Ayazağa’da okulların sorunları çözülmüyor

Şişli Belediyesi’ne bağlı ve neredeyse Anadolu’da küçük bir şehir kadar nüfusu olan Ayazağa’da eğitim tam bir sorunlar yumağı. Ayazağa’da, 3 ilköğretim okulu ve inşaatı süren lise ile birlikte 2 lise, Beykent Üniversitesi Merkez Kampüsü ile bir de yüksek okul bulunuyor


Şişli Belediyesi’ne bağlı ve neredeyse Anadolu’da küçük bir şehir kadar nüfusu olan Ayazağa’da eğitim tam bir sorunlar yumağı. Ayazağa’da, 3 ilköğretim okulu ve inşaatı süren lise ile birlikte 2 lise, Beykent Üniversitesi Merkez Kampüsü ile bir de yüksek okul bulunuyor. Çoğunluğu Karadeniz’den göç etmiş ailelerin çocuklarının okuduğu bu okullarda, çocukların yoksulluk içinde geçen eğitimleri geleceklerini de belirlemede karşılarına sorun olarak çıkıyor.
Veliler açısından eğitime katkı payı adı altında her yıl 8-10 bin arasında bir rakam toplanıyor. Bu paralar okul aile birliği tarafından temizlik ve çalışanların maaş ve sigorta giderleri olarak kullanılıyor. Katkı payı verenlerin oranı yüzde 85. Belediyenin bütçesi ile yapılan okullarda kaynak, okul aile birliği ve idareci arasında sıkışmış bir sorun olarak duruyor. Okuldan sonra çocuklarını bırakabilecekleri bir yer olmamasından dolayı her ay 40 YTL vermeyi göze alan çalışan veliler, çocuklarını etüde bırakıyor. Bu daha çok zorunlu bir tercih haline gelmiş durumda.
Çalışmak zorunda olan ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenememesi eğitime başladıktan sonra bir sıfır mağlup başlamalarını ve sınıflardaki yığılmalardan dolayı başarı sansı düşen bir dezavantaja dönüşüyor. Hiçbir teknik donanıma sahip olmayan bu okullarda bilgisayar sınıfları ya da projeksiyon aleti yok.
Yoksullukla birlikte başarısızlık
Bu yılın başında faaliyete geçen ve 2000 öğrenci ile öğrenimine devam eden merkez ilköğretim okulu, Mustafa Sarıgül tarafından yeniden yaptırıldı. Eğitime birçok sıkıntıyla başlayan okulun sorunları hâlâ devam ediyor. Eğitim Sen 3 No’lu şube yöneticisi aynı zamanda merkez ilköğretim okulu öğretmeni Özgür Yavuz ile öğrencilerin ve velilerin yaşadıkları sıkıntılar üzerine konuştuk. 25, en fazla 30 olması gereken sınıfların 46 öğrenci ile öğrenime devam ettiğini söyleyen Yavuz, bununla birlikte anayasadaki eğitimin parasız olması maddesine rağmen okul aile birlikleri ve ailelerin sırtına bindirilen eğitime katkı payı ile sürdürülmeye çalışıldığını belirtti. Nüfusunun çok fazla olmasından kaynaklı yığma sınıflarla derse devam ettiklerini belirten Yavuz, aynı zamanda sürgün olarak geldiği okulda mesleğe ilk başlayan ya da İstanbul’a ilk gelen eğitimcilerin, ya da cezalandırılmaya çalışılan öğretmenlerin gönderildiği yoksul semtlerden bir olduğunu da sözlerine ekliyor. Sürgünü biten öğretmelerin ya da başka bir okula atama yapıldıktan sonra giden, öğretmenlerden sonra öğrencilerin bütünlüklü bir eğitimle devam etme şansı ortadan kalkmış oluyor.
Lüks bir semtte yaşasaydım...
Bu sorunların yaşandığı okullardan birinden mezun olan Sezgin Doğan düzenli bir eğitim alamadıklarını, eksiklerini çoğu zaman boş geçen derslerin yerine dershanelerden aldıkları ek derslerle telafi etmeye çalıştıklarını söyledi. Eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin geleceklerini de ellerinden aldığını kaydeden Doğan, “Eğer lüks bir semtte yaşıyor olsaydım ya da daha iyi altyapısı olan bir eğitim alsaydım bugün başka yerlerde olacaktım” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)
Şenay Kumuz-Nurettin Cihan
www.evrensel.net