sunucu tutulması

Eskiden yarışmalarda yarışmacıları tutardık. İyi yarıştığını gördüğümüz olursa desteklerdik mesela. Ya da hikayesine çok üzüldüğümüz çocuklar için kısa mesaj atardık. Onun modası geçti, bilmiyor muydunuz?


Eskiden yarışmalarda yarışmacıları tutardık. İyi yarıştığını gördüğümüz olursa desteklerdik mesela. Ya da hikayesine çok üzüldüğümüz çocuklar için kısa mesaj atardık. Onun modası geçti, bilmiyor muydunuz?
Artık sunucu tutuyoruz. “Ahmet Çakar hoca” için yarışma izleyen çok gördüm ben. Ya da “Acun’un yarışması”nı.
Yeni yarışmalar da başladı son haftalarda. Biri, Erman Toroğlu’nun Düello’su. Futbol yorumları Ahmet Çakar’ın yorumlarına pek benzemez. Ama sunuculuğu andırıyor. En azından yarışmacıya fırça atma kısımları. Hatırlayanlar vardır, bir En Zayıf Halka vardı. Orada da sunucu hem yarışmacıları birbirine karşı kışkırtıyor, hem de ağzına geleni söylüyor, aşağılıyordu. Galiba, yeni moda yarışma sunuculuğu böyle artık.
Ama yarışmaların en yenisi, Berkun Oya’nın sunduğu Rus Ruleti. Kaçırdıysanız hemen anlatayım. Burada isterseniz onlarca soruya cevap verin, bütün karizmanızla çatır çatır yarışın, sonuçta eğer bilemediğiniz bir yer gelirse, bir kol var onu çekiyorsunuz. Kapaklar açılıyor. Sizin üstünde durduğunuz kapak açılırsa, birden aşağı düşüveriyorsunuz. Biz de, kolların havaya kalkışını görüyoruz yalnızca. Son kare bu. Yarışmacı hafızamızda öyle kalıyor, saçlar uçuşurken, ceketin önü ilikli, kollar zorlukla kalkarken...
Bunun sunucusu da yarışmacılarla hafiften dalga geçme havasında. Açık açık aşağılamıyor ama, yüzünde muzip bir ifadeyle lafları art arda sokuyor, çekinmiyor.
Benim en sevdiğim yarışma sunucusunu merak ettiyseniz, Defne Joy Foster’ı tek geçerim. Uzman Avı diye bir sokak yarışması sunuyor, sokaktan çevirdiği insanlara, onların belirledikleri konu başlıklarına göre sorular soruyor. Hiç “Ben her şeyi biliyorum”, “Bunu nasıl bilemezsin” havalarında değil. Yarışmacılarla gayet samimi bir muhabbet kuruyor. Büyük bir ödül vermiyor belki, onun için kimse kapısında kuyruk olmuyor başkaları gibi. Olsun, muhabbet güzel.

ivis de bir fenomen

(Yer: Fenomen programı stüdyosu. İnsanüstü güçleri olduğuna inanan yarışmacılar, gösteriler yapmaktadır. Herkes mantıkla açıklanamayacak olayları birbirine anlatmaktadır. İsmini vermek istemeyen seyirci dayanamayarak stüdyoya girer.)
Yarışmacı 1: Şimdiiii, gözlerim kapalı olduğu halde bıçağı sallıyorum veeee işte tuttuğunuz kartı buldum.
Yarışmacı 2: Buradaki kutulardan birinin içinde bıçak var. Hooop, bıçaksız olana soktum elimi. Hop, yine bıçaksız olanı buldum. Çünkü insan üstü gücüm var.
İVİS: Ne yapıyorsunuz siz? Ne gösterisi şimdi bu?
Sinan Çetin: Bu arkadaşlar zihinleriyle bir şeyler yapabiliyor. Çok etkilendik hepimiz. Beş duyunun ötesine geçtiler.
İVİS: Ya saçmalamayıp durmayın. Zaten millet neye inanacağını şaşırmış, iyice şaşırtmayın insanları. Bildiğiniz illüzyon gösterisi değil mi bu? Sermet Erkin’in günahı tarot kartı yerine iskambil kağıdı kullanmak mı? Bıçak yerine çiçek çıkarmak mı? Onu da çağırsaydınız.
Uri Geller: Olur mu efendim, ben mesela düşünce gücümle kaşık büküyorum. Şimdi televizyonunuzun üstüne bozuk saatinizi koyun, ben enerji gönderip onu çalıştıracağım.
İVİS: Bana bak Uri, bunları görmeden önce sana biraz inanmıştım. Bu adam kaşıkları nasıl büküyor demiştim. Ama bana yapa yapa illüzyon gösterisi yaptınız. Enerji göndermek neymiş be, uydurmayın.
Uri Geller: İnsanın sınırı mekan değil zihni bence. Biz zihnimizle neler neler yapıyoruz. İnsan üstü güçlerimiz var.
İVİS: Yapma ya! Bu Sinan Çetin’i yok edebilir misin? Temelli ama. Bütün televizyon, sinema camiası bir rahat nefes alır. O zaman inanırım insan üstü gücün olduğuna. Yapamazsın değil mi? Hadi kardeşim, başka kapıya. Öteki kanallarda sizden daha beceriklisini bulursam affetmem. Yine de bu arada kaşıklarımdan uzak dur. Ne olur ne olmaz.

televizyonunu yeni açanlar için
Çağatay Yolda programı geçen hafta Mardin’deydi. Açık hava müzesi gibi kentte kameralarla dolaştık, belediyenin kadrolu eşekleriyle tanıştık, Mardinli amcaları dinledik. Buraya kadar güzel bir gezi programıydı. Sonra amcalardan biri aynen şöyle dedi; “Bizim hiçbir şeyden anlamadığımızı sanıyorlar. Hayır anlıyoruz, bizi aptal yerine koymasınlar.” Sonra Çağatay mikrofonu aldı, kameraya döndü, “Sayın seyirciler Mardin halkı aptal yerine konmak istemiyor” diye açıklama yaptı. Eee noldu şimdi Çağatay? Amcanın dediğini hiç mi anlamadın?
Gezi programlarının meraklısıyım, bilmem belli oluyor mu. Bu da, Samanyolu’ndaki Ayna programından. Vatandaşlar Özbekistan’ı geziyorlar. Özbek pilavı yemeden olmaz deyip bir pilavcıya oturdular. Pilavın yapılışını gösterdi de, o kadar ağır bir şeydi ki, kolay kolay yenebilir gibi gelmiyor uzaktan. “3 ölçü pirince bir ölçü yağ” şeklinde anormal bir oran verdi sunucumuz. Bu, yalnızca pişirirken. Servis yaparken de, üzerine beyaz beyaz kuyruk yağı kütleleri koyduklarını gördük. Ama sunucu, içimizi rahatlatan o açıklamayı yaptı: “Bu pilav kilo aldırmıyor sayın seyirciler. Çünkü yanında yeşil çay veriyorlar. Hazmı kolaylaştırıyor.” Hemen koştum bardak bardak içmeye. Pilavın tadından geçtim, görüntüsünü sindirsem yeter.
Komedi Dükkanı, yeni kanalı TRT’de yayınlanmaya başladı. Salih Kalyon yok ya artık, Tolga Çevik, tek başına, daha doğrusu yönetmenle baş başa. Her hafta da bir konuk oyuncu alıyorlar. Doğaçlamaya dayalı bir oyunculuk yapıyorlar. Geçen hafta Nilgün Belgün stüdyodaydı. Bayağı da saçmaladılar. O zaman bir kez daha fark ettim ki, Tolga Çevik’in yaptığı iş, çok zor bir iş. O mizansene ayak uydurmak, yılların oyuncuları için bile o kadar kolay olmuyor.
Bir de Tolga Çevik’in formatı kimden aldığına dair tartışmalar var. Okan Bayülgen, Zaga’da Engin Günaydın ile birlikte yaptıkları skeçlerde aynı sinirli yönetmen-başarısız oyuncu karakterlerini kullandıklarını söyleyip dava açacakmış. Kimileri Beyaz’ın vaktiyle Beyaz Atlı Prens’te bunu yaptığını söylüyor. Hem doğru, hem değil, aslına bakarsanız. Benzerleri yapılmıştır, doğru ama, oyun oyuna benzer. Herhalde bu itirazları kışkırtan, Tolga Çevik’in bunu bir reklama taşıyıp ciddi bir paraya dönüştürmesi, bir de programın sonunda “Format Tolga Çevik’e aittir” gibi biraz şımarıkça bir ifadenin yer alması. Bu durumdan hoşlanmamaları anlaşılır, ama formata sahip çıkmanın bir yararı olacağını sanmıyorum.
cızırtı - sunucu tutulması
www.evrensel.net