GÖZLEM

  • Kapitalizmin, emek sürecinin farklı parçalarını birleştirme ve bunları sermaye birikimini güvenceye alma doğrultusunda yönlendirme yönündeki uygulamalarının en belirgin sonucu, işçi sınıfının sürekli olarak büyümesidir


    Kapitalizmin, emek sürecinin farklı parçalarını birleştirme ve bunları sermaye birikimini güvenceye alma doğrultusunda yönlendirme yönündeki uygulamalarının en belirgin sonucu, işçi sınıfının sürekli olarak büyümesidir. Kapitalist üretimde egemen sınıf, emek sürecinin çeşitli öğelerini satın alır, onları aynı çatı altında bir araya getirir ve işçileri bu öğeler üzerinde, belli kurallar altında ve belli bir disiplin içinde çalışmaya zorlar. İşçileri kendi kuralları doğrultusunda çalıştırırken, işçi sınıfının oluşum sürecini bizzat kendi eliyle hızlandırır. Bilinen ifadeyle kendi “mezar kazıcısını” yine bizzat kendisi yaratır.
    Üretim sürecinde uygulanan tüm denetim ve disiplin uygulamalarına karşın, çalışmayı örgütleyen patronlar ile onların denetimi ve gözetimi altında çalışan işçiler arasında ayrılıklar ve farklılıkların ilk yaşandığı yerler üretim alanlarıdır. Ekonomik mücadele içinde patronların kârını, işçilerin ücretini artırma mücadelesi, işçi ile patron arasındaki ilk ve temel ayrışmayı oluşturur.
    Kapitalizmin ilk yıllarından itibaren patronlar, ekonomik alanda yaşanan ayrışmanın toplumsal ve siyasal alanda yaşanmasını engellemek için işçiler arasındaki farklılıkları kullanarak, sınıf içi rekabeti ve bölünmeyi güçlendirmek için geçmişten bu yana çeşitli yöntemler deniyorlar. Fabrika sisteminin ortaya çıkışından bu yana, işyerlerinde yaşanan ve hala aşılamamış olan “bölünme” ve “rekabet” uygulamaları ile sermaye egemenliğinin gücü ve etkisi arasında doğru orantı var. Ancak bu durum, kendiliğinden tam tersi sonuçlar da ortaya çıkarıyor. İşçilerin birbiriyle rekabetinin sonuçları, onları ortak çıkarlar etrafında birleşmeye, birlikte hareket etmeye de zorluyor. Çünkü birbirleriyle didiştikleri sürece sürekli olarak yenildiklerini, her seferinde daha kötü koşullarda çalışmak ve yaşamak zorunda kaldıklarını, bizzat kendi çalışma süreçleri içinde yaşadıkları deneyimlerle öğreniyorlar.
    İşçi ve emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaştığı, işyerleri, işkolları ve çalışma biçimleri açısından ciddi dönüşümlerin yaşandığı hemen herkes tarafından bilinen bir gerçek. Aynı üretim sürecinde birbirinden çok farklı karakterde istihdam biçimlerinin uygulanmaya başlanması, sınıfı bölmeye yönelik taktik ve uygulamaların çeşitlenerek artmaya devam ettiğinin en somut göstergesi. Ancak iş tespit yapmakla sınırlı kaldığında soruna teşhis koymaktan öteye gidilemiyor.
    Son birkaç yıldır emek hareketinde yaşanan canlılık, sermaye güçlerinin aksi yöndeki tüm girişimlerine karşın, işyerlerinde emekçilerin ortaklaşma ve bütünleşme imkanlarını arttırdı. Dolayısıyla emekçiler arasındaki parçalanma ve rekabet tehdidi ile ortak çıkarlar etrafında birleşme olanakları arasındaki karşılıklı ilişki, sendikaların çeşitli düzeylerde yaşadığı sorunlara rağmen, emek hareketinin yeniden örgütlenmesi ve güçlenmesi açısından sürekli yeni fırsatlar sunmaya devam ediyor.
    Sermayenin ve onun temcilerinin giderek yoğunlaşan saldırılarını geriletecek, daha mücadeleci bir hatta yönelmek gerektiği fikir olarak ileri sürülse de, bu fikrin henüz pratik bir karşılık bulduğu söylenemez. Sorun, bunun nasıl sağlanacağında düğümleniyor. Bu soruya bugünden net bir yanıt vermek zor olsa da, emekçilerin, sermayeden ve onun çıkarlarını gözeten her türlü akım ve siyasetten ayrışarak, işçi sınıfı ve emekçilerin orta ve uzun vadeli çıkarları doğrultusunda birleşmeye yönelmelerinin atılması gereken ilk adım olduğu tartışmasız bir gerçek. Bu doğrultuda atılacak adımlar ne kadar somut olursa, saldırılara karşı güçlü direnişler örgütlemek de o kadar kolay olacak.
    Sermaye saldırılarının yoğunlaşması, emekçileri kendiliğinden birlikte davranmaya itiyor. Çünkü saldırıların arttığı dönemler aynı zamanda, ayrışmaların da arttığı, emekçilerin çeşitli kesimlerinin birleşerek mücadele etme eğiliminin yükseldiği dönemler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hareketin kendiliğinden seyrine kapılmadan gerekli müdahaleleri zamanında yapmak. Emeğin sermayeden sadece ekonomik olarak değil, siyasal olarak da ayrışmasını sağlamak.
    Erkan Aydoğanoğlu
    www.evrensel.net