuncak bisküvi şeker vb uygun hediyelerin bağış olarak toplanması,
Uçaklar tarafından çocuklara ilişkin bildirilerin atılması,
Uygun yerlerde balo ve müsamerelerin düzenlenmesi,
12 yaşına kadar olan çocuklar ve ailelerin otobüs, tramvay, vapur ve tünelden ücretsiz yararlanması,
Resmi geçit müzikli geçitlerde çocukların çiçek, yaprak ve dallarla düzenlenmiş araçlarla geçidi,
Geçitler sırasında fabrika vapur ve otomobillerin düdük çalarak törene iştirakleri vb.
Kaynaklara göre çocuklarımızın bazı görevlerin koltuklarına “temsili olarak oturması” da o dönemde Çocuk Esirgeme Kurumu’nca başlatılmış. Çocuk Haftası dergisine göre 1930 yılında bir hafta süreyle çocuklardan kurulan komitenin genel sekreterliğini yürüten Sevim ve komite başkanlığını yürüten Burhanettin; o dönemde “Büyük Gazi” sanıyla anılan Atatürk’e, Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na, Başbakana, Himaye-i Etfal Merkezi Reisliğine, Türk Ocakları Merkez Heyeti Reisliğine telgraf çekerek, isteklerini belirtmişler. Bu isteklerin pek çoğu yetmiş sekiz yıl sonra da günceldir:
“m Her çocuğa müsavi (eşit) gıda, sıhhat ve hayat isteriz.
Çocukların dilenmesini meneden (yasaklayan) kanunlarınızı şiddetle tatbik etmenizi (uygulamanızı) isteriz.
Çocukların evlerde, mekteplerde, sokaklarda, her yerde dövenlere karşı, zulmü men edecek ve cezalandıracak bir kanun çıkarılmasını isteriz.
Çocukların hamallığına, yük taşımasına mani olmanızı isteriz.
Çocukların ağır işlerde çalıştırılmamasını isteriz.
Çocuk sinemaları isteriz.
Her çocuğa mektep isteriz
Sokaklarda yatan çocuklara çatı (barınılacak bina) isteriz.”
1935 yılında kabul edilen Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanunla; Hakimiyeti Milliye ve Çocuk Bayramı birleştirilerek kutlanmaya başlanmış. 12 Eylül 1980’den sonra da “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” “sadeleştirildi.” Yasa değişikliği ile sadece ilkokullarda ve TBMM’de törenlerin yapılması, 23 Nisan’ın yalnızca buralarda kutlanması öngörüldü. Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu da özerkliğini yitirererek Başbakanlığa bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu durumuna geldi. 1986’da TBMM 23 Nisan’ın uluslararası bir şenlikle, kültür bakanlığınca organize edilmesini benimsedi. Galiba günümüzde 23 Nisan törenleri TRT Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen Uluslararası bir şenliğe dönüştü.

“Tatil yapmak, top oynamak istiyorum”
Çocuklar cephesinden dünden bugüne değişen nedir? Çocuk işçiliği, Türkiye’nin çözüm bulması gereken sorunlardan biri. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO), 182 Sayılı Sözleşmesi “en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliğinin 18 yaş altındaki tüm çocuklar için yasaklanması ve ortadan kaldırılmasına yönelik ivedi ve etkin önlemlerin alınmasına ilişkin acil eylemde bulunulmasını” gerektirir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti bu sözleşmeyi 2001 yılında kabul etmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın işçi ve işveren örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği sonucu değerlendirilen verilere göre ,Türkiye’de üç çeşit “en kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği” türü belirlemiş: mevsimlik tarım işlerindeki, küçük ve orta boy işletmelerde (KOBİ) tehlikeli koşullardaki ve son olarak sokaklardaki çocuk işçiliği. 2002 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Çalışma Genel Müdürlüğü Çalışan Çocuklar Bölümü, “en kötü biçimlerdeki” çocuk işçiliğine ve özellikle kız çocukların durumuna önem vererek çocuk işçiliğinin 10 yıl içinde tamamıyla yok edilmesini amaçlayan “Zamana Bağlı Politika ve Program Çerçevesi”ni geliştirmiştir.
Kaynaklara göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü Çalışan Çocuklar Bölümü’nün yararlanıcı kuruluş olduğu “Türkiye’de Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimlerinin Ortadan Kaldırılması Projesi”, Avrupa Birliği’nce finanse edilip, ILO Türkiye Temsilciliği’nin teknik desteğiyle yürütülmekte. 26 Kasım 2005’te sözleşmesi imzalanan projenin bütçesi 5.3 milyon Avro. İki yıl sürmesi planlanan proje, 7 pilot ilde uygulanmış: Ordu, Sinop, Van, Elazığ, Erzurum, Kastamonu ve Çankırı.
Projenin uygulandığı 7 ilde, “İl Proje Koordinasyon Ofisleri”(İPKO) ve valilerin başkanlığında çocuk işçiliğini önlemek üzere “İl Eylem Komiteleri” (İEK) kurulmuş. Proje başlangıcında en az 1500 çalışan veya çalışma riski taşıyan çocuğun eğitimlerine destek, 200 aileye mesleki eğitim verilerek iş bulma imkânı sağlanması hedeflenmiş. Proje uygulamasının birinci yılı sonunda 3 bin 83 çocuğa ulaşılmış, bu çocuklardan proje ofislerine devam edebilen 2 bin 704 çocuğa çeşitli eğitim, rehabilitasyon ve yardım hizmetleri sunulmuş.

İşte resmi bir çizelge:
PROJE İLLERİTespit edilen ÇocukFaydalanan Çocuk
Çankırı159159
Elazığ483474
Erzurum406304
Kastamonu351274
Ordu466342
Sinop350283
Van868868
TOPLAM30832704

Tespit Edilen Çocuklardan Proje Tarafından Okula Kaydedilen ve Yönlendirilen Çocuk Sayısı
PROJE İLLERİEğitimde OlanEğitime Yönlendirilen
Çankırı11917
Elazığ26732
Erzurum18928
Kastamonu3182
Ordu29826
Sinop25315
Van70917
TOPLAM2153137
Bu çocukların yazdığı bir iki ödevi gördüm, hayalleri, dilekleri hep aynı: oynamak, tatil yapmak... Bence bütün çocuklar gibi (ve büyükler gibi) insanca yaşamak. Bilindiği gibi tüm yasalar kaynağını anayasadan almaktadır.
Ve Anayasamız der ki:
“Madde 50 - Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar, çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.” Acaba çalışan çocuklarımız bu dileklerini alanlarda dile getirseler başlarına ne gelir?
Sennur Sezer
www.evrensel.net