‘markopaşalar ölmez,vatan değişmez’

8 Eylül 1974’de yayınlanan Malûmpaşa’nın ilk sayısında, Sabahattin Ali, “Bir gazete çıktı” başlıklı yazısında 22 sayı çıkan Markopaşa’nın serüvenini anlatıyordu.


8 Eylül 1974’de yayınlanan Malûmpaşa’nın ilk sayısında, Sabahattin Ali, “Bir gazete çıktı” başlıklı yazısında 22 sayı çıkan Markopaşa’nın serüvenini anlatıyordu:
“Bir gazete çıktı… 1947 yılında. Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde, dünyanın en medeni şehirlerinden İstanbul’da, haftada bir defa, şu elinizde tuttuğunuz gazetecik kadar dört küçük sayfalı bir gazete çıktı. Bu gazete ancak 22 sayı çıkabildi efendim.(..) Bu 22 sayı ile Türkiye’de baskı rekoru kırdı.(..) Bu 22 sayıda, hiçbir gazeteye yapılmadık şekilde ona, gazeteler insafsızca hücum ettiler, iftira ettiler.(..) 22 sayıda İstanbul, Ankara ve İzmir’de, daha başka vilayetlerde 33 defa nümayişler tertip ettirildi. Gazeteler yırttırıldı, ayaklar altında çiğnetildi.” (Mehmet Saydur, Markopaşa Gerçeği, İstanbul Çınar Yayınları)
61 yıl önce de bugünkü gibiymiş Türkiye ya da bugünkü Türkiye 61 yıl önce de aynıymış. Aslında galiba 61 yıl öncesi, bugünkünden biraz daha iyiymiş. Çünkü bugün gazeteciler öldürülüyor. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Namık Tarancı, Hrant Dink ve diğerleri gibi. Ve bugün gazetelerin kapatılmasından başka, bundan10 yıl kadar önce gördüğümüz gibi binaları bombalanıyor.
Markopaşa’nın ilk sayısı 25 Kasım 1946’da yayınlanıyor. Dönemin iktidarı CHP, tıpkı bugünkü iktidar AKP gibi ülkeyi yönetmesini beceremediği için, ilk akla gelen şeye başvuruyorlar. Adamların basına saldırmaktan başka bir yetenekleri yok ki, ha 61 yıl öncekiler, ha bugünküler.
Bugün Markopaşa yok ama yaratıcıları, S.Ali’ler, Aziz Nesin’ler, Rıfat Ilgaz’lar, Mim Uykusuz’lar hâlâ yaşıyor. Sahi, aklıma takıldı şimdi, bugün Markopaşa’yı yaratanların adları onurla anılıyor, ya ötekilerin, yani zulümcü takımının değil tamamı, içlerinden birinin bile adı anımsanmıyor mu?
Aziz Nesin, 16 aralık 1946’da şöyle yazıyor: “Yabancı sermayeye kapıları ardına kadar açarak kul köle oldunuz…” 1946’yı böyle anlatıyor A.Nesin. Ya bugün? O zaman yabancı sermaye girmiş, şimdi yabancılar işgal etmiş. Ne demiş atalarımız: “Markopaşa’lar ölmez vatan değişmez.”
3 Şubat 1947’de S.Ali şöyle diyor: “Nihayet günün birinde yobazlık, kara kuvvet, yeşil sarık, irtica sahiden hortladı. Ama Menemen’de değil, o eline ayağına köstek vurmak istedikleri halkın içinde de değil, Ankara’da ve kendi aralarında.” Ya bugün? Taliban’ların kardeşleri Türliban’lar kol geziyor, kol. Yüreğiniz ya da petkanız sıkıyorsa, bir Ramazan günü, İstanbul’un göbeğinde, Fatih’in hemen yanı başındaki Çarşamba semtinde bir dolaşıverin, ya bir poğaca yiyerek ya da pet şişeden biraz su içerek.
Markopaşa’da ve onun devamı olan Malûmpaşa, Merhumpaşa , Alibaba, Yedi Sekiz Paşa, Hür Markopaşa ve Medet 1 siyasi mizah gazetelerinde nice birbirinden güzel ve önemli yazı var. Sağlıktan eğitime, basından politikaya kadar. 1946 ile 1950’nin arasında yaşananlarla bugün yaşananlar arasında hiç fark yok.
Evet, “Markopaşa’lar ölmez, vatan değişmez”…
Bülent Habora
www.evrensel.net