YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Günümüzden 14 bin yıl önce, toplayıcı-avcı insanların toplandıkları, belki de tapındıkları yer Göbekli Tepe, Urfa’ dan 15 km ötede...


    Günümüzden 14 bin yıl önce, toplayıcı-avcı insanların toplandıkları, belki de tapındıkları yer Göbekli Tepe, Urfa’ dan 15 km ötede...
    Anlatmıştım size...
    Yeryüzünde bulunmuş, insan elinin yarattığı en eski yontu da Urfa’ da çıkmıştı bir temelin altından... O da o çağdandı...
    Toprağın ilk sürüldüğü, ekinin yetiştirildiği ilk yer Anadolu... İlk yerleşme Çayönü de burada... 12 bin yıl öncesinden...
    Günümüzden 8 bin 500-9 bin yıl geriye gidince, 5-10 bin insanın savaşsız, bir arada yaşadığı Çatalhöyük, Konya’nın az ötesinde...
    Hep söz ettim ya bunlardan, hem de kaç kez...
    İlk imparatorluk da bu topraklarda kurulmuş: Hitit İmparatorluğu...
    Sonra Frigler... Sonra “kent” tanımına uyan ilk kentler... Önceden tasarlanıp hiç yoktan var edilmiş ilk kent Priene de burada...
    Helmut Uhlig’in yazdığı gibi, Avrupa’nın anası Anadolu burası, hani şu Sümerlerden yazıyı alıp Batı’ya aktaran...
    Kısacası el el üstünde...
    Kısacası bir kültür kazanı ki yok yok...
    Kısacası, herkes ayrı gayrı bilmeden, ak kara demeden hem eriyor hem eritiyor herkesi, her şeyi bu kültür kazanında...
    İşte bu kültür kazanının ürünüdür Sinan...
    Hani bir kişinin anasını babasını sorarsınız ya, onu daha iyi tanıyacağınız düşüncesiyle... İşte Sinan’ın anası da babası da Anadolu...
    Hem Asyalı, hem Akdenizli Anadolu...
    Sinan da bilincinde bunun...
    Yapıtlarında bu bilinci yansıtmakla kalmıyor, simgeliyor da... Bir yapısında bir köşeye, önceki uygarlığın bir yapıtını, başlığı ile bir kolonunu yerleştirivererek... Afralanıp, tafralanmadan alçak gönüllülükle diyor ki: “Bütün insanlık geçmişi ışıldıyor içimde...”
    Sinan kimilerine göre gökten zembille inmiştir ya sanki... Hiç de öyle değil elbette...
    Yapıtlarından çok şey öğrenip, yüksünmeden çok şey aldığı bir Mimar Hayrettin var örneğin... Hani şu Edirne’de, karasevdalıların sağlıklaştırılması için İkinci Bayazıt Külliyesi’ni yapan...
    Sonrasında da çok sevdiği, övündüğü, güvendiği bir Mimar Hayrettin var... Hani şu Mostar Köprüsü’nü yapan... Daha öncesinde, sonrasında yüzü aşkın mimar sayılabilir... Hepsi el ele ola gelip, geleceğe onlarla inandığı...
    Buncağızla kesmeyeceğim. Anlatacağım daha Sinan’ı, o katılımcı yaratıcıyı, o çizgisini bileni, o hiç yorulmayan, gene de kendinden pek az söz eden...
    Peki nasıl anlatırsın ki bilmeden? Söz etmemiş ki kendinden...
    Uzun boylu muydu, yakışıklı mıydı, güzel bir insan mıydı?
    Bilmem...
    Mustafa Kemal ışıldayan ampulü gösterip,
    “Bu nedir”
    diye sormuş ere...
    “Elektrik” demiş er.
    “İyi de nedir?”
    diye üsteleyince, yanıtlamış:
    “Ne idiği bilinmez ettiğinden bellidir.”
    İşte öyle biliyorum ben Sinan’ı... Ettiğinden biliyorum...
    Cengiz Bektaş
    www.evrensel.net