EVRENSEL’den

  • AKP Hükümeti, hatırlanacağı gibi uzunca bir süredir uykuya bıraktığı 301. madde değişikliğini, hakkında kapatma davası açılınca hatırladı.


    AKP Hükümeti, hatırlanacağı gibi uzunca bir süredir uykuya bıraktığı 301. madde değişikliğini, hakkında kapatma davası açılınca hatırladı. Partilerinin kapatılmasına karşı Anayasa değişikliği dahil olmak üzere bir dizi önlemli konuyu gündemlerine alan Başbakan Erdoğan ve kurmayları, AB’nin “Reformlar 3 yıldır askıda” uyarısını da göz önünde bulundurarak 301. madde değişikliğini yeniden gündemlerine aldılar.
    Şu ana kadar demokratikleşme konusunda hep ‘kendine Müslüman’ bir tavır içinde olan AKP kurmayları, bu konuda gelebilecek haklı eleştirileri karşılayabilecek durumda da olmadıkları için, “Sadece kendimiz için demokrasi istemiyoruz” demeye getiriyorlar. Ancak bu nedenle yeniden gündemlerine aldıkları ve önceki gün Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmesini sağladıkları 301. maddede değişiklik öngören tasarı, bir manipülasyondan öte bir anlam taşımıyor.
    301’den dava açmak için soruşturma yetkisinin Adalet Bakanlığı’na verildiği değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra, benzer gerekçelerle benzer davaların gündeme gelmemesi için hiçbir neden yok.
    Örneğin bakanlar, davaya konu olan kişinin ününe bağlı olarak, bu kişi hakkında dava açılmasının hükümeti ulusal ve uluslararası düzeyde sıkıntıya sokup sokmayacağına da bakarak son derece subjektif kararlar verebilir. Bakanlık, -yapılan değişikliğin sonucu olarak- herhangi bir kişinin “Türk milletine” hakaret ettiği ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”ni aşağıladığı savıyla hakkında soruşturma izni verebilir.
    Böyle keyfe keder bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Demokrasinin ve düşünce özgürlüğünün Adalet Bakanı’nın vesayetine bırakıldığı bir ülkede demokrasiden söz edilebilir mi?
    Peki bu tip bir demokrasinin başlı başına kendisi “Türk milleti”ne hakaret değil midir? Bu millete reva görülen demokrasi anlayışı bu olduğuna göre, bu soruyu sormaktan daha doğal ne olabilir?
    Muhalefetten canını sıkan bir eleştiri gelince, “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmemiştir” diyerek “öfke sanatı”ndan(!) örnekler sergileyen Başbakan, Türkiye’ye de dünyanın en kötü “demokrasilerinden” birini layık görmektedir.
    Emekçiler için ekmeğin giderek küçüldüğü Türkiye, demokrasi ve özgürlükler açısından da benzer bir tabloya mahkum edilmektedir.
    301. maddenin nelere yol açtığını Türkiye, Hrant Dink örneğinde yaşadı. Şimdi yapılan değişiklikle ise aydınlar “Türklüğe” değil de, “Türk milletine” hakaret ettikleri için hedefe konulmuş olacaklar. Peki bu durumda neyi değiştirecekler?
    İyi haftalar!..
    www.evrensel.net