bir yol hikayesi

Memleket, çoluk çocuk bırakılıp gelinmiş gurbete çalışmaya. Sarp Sınır Kapısı’nın yakınında küçük bir belde, Kemalpaşa. Farklı milliyetlerden, farklı dillerden hatta farklı dinlerden insanların ekmek parasının peşinde kesişen yollarının hikayesi yaşanıyor.


Memleket, çoluk çocuk bırakılıp gelinmiş gurbete çalışmaya. Sarp Sınır Kapısı’nın yakınında küçük bir belde, Kemalpaşa. Farklı milliyetlerden, farklı dillerden hatta farklı dinlerden insanların ekmek parasının peşinde kesişen yollarının hikayesi yaşanıyor. Kürt ve Gürcü işçiler birlikte çalışıyorlar. Her birinin geliş nedeni, hikayesi ve durumu birbirinden farklı. Ama bir o kadar da benzer.
Ekrem Çınar, Turan Çınar, Refik Çınar, Rasul Çınar ve İsmail Sarı, Bölge’den kalkıp gurbete çalışmaya giden Kürt işçilerden sadece birkaçı. Ekrem ve Turan kardeş, Rasul onların amcaları, Refik Çınar ve İsmail Sarı da akrabaları. Yaşadıkları bölgedeki savaş ortamı ve çözümsüzlüğün etkileri yüzünden çareyi evlerinden ayrılmakta bulmuşlar. Türkiye kazan onlar kepçe, birçok yere çalışmaya gitmişler. Şimdilerde yolları Karadeniz’in en köşesine, Kemalpaşa’ya düşmüş. Tek dertleri çocuklarının kendileri gibi sürünmemesi ve iyi bir geleceğe sahip olabilmesi için kazanacakları üç beş kuruşu memlekete gönderebilmek. Ama bunca ayrılığa ve derde, bir de Bölge’deki savaşın çözümsüzlüğü eklenmiş. Gittikleri yerlerde, Kürt olduklarından dolayı dışlanmışlar. Yaşadıkları etnik kaygı yüzünden barışı ve kardeşliği en çok isteyenler de onlar. Bulundukları yerde ayrımcılığa uğramaksızın kimlikleriyle var olduklarının kabul edilmesini istiyorlar.
“Böyle binalar Patnos’ta olsa inşaat işi çok olurdu. Patnos’ta inşaat yok ki” diye açıklıyor Ekrem Çınar, Kemalpaşa’ya gelişlerini. Henüz 15 gün önce akrabalarıyla birlikte gelmişler buraya. Yarım yamalak bir inşaatta Gürcü meslektaşları Arçil ile 6 kişi kalıyorlar. Eşlerini ve çocuklarını Patnos’ta bırakmışlar. Kardeşi Turan Çınar, “Onları da buraya getirsek zor geçiniriz” diyor. Burada kazandıkları parayı memlekete gönderecekler. Şimdilik yevmiyeleri 20-30 YTL. Ailelerinden uzakta çalışmanın zor olduğunu söylüyorlar. Ama Türkiye’de gezmedikleri il de kalmamış. Hatta İsmail Sarı, Irak’a bile gitmiş çalışmaya. Yaşadıkları yerdeki savaş, kargaşa ve çözümsüzlük hayatlarını diğer işçi kardeşlerine oranla daha fazla değiştirmiş. Televizyondan, gazeteden veya kahvede hemşehrileriyle konuşurken duydukları ve belki de yaşadıkları hoşgörüsüzlük bunun en büyük etkeni. Turan Çınar, “Buralarda çalışan Kürt arkadaşlar var, onlarla konuşuyoruz. Asker ölümü haberi geldiğinde zorluk yaşıyorlar. Kürt olduğumuzdan sorunlar yaşıyoruz” diyor. Neyse ki henüz burada böyle bir sıkıntı görmemişler.
Gürcü işçilerle birlikte çalışıyorlar. Aynı dili konuşmuyorlar. Arçil, Gürcüce ve Rusça biliyor. Kürt işçiler ise Kürtçe ve Türkçe. Yerel halktan Gürcüce bilenler sayesinde anlaşabiliyorlar. Biz de Arçil ile Rusça tercüme ile anlaşmaya çalıştık. O da Kürt arkadaşları gibi ailesini memlekette bırakıp gelenlerden. Burada kazandığı parayı Tiflis’teki ailesine gönderecek. Onun geliş nedeni ise biraz daha farklı. “Tiflis’te de iş var ama parası yeterli gelmiyor” diyor. Onun için burada kazanacağı para Tiflis’te yeterli olacak. Ama Kürt işçiler için aynı durum geçerli değil. “Bu nereye kadar böyle devam edecek? Çocuklar orada siz burada” diye sorduğumuzda, amcaları Resul Çınar başlıyor anlatmaya: “58 yaşına gelmişim kürekle çalışmanın dışında hiçbir şey görmemişim. Hâlâ da çalışırım. Bu zamana kadar çalışmışım elde avuçta hiçbir şey yok. Bizim köyümüzde yaşlı maaşı alanların dışında maaş alan yok ki! Biz Tayyip Erdoğan’a güvendik. Ağrı’dan 5 milletvekili çıkardık. Ama onlar da tuttular zengine verdiler. Allah onların belalarını versin.” İsmail Sarı da Patnos’ta doğru düzgün hastane ve okul olmadığını söylüyor. “Yolu, suyu doğru dürüst olsa, fabrika olsa orada çalışırdık. Ama yok” diyor. Ekrem Çınar da babasını örnek göstererek; “70 yaşına kadar çalıştı bir sigortası yok. Hep inşaatlarda mı sürünecek, hiçbir şey belli değil. Bizim hayatımızın bir güvencesi yok, ölünceye kadar da bu korku içerisinde yaşayacağız” diyor. Ekmek mücadelesine bir de kimlik dertleri eklenmiş. Ekrem Çınar bu sorunu şöyle anlatıyor: “Çalışırken Kürtçe konuşmamızın yasaklandığı yerler bile var. Ekmeği de geçtim ama kavga olmasın artık. Savaştan bıktık. Ben şahsıma sadece barış istiyorum. Çocuklarımı bırakıp bir yere çalışmaya gitmeye korkuyorum artık.”
Kemalpaşa halkıyla ilişkilerini soruyoruz. Bölge’de sürekli sorgu sualle karşılaştıklarını, burada en azından böyle bir şey yaşamadıkları için daha rahat olduklarını söylüyorlar. Boş vakitlerinde kahvelere gidiyorlarmış. ‘Fazla gezilecek yer yok’ diyorlar. Ama buradaki halkın arkadaşça yaklaşımlarından da memnunlar. Hatta hasta olduklarında ziyarete bile geldiklerini söylüyorlar. Yine de memleketlerini özlüyorlar. Hemen hepsinin hayali memleketlerine dönebilmek. Ekrem Çınar “Eğer orada işimiz olabilseydi evimde kalırdım. Kimse de bana karışamazdı. Gittiğimiz yerlerde rahat olamıyoruz. Teybin sesini her seferinde kısmak zorunda kalıyoruz” diyerek çekincelerini anlatıyor. Refik Çınar da Patnos’ta önceden hayvancılık yapıldığını ama şimdilerde yapılamadığını anlatıyor. “Önceleri meralar vardı. Artık onlar da yok” diyor: “Zenginlerin motorları var, onlar hep sürdüler oraları. Bize bir şey kalmadı.” Ekrem Çınar da “Hep zengine yatırım yapılıyor. Tek bir zengin 15 köylüyü çok rahat ezebiliyor. Düşünün, dünyada kaç zengin kaç fakir var ama ezebiliyor işte. Kimse de kimseye yardım edemiyor” diyor.
Her ne kadar kendileri başka etnik kökenli insanlar hakkında olumsuz düşünmeseler de “Biz Kürtlere yapılan küfürler çok” diyorlar. Hemen hepsi ırk ayrımı istemediklerini söylüyor. Bu kavgadan hiçbir fayda görmediklerini tekrarlıyorlar. Turan Çınar “Biz burada kardeşçe yaşamak istiyoruz. Ben buraya geldim, kendim zor geçiniyorum ama aileme para göndermeye çalışıyorum. Tek istediğim bizi burada ayrı görmesinler” diyor.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Gürcüler de iş bulabilmek için Türkiye’ye gelmeye başlamışlar. Beraber çalışıp aynı evi paylaştıkları Arçil de çalışmak için Türkiye’ye gelenlerden. Şimdilerde özellikle Karadeniz’in en doğusunda çok sayıda Gürcü işçi var. Genellikle de Arçil gibi inşaat işinde çalışıyorlar. Bu iş alanını Kürt işçilerle paylaşıyorlar. Arçil, buradaki Türkçe bilen Gürcü işçiler aracılığıyla bir şekilde anlaştıklarını ifade ediyor. Onların kendi aralarında bir problemleri yok. Sonuçta aynı ortamda ekmek kazanıp yiyorlar. Arçil’den Sovyetler Birliği dönemi ile bugünü kıyaslamasını istiyoruz. “O zamanlar herkesin işi vardı” diyor. Ancak çok kısa bir dönemine yetişebilmiş. Şimdilerde ise birçok kişinin işsiz olduğunu söylüyor. En belirgin fark olarak ise o dönemlerde ücretsiz olan eğitim, sağlık, konut gibi imkanların şimdilerde paralı olmasını gösteriyor. Bundan dolayı sıkıntı yaşadıklarını, önceleri her şeyin daha güzel olduğunu ifade ediyor.
Eyup Sobacı - Osman Zorlucan
www.evrensel.net